İletişim

muhsinertugrulsahnesi@gmail.com

20 Ekim 2007 Cumartesi

Utanmazlar…

Orhan Aydın
oaydinoaydin@gmail.com

Efendim, bu satırların siz değerli okuyucuları bilirsiniz ki, AKP kültür-sanat alanlarına ve tüm yaratıcılarına karşı “yok etme” politikaları uygulamak için, “uyuyan güzel” döneminde düğmeğe basmıştı.

Adamlar, ellerindeki tüm yolları kullanarak amaçlarına ulaşmak için “ne gerekiyorsa yapmak adına” canla başla işlerine koyulmuşlardır.

Bu zatlar, iki yerde duvara toslamışlardır. Biri, DT Genel Müdürlüğünden iftiralar atarak görevden aldıkları L. Bilgin’in yargıda “tüm dosyalardan aklanarak” mahkeme kararı ile görevine dönmesidir; diğeri ise, AKM’nin yıkılması konusundaki kararlarının gelip sanatçıların duvarına çarpmasıdır.

26 Mart 2007 AKM eylemi, uyuyan güzel ve kabinesini yeni kurnaz arayışlara itmiştir. Örgütlü duruş, ellerindeki tüm belgeleri halka, yargıya, basına, dönemin Cumhurbaşkanı’na ve bu beyefendilerin içimizde gezinen “pislik” uzantılarına sunmuş ak ile kara anlaşılır olmuştur. Suskunluk, bir balon olarak bu kez 2010 projesinin içinden pırtlamıştır.

Yasal yollardan yıkamayacaklarını anladıkları mekanları “Özel yasa çıkartarak yıkarız” diyerek, 2010 AB güzellemesi’nin içine koymuşlardır.

Pazarlamacılar işlerini iyi bilmektedirler.

Bir önceki dönemde “kadük” olan yasa, şimdi az kavgalı - patırtılı ve diğer sanat düşmanı faşist MHP’nin tam desteği ile “kabul” görmüştür.

Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinin yıkımı kararı, bu yasanın onanması, Resmi Gazetede yayınlanması filan beklenmeden Eylül ayının başlarında İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığınca alınmıştır.

‘Sivas Katliamı’ sanığına işi vererek gizlenmesini sağlayan kurnaz, Kadir Topbaş efendi, aslında halt etmiştir. Yaptığı uygulama yasa dışıdır.

Oldu bittiye getirilmeye çalışılan şey, bütün bir halkın ortak malının IMF’e güzellenmesinden başka hiçbir şey değildir.

Olay mahkemeliktir. Mimarlar Odası “yürütmeyi durdurma” istemiştir.

Kadir Topbaş, İstanbul’u Yusufeli sanmaktadır.

Aldanıyor.

Burası, kimsenin babasının keçi kayalığı değildir.

Ama asıl haltı, Şehir Tiyatrosu yönetiminde olan seçilmiş ve atanmış yöneticiler etmişlerdir.



Kurum ile Belediye arasında “görüşmeci” oldukları için, gelişmelerin tamamını birebir bildikleri halde, kurum çalışanlarından ve sanatçılardan tüm gerçekleri gizlemişlerdir.

Bu işi becerenlerden biri, başını ellerinin arasına alarak dolaşan seçilmiş bir yurttaştır. Diğeri ise, çember sakalı ile, yağmur dualarında bile ortaya çıkan “sanat yönetmeni” diye anılmak zorunda kalınan zattır.

Masaların üzerine yalan-dolan projeler serilmiş, insanlar “ikna” edilmek istenmiştir.

Oysa durum açıktır.

Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi 37 yıllık geçmişi ile birlikte, bu beylerce, Belediye Başkanlığı direktifleri yerine getirilerek peşkeş çekilmiştir. Hiçbir direnme kıpırtısı gösterilmemiştir. Direnç gösterenlere açıktan cephe alınmıştır.

Yerine yapılacak kongre binasının içindeki salon ise, konferans salonu özelliklerine sahiptir ve yalnızca iki kulisi vardır. Gerçek, Mimarlar Odası Büyükşehir Şubesince kayıt altındadır.

Kimse kusura bakmasın.

Hiç kimse, ölü gömücülüğü üstünden, mumlar yakıp sahte göz yaşları dökmesin.

“Benim bu sahnede… şu kadar yıl emeğim…”, “Ah azizim ne oyundu ve ne seyirciydi o…”, “ Bu sahnenin açılışını hatırlıyorum da…”, “Ayy… şekerim içim bi tuhaf oldu…”

Kavgada olmayanın anısını yaşatmaya da hakkı yoktur.

Adama günü gelir sorarlar, “yıkılmaması için neden direnç göstermedin” diye.

Yıkıcılar cümle alem ortada, peki siz neredesiniz? Lütfi Kırdar’ın altında, Borsa Lokantasında iki tek atıp, neyi kurtarmanın peşindesiniz?

Neden teslim ettiniz, tüm dünya oyuncularının ortak evi olan sahneyi?

Hadi kendinize saygınız yok diyelim!

Oynadığınız oyunlara, oyunların kahramanlarına, sözcüklerine, yazarlarına, bestecilerine, dekorcularına, kostümcülerine ışıkçılarına ve seyircilerine de mi saygınız yok?

Kimsiniz siz?

Bu halka, mesleğimizin erdemine, onuruna ve insanlığa karşı göreviniz yok mu sizin?

26 Mart Eylemine katılmayan, kampanya metinlerine imza bile vermeyen siz sayın aristokratlar, bir eli yağda, bir eli balda olmanın da bir sonu vardır.

Beyoğlu’nda iş bekleyen 300 tane, yeni pırıl pırıl oyuncu var.

Ve kimileri, sizin içinizden kimilerini ceplerinden çıkarırlar.
Çıkarın kostümlerinizi sırtınızdan, silin makyajlarınızı.

Sahnelerinin yıkılmasına “rıza” gösteren” yaratıcı, ülkesinin pazarlanmasına göz yuman aymazdan daha tehlikelidir.

Orası STV yada X kanal’ın çekim seti değil hanımlar beyler, TİYATRO SAHNESİDİR. İçinde yaşattıkları da Türkiye tiyatro tarihinin önemli bir sürecidir.

AKM hesaplaşması da benzer bir sona doğru yol alıyor.

Ortalarda gezinen bakan hazretlerinin ne dediği bile belli değil.

“Bakarız… ederiz… yaparız… ama şimdi… Noel Babaya kostüm… bu elbise biraz kalın… severim ben bu işi…”

AKM’yi gezmiş, ama ne dediği anlaşılamadı.

Karikatür gibi.

Önde bakan arkada bir heyet binayı dolaşıyorlar.

Sahne asansörleri, depolar, kulisler, prova odaları efendiye gösteriliyor.

Efendi, zamanında Tiyatroya bulaşmış ya! Çok anlıyor bu işten!

Tersi olmalı tersi. Teknik heyet bakana durumu rapor etmeli; evet onun gözetiminde olsun, ama hiç olmasa bu doğru yapılsın.

O teknik heyet, Opera, Tiyatro, Bale ve Senfoni alanlarının sahne üstünde kullandıkları teknik düzenekler ile ilgili bilgi sahibi olsun.

Binanın yapısal değerleri konusunda bilgi aktarabilecek yetkinlikte kişiler olsun.

Sonra sakın ha deprem ile ilgili üniversite raporları, Anıtlar kurulu raporu falan karartılmaya kalkılmasın.

Karanlığa Karşı Sanat Cephesi olarak kalkar, Ankara’ya gelir, Kültür Bakanlığı’nın önündeki ilan tahtasına çakıveririz belgeleri.

Hepsi elimizdedir ve AKM’yi yıkmak isteyen, AKP’nin karanlık ruhunun canını yakmaktadır.

Kararlılığımız sürüyor. Ne Harbiye Muhsin Ertuğrul’da (içerdeki tiyatro baronlarına rağmen) ne AKM’de, tek santim geri adım atmış değiliz. Bunların SANAT DÜŞMANI OLDUKLARINI DÜNYAYA DUYURUYORUZ. Bizlerle dayanışan sanat örgütleri, Başbakan ve Bakan efendinin elini sıkmaya hazırlanıyorlar!

Önümüzdeki haftalarda Taksim ve Harbiye’de sanat ve sanatçılar adına İYİ ŞEYLER OLACAK. Ayak seslerini duymaya hazır olun.

Sevgili okur, bitirirken şu Anayasa beceriksizliği ile ilgili sanatçı arkadaşlarımın yürüttükleri kampanyalar için, iki cümle etme gereksinmesindeyim.

Sevgili kardeşler, ne 64. maddedir bu böyle. Taslağın tamamımı okuyun lütfen ve tüm Ülkenin emperyalizme nasıl güzellendiğini yeniden düşünün.

İçinde sanat ve sanatçı haklarının olmadığı o taslakta daha neler yok ve daha neler var yeniden görmüş olursunuz. Mesele, sanat ve sanatçı haklarından çok daha ötede, tüm ülkenin geleceği ile ilgilidir.

Ve bu ülkenin sanatçılarına, bu faşist, dinci taslağı ayaklarımızın altına alıp çiğnemek düşer. Ona önerme yapmak değil.

Ha unutmadan…

Dün gece geç saatlerde, (oradan geçen genç arkadaşların yalancısıyım) Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinin önündeki, MUHSİN HOCA heykelinin canlanıp, ağız dolusu tükürdüğünü görmüşler!

Ekim 2007
Kaynak: http://www.tiyatrom.com/orhan_aydin_11.htm

Hiç yorum yok: