Bizler, 4 Kasım saat 18.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin önünde buluşmaya hazırlanıyoruz.
Ellerimizde meşaleler, fenerler, dillerimizde ortak sözümüz, onurlarımızı birleştirmeye hazırlanıyoruz.
Bir çoğul ses olarak, şarkılar söyleyip, şiirler okuyarak Atatürk Kültür Merkezi'nin önüne kadar yürüyeceğiz.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ni ve Atatürk Kültür Merkezi'ni yıkmak isteyen, çağın gericilerine karşı sözü olan her bireyin, her kurumun sözüne ortak olmaya hazırız.
Bizler; operacılar, senfoni sanatçıları, bale ve tiyatro yaratıcıları, dansçılar, dekor, kostüm, aksesuar, ışık tasarımcıları, sahne teknisyenleri, müzik yaratıcıları, sinema alanındaki yaratıcılar, mimarlar ve yazarlar sizleri birlikte yan yana olmaya çağırıyoruz.
Gelin, seslerimizi çoğalttığımız sanatsal yaratı alanlarımızı birlikte savunalım.
Gelin, sözcüklerimizin kalıcı yaratıların ürünleri olduklarını birlikte kanıtlayalım.
Gelin, ülke insanlığımızın ortak sesi olduğumuzu, dünya insanlığına duyuralım.
Gelin karanlığa karşı birlikte ışık olalım.
Kaynak: http://www.mimarist.org/index.cfm?Sayfa=belge&Sub=detail&RecID=432
İletişim
muhsinertugrulsahnesi@gmail.com
İçindekiler
30 Ekim 2007 Salı
“Tozlu çizmeler” oyunu için Cumhuriyet Galası
“Tozlu Çizmeler” oyunu için 30 Ekim 2007 Salı günü Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Cumhuriyet Galası” gerçekleştirilecek.
30.10.2007
30.10.2007
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBB Şehir Tiyatroları), Cumhuriyet’in 85. yıl dönümü kutlamaları çerçevesinde gerçekleştirilen etkinlik ve organizasyonlara, İsmet Küntay’ın yazdığı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan Tozlu Çizmeler adlı oyunla katılıyor. Osmanlı Dönemi’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan köklü geçmişi ve İstanbul’da tiyatronun en köklü adresi olan İBB Şehir Tiyatroları, Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümünde gerçekleştirilen birbirinden anlamlı ve güzel çalışmalara anlamlı bir katkı daha yaparak, tiyatro seyircisini bu coşkuya ortak ediyor. Türk Tiyatrosu’nun önemli yazarlarından İsmet Küntay da böyle anlamlı bir kutlama çerçevesinde ilk kez İBB Şehir Tiyatroları repertuarında yer alarak, tiyatro seyircisi ile buluştu.
İBB Şehir Tiyatroları’nın usta yönetmeni Engin Uludağ’ın sahneye taşıdığı Tozlu Çizmeler adlı oyunun “Cumhuriyet Galası”, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde 30 Ekim tarihinde gerçekleştirilecek. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde 2009 yılı Ekim ayına kadar oyunlara ara verileceği için, Tozlu Çizmeler, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde o tarihe kadar gerçekleştirilecek son gala olması bakımından da ayrı bir önem taşıyor. (...)
20 Ekim 2007 Cumartesi
Utanmazlar…
Orhan Aydın
oaydinoaydin@gmail.com
Efendim, bu satırların siz değerli okuyucuları bilirsiniz ki, AKP kültür-sanat alanlarına ve tüm yaratıcılarına karşı “yok etme” politikaları uygulamak için, “uyuyan güzel” döneminde düğmeğe basmıştı.
Adamlar, ellerindeki tüm yolları kullanarak amaçlarına ulaşmak için “ne gerekiyorsa yapmak adına” canla başla işlerine koyulmuşlardır.
Bu zatlar, iki yerde duvara toslamışlardır. Biri, DT Genel Müdürlüğünden iftiralar atarak görevden aldıkları L. Bilgin’in yargıda “tüm dosyalardan aklanarak” mahkeme kararı ile görevine dönmesidir; diğeri ise, AKM’nin yıkılması konusundaki kararlarının gelip sanatçıların duvarına çarpmasıdır.
26 Mart 2007 AKM eylemi, uyuyan güzel ve kabinesini yeni kurnaz arayışlara itmiştir. Örgütlü duruş, ellerindeki tüm belgeleri halka, yargıya, basına, dönemin Cumhurbaşkanı’na ve bu beyefendilerin içimizde gezinen “pislik” uzantılarına sunmuş ak ile kara anlaşılır olmuştur. Suskunluk, bir balon olarak bu kez 2010 projesinin içinden pırtlamıştır.
Yasal yollardan yıkamayacaklarını anladıkları mekanları “Özel yasa çıkartarak yıkarız” diyerek, 2010 AB güzellemesi’nin içine koymuşlardır.
Pazarlamacılar işlerini iyi bilmektedirler.
Bir önceki dönemde “kadük” olan yasa, şimdi az kavgalı - patırtılı ve diğer sanat düşmanı faşist MHP’nin tam desteği ile “kabul” görmüştür.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinin yıkımı kararı, bu yasanın onanması, Resmi Gazetede yayınlanması filan beklenmeden Eylül ayının başlarında İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığınca alınmıştır.
‘Sivas Katliamı’ sanığına işi vererek gizlenmesini sağlayan kurnaz, Kadir Topbaş efendi, aslında halt etmiştir. Yaptığı uygulama yasa dışıdır.
Oldu bittiye getirilmeye çalışılan şey, bütün bir halkın ortak malının IMF’e güzellenmesinden başka hiçbir şey değildir.
Olay mahkemeliktir. Mimarlar Odası “yürütmeyi durdurma” istemiştir.
Kadir Topbaş, İstanbul’u Yusufeli sanmaktadır.
Aldanıyor.
Burası, kimsenin babasının keçi kayalığı değildir.
Ama asıl haltı, Şehir Tiyatrosu yönetiminde olan seçilmiş ve atanmış yöneticiler etmişlerdir.
Kurum ile Belediye arasında “görüşmeci” oldukları için, gelişmelerin tamamını birebir bildikleri halde, kurum çalışanlarından ve sanatçılardan tüm gerçekleri gizlemişlerdir.
Bu işi becerenlerden biri, başını ellerinin arasına alarak dolaşan seçilmiş bir yurttaştır. Diğeri ise, çember sakalı ile, yağmur dualarında bile ortaya çıkan “sanat yönetmeni” diye anılmak zorunda kalınan zattır.
Masaların üzerine yalan-dolan projeler serilmiş, insanlar “ikna” edilmek istenmiştir.
Oysa durum açıktır.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi 37 yıllık geçmişi ile birlikte, bu beylerce, Belediye Başkanlığı direktifleri yerine getirilerek peşkeş çekilmiştir. Hiçbir direnme kıpırtısı gösterilmemiştir. Direnç gösterenlere açıktan cephe alınmıştır.
Yerine yapılacak kongre binasının içindeki salon ise, konferans salonu özelliklerine sahiptir ve yalnızca iki kulisi vardır. Gerçek, Mimarlar Odası Büyükşehir Şubesince kayıt altındadır.
Kimse kusura bakmasın.
Hiç kimse, ölü gömücülüğü üstünden, mumlar yakıp sahte göz yaşları dökmesin.
“Benim bu sahnede… şu kadar yıl emeğim…”, “Ah azizim ne oyundu ve ne seyirciydi o…”, “ Bu sahnenin açılışını hatırlıyorum da…”, “Ayy… şekerim içim bi tuhaf oldu…”
Kavgada olmayanın anısını yaşatmaya da hakkı yoktur.
Adama günü gelir sorarlar, “yıkılmaması için neden direnç göstermedin” diye.
Yıkıcılar cümle alem ortada, peki siz neredesiniz? Lütfi Kırdar’ın altında, Borsa Lokantasında iki tek atıp, neyi kurtarmanın peşindesiniz?
Neden teslim ettiniz, tüm dünya oyuncularının ortak evi olan sahneyi?
Hadi kendinize saygınız yok diyelim!
Oynadığınız oyunlara, oyunların kahramanlarına, sözcüklerine, yazarlarına, bestecilerine, dekorcularına, kostümcülerine ışıkçılarına ve seyircilerine de mi saygınız yok?
Kimsiniz siz?
Bu halka, mesleğimizin erdemine, onuruna ve insanlığa karşı göreviniz yok mu sizin?
26 Mart Eylemine katılmayan, kampanya metinlerine imza bile vermeyen siz sayın aristokratlar, bir eli yağda, bir eli balda olmanın da bir sonu vardır.
Beyoğlu’nda iş bekleyen 300 tane, yeni pırıl pırıl oyuncu var.
Ve kimileri, sizin içinizden kimilerini ceplerinden çıkarırlar.
Çıkarın kostümlerinizi sırtınızdan, silin makyajlarınızı.
Sahnelerinin yıkılmasına “rıza” gösteren” yaratıcı, ülkesinin pazarlanmasına göz yuman aymazdan daha tehlikelidir.
Orası STV yada X kanal’ın çekim seti değil hanımlar beyler, TİYATRO SAHNESİDİR. İçinde yaşattıkları da Türkiye tiyatro tarihinin önemli bir sürecidir.
AKM hesaplaşması da benzer bir sona doğru yol alıyor.
Ortalarda gezinen bakan hazretlerinin ne dediği bile belli değil.
“Bakarız… ederiz… yaparız… ama şimdi… Noel Babaya kostüm… bu elbise biraz kalın… severim ben bu işi…”
AKM’yi gezmiş, ama ne dediği anlaşılamadı.
Karikatür gibi.
Önde bakan arkada bir heyet binayı dolaşıyorlar.
Sahne asansörleri, depolar, kulisler, prova odaları efendiye gösteriliyor.
Efendi, zamanında Tiyatroya bulaşmış ya! Çok anlıyor bu işten!
Tersi olmalı tersi. Teknik heyet bakana durumu rapor etmeli; evet onun gözetiminde olsun, ama hiç olmasa bu doğru yapılsın.
O teknik heyet, Opera, Tiyatro, Bale ve Senfoni alanlarının sahne üstünde kullandıkları teknik düzenekler ile ilgili bilgi sahibi olsun.
Binanın yapısal değerleri konusunda bilgi aktarabilecek yetkinlikte kişiler olsun.
Sonra sakın ha deprem ile ilgili üniversite raporları, Anıtlar kurulu raporu falan karartılmaya kalkılmasın.
Karanlığa Karşı Sanat Cephesi olarak kalkar, Ankara’ya gelir, Kültür Bakanlığı’nın önündeki ilan tahtasına çakıveririz belgeleri.
Hepsi elimizdedir ve AKM’yi yıkmak isteyen, AKP’nin karanlık ruhunun canını yakmaktadır.
Kararlılığımız sürüyor. Ne Harbiye Muhsin Ertuğrul’da (içerdeki tiyatro baronlarına rağmen) ne AKM’de, tek santim geri adım atmış değiliz. Bunların SANAT DÜŞMANI OLDUKLARINI DÜNYAYA DUYURUYORUZ. Bizlerle dayanışan sanat örgütleri, Başbakan ve Bakan efendinin elini sıkmaya hazırlanıyorlar!
Önümüzdeki haftalarda Taksim ve Harbiye’de sanat ve sanatçılar adına İYİ ŞEYLER OLACAK. Ayak seslerini duymaya hazır olun.
Sevgili okur, bitirirken şu Anayasa beceriksizliği ile ilgili sanatçı arkadaşlarımın yürüttükleri kampanyalar için, iki cümle etme gereksinmesindeyim.
Sevgili kardeşler, ne 64. maddedir bu böyle. Taslağın tamamımı okuyun lütfen ve tüm Ülkenin emperyalizme nasıl güzellendiğini yeniden düşünün.
İçinde sanat ve sanatçı haklarının olmadığı o taslakta daha neler yok ve daha neler var yeniden görmüş olursunuz. Mesele, sanat ve sanatçı haklarından çok daha ötede, tüm ülkenin geleceği ile ilgilidir.
Ve bu ülkenin sanatçılarına, bu faşist, dinci taslağı ayaklarımızın altına alıp çiğnemek düşer. Ona önerme yapmak değil.
Ha unutmadan…
Dün gece geç saatlerde, (oradan geçen genç arkadaşların yalancısıyım) Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinin önündeki, MUHSİN HOCA heykelinin canlanıp, ağız dolusu tükürdüğünü görmüşler!
Ekim 2007
Kaynak: http://www.tiyatrom.com/orhan_aydin_11.htm
oaydinoaydin@gmail.com
Efendim, bu satırların siz değerli okuyucuları bilirsiniz ki, AKP kültür-sanat alanlarına ve tüm yaratıcılarına karşı “yok etme” politikaları uygulamak için, “uyuyan güzel” döneminde düğmeğe basmıştı.
Adamlar, ellerindeki tüm yolları kullanarak amaçlarına ulaşmak için “ne gerekiyorsa yapmak adına” canla başla işlerine koyulmuşlardır.
Bu zatlar, iki yerde duvara toslamışlardır. Biri, DT Genel Müdürlüğünden iftiralar atarak görevden aldıkları L. Bilgin’in yargıda “tüm dosyalardan aklanarak” mahkeme kararı ile görevine dönmesidir; diğeri ise, AKM’nin yıkılması konusundaki kararlarının gelip sanatçıların duvarına çarpmasıdır.
26 Mart 2007 AKM eylemi, uyuyan güzel ve kabinesini yeni kurnaz arayışlara itmiştir. Örgütlü duruş, ellerindeki tüm belgeleri halka, yargıya, basına, dönemin Cumhurbaşkanı’na ve bu beyefendilerin içimizde gezinen “pislik” uzantılarına sunmuş ak ile kara anlaşılır olmuştur. Suskunluk, bir balon olarak bu kez 2010 projesinin içinden pırtlamıştır.
Yasal yollardan yıkamayacaklarını anladıkları mekanları “Özel yasa çıkartarak yıkarız” diyerek, 2010 AB güzellemesi’nin içine koymuşlardır.
Pazarlamacılar işlerini iyi bilmektedirler.
Bir önceki dönemde “kadük” olan yasa, şimdi az kavgalı - patırtılı ve diğer sanat düşmanı faşist MHP’nin tam desteği ile “kabul” görmüştür.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinin yıkımı kararı, bu yasanın onanması, Resmi Gazetede yayınlanması filan beklenmeden Eylül ayının başlarında İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığınca alınmıştır.
‘Sivas Katliamı’ sanığına işi vererek gizlenmesini sağlayan kurnaz, Kadir Topbaş efendi, aslında halt etmiştir. Yaptığı uygulama yasa dışıdır.
Oldu bittiye getirilmeye çalışılan şey, bütün bir halkın ortak malının IMF’e güzellenmesinden başka hiçbir şey değildir.
Olay mahkemeliktir. Mimarlar Odası “yürütmeyi durdurma” istemiştir.
Kadir Topbaş, İstanbul’u Yusufeli sanmaktadır.
Aldanıyor.
Burası, kimsenin babasının keçi kayalığı değildir.
Ama asıl haltı, Şehir Tiyatrosu yönetiminde olan seçilmiş ve atanmış yöneticiler etmişlerdir.
Kurum ile Belediye arasında “görüşmeci” oldukları için, gelişmelerin tamamını birebir bildikleri halde, kurum çalışanlarından ve sanatçılardan tüm gerçekleri gizlemişlerdir.
Bu işi becerenlerden biri, başını ellerinin arasına alarak dolaşan seçilmiş bir yurttaştır. Diğeri ise, çember sakalı ile, yağmur dualarında bile ortaya çıkan “sanat yönetmeni” diye anılmak zorunda kalınan zattır.
Masaların üzerine yalan-dolan projeler serilmiş, insanlar “ikna” edilmek istenmiştir.
Oysa durum açıktır.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi 37 yıllık geçmişi ile birlikte, bu beylerce, Belediye Başkanlığı direktifleri yerine getirilerek peşkeş çekilmiştir. Hiçbir direnme kıpırtısı gösterilmemiştir. Direnç gösterenlere açıktan cephe alınmıştır.
Yerine yapılacak kongre binasının içindeki salon ise, konferans salonu özelliklerine sahiptir ve yalnızca iki kulisi vardır. Gerçek, Mimarlar Odası Büyükşehir Şubesince kayıt altındadır.
Kimse kusura bakmasın.
Hiç kimse, ölü gömücülüğü üstünden, mumlar yakıp sahte göz yaşları dökmesin.
“Benim bu sahnede… şu kadar yıl emeğim…”, “Ah azizim ne oyundu ve ne seyirciydi o…”, “ Bu sahnenin açılışını hatırlıyorum da…”, “Ayy… şekerim içim bi tuhaf oldu…”
Kavgada olmayanın anısını yaşatmaya da hakkı yoktur.
Adama günü gelir sorarlar, “yıkılmaması için neden direnç göstermedin” diye.
Yıkıcılar cümle alem ortada, peki siz neredesiniz? Lütfi Kırdar’ın altında, Borsa Lokantasında iki tek atıp, neyi kurtarmanın peşindesiniz?
Neden teslim ettiniz, tüm dünya oyuncularının ortak evi olan sahneyi?
Hadi kendinize saygınız yok diyelim!
Oynadığınız oyunlara, oyunların kahramanlarına, sözcüklerine, yazarlarına, bestecilerine, dekorcularına, kostümcülerine ışıkçılarına ve seyircilerine de mi saygınız yok?
Kimsiniz siz?
Bu halka, mesleğimizin erdemine, onuruna ve insanlığa karşı göreviniz yok mu sizin?
26 Mart Eylemine katılmayan, kampanya metinlerine imza bile vermeyen siz sayın aristokratlar, bir eli yağda, bir eli balda olmanın da bir sonu vardır.
Beyoğlu’nda iş bekleyen 300 tane, yeni pırıl pırıl oyuncu var.
Ve kimileri, sizin içinizden kimilerini ceplerinden çıkarırlar.
Çıkarın kostümlerinizi sırtınızdan, silin makyajlarınızı.
Sahnelerinin yıkılmasına “rıza” gösteren” yaratıcı, ülkesinin pazarlanmasına göz yuman aymazdan daha tehlikelidir.
Orası STV yada X kanal’ın çekim seti değil hanımlar beyler, TİYATRO SAHNESİDİR. İçinde yaşattıkları da Türkiye tiyatro tarihinin önemli bir sürecidir.
AKM hesaplaşması da benzer bir sona doğru yol alıyor.
Ortalarda gezinen bakan hazretlerinin ne dediği bile belli değil.
“Bakarız… ederiz… yaparız… ama şimdi… Noel Babaya kostüm… bu elbise biraz kalın… severim ben bu işi…”
AKM’yi gezmiş, ama ne dediği anlaşılamadı.
Karikatür gibi.
Önde bakan arkada bir heyet binayı dolaşıyorlar.
Sahne asansörleri, depolar, kulisler, prova odaları efendiye gösteriliyor.
Efendi, zamanında Tiyatroya bulaşmış ya! Çok anlıyor bu işten!
Tersi olmalı tersi. Teknik heyet bakana durumu rapor etmeli; evet onun gözetiminde olsun, ama hiç olmasa bu doğru yapılsın.
O teknik heyet, Opera, Tiyatro, Bale ve Senfoni alanlarının sahne üstünde kullandıkları teknik düzenekler ile ilgili bilgi sahibi olsun.
Binanın yapısal değerleri konusunda bilgi aktarabilecek yetkinlikte kişiler olsun.
Sonra sakın ha deprem ile ilgili üniversite raporları, Anıtlar kurulu raporu falan karartılmaya kalkılmasın.
Karanlığa Karşı Sanat Cephesi olarak kalkar, Ankara’ya gelir, Kültür Bakanlığı’nın önündeki ilan tahtasına çakıveririz belgeleri.
Hepsi elimizdedir ve AKM’yi yıkmak isteyen, AKP’nin karanlık ruhunun canını yakmaktadır.
Kararlılığımız sürüyor. Ne Harbiye Muhsin Ertuğrul’da (içerdeki tiyatro baronlarına rağmen) ne AKM’de, tek santim geri adım atmış değiliz. Bunların SANAT DÜŞMANI OLDUKLARINI DÜNYAYA DUYURUYORUZ. Bizlerle dayanışan sanat örgütleri, Başbakan ve Bakan efendinin elini sıkmaya hazırlanıyorlar!
Önümüzdeki haftalarda Taksim ve Harbiye’de sanat ve sanatçılar adına İYİ ŞEYLER OLACAK. Ayak seslerini duymaya hazır olun.
Sevgili okur, bitirirken şu Anayasa beceriksizliği ile ilgili sanatçı arkadaşlarımın yürüttükleri kampanyalar için, iki cümle etme gereksinmesindeyim.
Sevgili kardeşler, ne 64. maddedir bu böyle. Taslağın tamamımı okuyun lütfen ve tüm Ülkenin emperyalizme nasıl güzellendiğini yeniden düşünün.
İçinde sanat ve sanatçı haklarının olmadığı o taslakta daha neler yok ve daha neler var yeniden görmüş olursunuz. Mesele, sanat ve sanatçı haklarından çok daha ötede, tüm ülkenin geleceği ile ilgilidir.
Ve bu ülkenin sanatçılarına, bu faşist, dinci taslağı ayaklarımızın altına alıp çiğnemek düşer. Ona önerme yapmak değil.
Ha unutmadan…
Dün gece geç saatlerde, (oradan geçen genç arkadaşların yalancısıyım) Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinin önündeki, MUHSİN HOCA heykelinin canlanıp, ağız dolusu tükürdüğünü görmüşler!
Ekim 2007
Kaynak: http://www.tiyatrom.com/orhan_aydin_11.htm
19 Ekim 2007 Cuma
Tiyatrolar sadece alkıştan yıkılsın
Orhan Alkayaorhanalkaya@gmail.com
18/10/07
Bugün 'sütun'umu İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği'ne (İŞTİSAN) ödünç veriyorum. Tiyatronun evrensel ilkelerinin başında yer alan 'perde kapanmaz' düsturunun, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde ihlal edilmiş olmasına karşı durarak diyor(lar) ki:
"1931-2006 yılları arasında Şehir Tiyatrolarının kurumsal sürekliliğini güvence altına alan 'Katma Bütçe' uygulamasından 'Genel Bütçe' uygulamasına geçilmesinin ardından ve özellikle kamuoyuna Kongre Vadisi olarak yansıyan, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin de içinde yer aldığı merkez binamızın yıkılıp dönüştürülmesi fikri ortaya atıldığı günden bu yana Büyükşehir Belediyesi ile Şehir Tiyatroları arasında kayda-değer bir kurumsal iletişimsizlik yaşanıyor. (...)
Genel ekonomik kararlar çerçevesinde katma bütçe uygulaması kaldırıldığında, biz tiyatro mesleğinin içinde var olan sanatçılar ve teknik insanlar, yaşanması kaçınılmaz olumsuzlukları ayrıntılarıyla anlatmaya çalıştık. Üzülerek gördük ki, öngörülerimiz doğrulanmakla kalmadı, öngörmediğimiz kimi olumsuzluklarla da karşı karşıya kaldık. Bir sanat kurumunun bağımsızlığının ne denli önemli olduğunu, bürokratik mevzuat çerçevesinde Büyükşehir Belediye-si'nin 81 müdürlüğünden 1 tanesi olarak yönetilmeye kalkışıldığında Şehir Tiyatrolarının bu yaklaşımdan göreceği zararları anlatmayı pek çok kez denedik. Şehir Tiyatroları sanatçılarının, ülke tiyatrosunun sayıca çok az ve önemli sanatçıları olduğunu, memuriyetlerinin kâğıt üzerindeki yasal bir güvenceden ibaret sayılması gerektiğini, ustamız Muhsin Ertuğrul gibi, biz de defalarca dile getirdik.
1914'ten bu yana devam eden çok güçlü bir geleneğin sürdürücüsü olan İstanbul Şehir Tiyatrolarının, dünyadaki benzerleri gibi özel statülü bir sanat kurumu olarak kamusal güvenceye kavuşturulması için Şehir Tiyatroları Yasası'nın bir an önce çıkartılması yönündeki talep ve önerimizi, bir kez daha yineliyoruz.
Son bir yıldır İstanbul Belediyesi'nin en önemli sanat kapitali sayılmak gereken İstanbul Şehir Tiyatroları mensupları, başat bir duygu ile birlikte yaşıyor: Kaygı! Çünkü, Şehir Tiyatrolarının kalbi ve beyni tehlike altında. Prova salonlarının, eşsiz bir kütüphanenin, gelişmiş olanaklara sahip bir ses kayıt stüdyosunu da kapsayan Efekt Şefliği dahil olmak üzere bütün birim şefliklerinin, sahneler arası koordinasyonu sağlayan Sahne Direktörlüğü'nün, Şehir Tiyatrolarının en üst organı olan Yönetim Kurulu ve Genel Sanat Yönetmenliği'nin, Müdürlük ve tüm idari birimlerin yanı sıra Türkiye'deki en gelişkin teknik olanaklara ve fiziki koşullara sahip tiyatro yapılarının başında yer alan Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin ve Cep Tiyatrosu'nun, içinde bulunduğu merkez binamız, artık bağımsız bir tiyatro binası olmamak üzere yıkılmak isteniyor. Daha acısı, 93 yıllık tarihinde ilk kez, merkez binasında yeni tiyatro sezonunu açamayan Şehir Tiyatroları, tiyatro mesleğinin evrensel ilkesini, 'perde kapanmaz' düsturunu ihlal etmiş olmanın büyük acısını yaşıyor.
(...) Biz, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde, bir an önce 2007-2008 tiyatro sezonunu başlatmak, perdemizi seyircimize açmak istiyoruz. Biz, tiyatromuzun yıkılmasını da istemiyoruz. Biz, seksen altı bin üç yüz metrekarelik Kongre Vadisi inşaatının yüzeyinde üç bin beş yüz metrekareye ilişmiş bir tiyatro sahnesini, bağımsız bir tiyatro binası ile değiş tokuş etme fikrine hiçbir zaman ısınamadık. Kanaatimizce, böyle devasa bir yapılanma, şehrin nüfus yoğunluğu daha az olan bir bölgesinde olmalıdır. Habitat deneyimini henüz unutmadık. Biz Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin sadece alkıştan yıkılmasını istiyoruz.
(...) Sahnemizi en uygun koşullarda yeniden inşa etseniz bile, içine dahil edileceğimiz devasa Kongre Merkezi'nin tiyatro yapmamızı nasıl güçleştireceğini, hatta zaman zaman engelleyeceğini öngörebiliyoruz. Geçtiğimiz sezon, tiyatro ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir toplantı için oyun iptal edilişinin acısını hiç unutmadık ve yeni acılara hazır değiliz.
Sorunlarımız büyük, ama hiçbiri çözülemez değil. Gelin ilk adımı atalım ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde perdelerimizi açalım. Perde kapatma acısına ne biz, ne sahnemiz daha fazla dayanamayacak. (...) Tiyatro, doğası gereği hep ileri bakar, asla tutucu olamaz. Bizler ileri baktığımızda tiyatromuzu karanlıklar içinde görmek istemiyoruz. Ustalarımızdan devraldığımız mirası çocuklarımıza layıkıyla iletmeye çalışıyoruz, bizi anlayın. Kaygılarımız tarihi sorumluluğumuzun dikkatli ve kuşkucu olmamızı gerektirmesinden kaynaklanıyor.
(...) Yaşadığımız tarihi süreçte geleceğin Şehir Tiyatroları belirlenecektir. Bu şehrin tarihini oluşturan hazineye hep birlikte sahip çıkacağımıza ve Şehir Tiyatroları'nı bugünün kaygılı belirsizliğinden yeni ve atılımcı bir ufka birlikte taşıyacağımıza inanmak istiyoruz. 1914 senesinde Belediye Başkanı Doktor Cemil Topuzlu'nun el vermesiyle başlayan bu muazzam tiyatro serüvenini, el birliğiyle dünya tiyatrosunun merkezine taşıyalım."
Kaynak: http://www.birgun.net/bolum-73-yazar-166.html
18 Ekim 2007 Perşembe
HIRSIZLAR!
Sinan Tuzcu
Sahne yıkmak bu vatanın evlatlarının yarınlarından çalmaktır. İkinci dünya savaşı sonrası Avusturya Devletinin ilk onardığı yapılar Operalar ve Tiyatro sahneleri olmıştur. Muhsin Ertugrul sahnesinin yıkımı yeniden inşaa edilecek bir tiyatro sahnesinin ilk aşaması değildir. Bu yıkım yeniden inşaa edilecek kongre merkezlerinin ilk aşamasıdır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bilinçli olarak Tiyatro Sahnelerini kapatmakta ve yıkmaktadır. Bu yıkım kadrolaşma içerisinde de çok net gözükmektedir. 15 yıldır yövmiyeli oyuncu olarak çalışan arkadaşlarımız kadrolardan sudan bahanelerle uzaklaştırılmakta, Din ve Ahlak Bilgisi Hocaları, Müezzinler, imamlar, Gusul Memurları Tiyatro Kadrosuyla belediyeden maaş almaktadırlar. BU HIRSIZLIKTIR! Çalınan para değildir. Çalınan bir Milletin İstikbalidir. Bütün bu geriletme çabaları planlı bir organizasyondur. 10 sene öncesine dayanır. AKP safları sıklaştırmaktadır, kadrolaşmaktadır. “Özgür bir ülke yaratmak istiyoruz” sözlerini çok sık duyduğumuz sayın başbakan, Devlet Tiyatroları, Belediye Tiyatroları ve her türlü sanat kurumunu hükümet ve nezlindeki amirleriyle baltalamaktadır. Bu SAYGIN! devlet adamlarına yıktıkları sahnenin isimine sebep Muhsin Ertuğrul’un Hocamızın Sözlerini hatırlatmak gereklidir. Lakin anlamayacakları ve umursamayacakları şüphe götürmez bir gerçek.
“İSTİKBAL KİNCİDİR AFFETMEZ!”
http://web.mac.com/sinantuzcu/Site/Muhsin_Ertuğrul_Sahnesi.html
Sahne yıkmak bu vatanın evlatlarının yarınlarından çalmaktır. İkinci dünya savaşı sonrası Avusturya Devletinin ilk onardığı yapılar Operalar ve Tiyatro sahneleri olmıştur. Muhsin Ertugrul sahnesinin yıkımı yeniden inşaa edilecek bir tiyatro sahnesinin ilk aşaması değildir. Bu yıkım yeniden inşaa edilecek kongre merkezlerinin ilk aşamasıdır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bilinçli olarak Tiyatro Sahnelerini kapatmakta ve yıkmaktadır. Bu yıkım kadrolaşma içerisinde de çok net gözükmektedir. 15 yıldır yövmiyeli oyuncu olarak çalışan arkadaşlarımız kadrolardan sudan bahanelerle uzaklaştırılmakta, Din ve Ahlak Bilgisi Hocaları, Müezzinler, imamlar, Gusul Memurları Tiyatro Kadrosuyla belediyeden maaş almaktadırlar. BU HIRSIZLIKTIR! Çalınan para değildir. Çalınan bir Milletin İstikbalidir. Bütün bu geriletme çabaları planlı bir organizasyondur. 10 sene öncesine dayanır. AKP safları sıklaştırmaktadır, kadrolaşmaktadır. “Özgür bir ülke yaratmak istiyoruz” sözlerini çok sık duyduğumuz sayın başbakan, Devlet Tiyatroları, Belediye Tiyatroları ve her türlü sanat kurumunu hükümet ve nezlindeki amirleriyle baltalamaktadır. Bu SAYGIN! devlet adamlarına yıktıkları sahnenin isimine sebep Muhsin Ertuğrul’un Hocamızın Sözlerini hatırlatmak gereklidir. Lakin anlamayacakları ve umursamayacakları şüphe götürmez bir gerçek.
“İSTİKBAL KİNCİDİR AFFETMEZ!”
http://web.mac.com/sinantuzcu/Site/Muhsin_Ertuğrul_Sahnesi.html
13 Ekim 2007 Cumartesi
Tiyatro Kıyımı
Yalçın BAYER
ybayer@hurriyet.com.tr
YAZACAKLARIMIZ ’Harbiye’de Kongre Vadisi Projesi’ ile ilgili; bir işin nasıl yapıldığının, geride kalan İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçılarının nasıl tepkili oldukları...
İlk önce bir karar okuyalım:
"1937 tarihli Proust planında Dolmabahçe, Taksim, Maçka, Harbiye arasında planlanan yeşil alandan günümüze gelebilen (...) alanın Tarihi ve Kentsel Sit Alanı olarak belirlenmesine, Koruma Amaçlı İmar Planı’nın kurulumuza iletilmesine karar verildi."
İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, geçen 11 Nisan’da böyle diyor. Ancak aynı kurul üç ay aradan sonra 11 Temmuz’da ise bu görüşünden vazgeçiyor.
Yani vadi önce ’Tarihi ve Kentsel Sit Alanı’ ilan ediyor; ardından ise Büyükşehir Belediyesi’nin ’Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri’ projesinin uygun olmadığına karar veriyor ve belediyeye inşaat alanı konusunda yol gösteriliyor. Bunun üzerine proje start alıyor; ardından Mimarlar Odası İstanbul Şubesi 1/5000 imar planının durdurulması için yürütmeyi durdurma davası açıyor.
2009’daki IMF Guvernörler toplantısı için Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı Kongre Vadisi Projesi’ne göre Açıkhava Tiyatrosu’nun üstünün kapatılıp kongre merkezine dönüştürülmesi ve TRT binasının da müze olarak kullanılması düşünülüyor(du).
YIK MUHSİN ERTUĞRUL’U!
Ancak Koruma Kurulu bu ikinci kararı alınca projede başka fonksiyonlar için düşünülen Açıkhava ve TRT binası kurtuluyor; olanlar ise Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne oluyor. Bunun sonucunda, aynı zamanda tarihi Şehir Tiyatroları’nın merkez binası (İstanbul’un tiyatro tarihinin belgeleri ve kostümler burada korunuyor) olan Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun kıyımı/yıkımı kararı karşısında sanatçılar aylardır tepki gösteriyor. (Ferhan Şensoy "Tiyatro olsun istemiyorlar, çünkü tiyatro muhaliftir. Bunun için tiyatro tarihini silip süpürecekler" diye bağırıyor günlerdir.)
Ekim ayında binanın bir an önce boşaltılması uyarısına karşın ’İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği’ (İŞTİSAN) altında örgütlenmiş olan sanatçılar, medyada pek yer bulmasa da tepkilerini şöyle dile getiriyorlar: "37 yıl sonra ilk kez sahnemiz kapalı kaldı... Geçen yıl özerkliğimiz elimizden alındı; tiyatro yönetim kuruluna belediye bünyesinden iki kişi atandı; tiyatronun yönetiminde artık belediye söz sahibi olmak istiyor. Kaygılıyız; tiyatromuz sanatla ilişkisi olmayan büyük bir yapılanmanın eteğine iliştirilmek isteniyor. Kent belleği değerlerimiz hızla uzaklaşıyor bizden; yalnızlaşıyoruz, tüketiyoruz, tükeniyoruz. Yeni binalar yapmayı çağdaşlık sananlar o binaların içini neyle dolduracaklar? Sanatla ilişkisini koparan bir toplum çağdaşlıktan söz edebilir mi? Hayır sessiz kalmayacağız, anılarımıza, geleceğimize, sahnemize sahip çıkacağız."
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, basındaki açıklamalarında ise "Vadi bünyesinde yerüstünde sadece Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu olacak; daha güzelini yapacağız. Bize güvenin" diyerek tepkileri dindirmeye çalışıyor. (Bedrettin Dalan, o güzelim Tepebaşı Dram Tiyatrosu yandığında buraya aynısını yapacağını söylemiş; yerine malum beton/mavi camlı (TÜYAP/TRT) binayı yaptırmıştı.)
Proje mimarlarının anlatımları ile Topbaş’ın söylediklerini ise çelişkili buluyor sanatçılar...
ESAS KONGRE SALONU
Ve diyorlar ki:
"85 bin m2’lik projede tiyatroya ayrılan alan % 10 bile değil... ’Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ adı altında yeniden yapılacak olan salonun, bir tiyatro salonundan daha çok kongre salonuna benzediği anlaşılıyor. Gerektiğinde tiyatro oyunları dışındaki etkinliklere (kongreler, güzellik yarışmaları vs.) tahsis etme yani arada o da dolu olmazsa belki Şehir Tiyatroları da oyun oynayabilir gibi bir amaç güdüldüğü anlaşılıyor."
Ne yazık ki proje mimarları "Kongre salonu ile tiyatro salonu arasında büyük bir fark yoktur ki... Bu kadar kıymetli bir arazide tiyatro olmaz tabii..." derse bunun altındaki amaç ’rant merkezi’ oluşturmak değil midir?
Ne var ki mimarlar gene insaflı davranmış; belediyeden ’Kongre Vadisi’ olarak istenen projeye bir tiyatro salonu eklemiş! Ama ne yazık ki sahne ölçüleri, ’kongre salonu’nu çağrıştırıyor.
Batı’da önemli alanlardaki tiyatro salonları hiç iş merkezlerine dönüştürülüyor mu? Keşke Topbaş, Harbiye’de ’Kongre Vadisi’ yerine bir ’Sanat Vadisi’ oluştursaydı da ileride anılsaydı.
İSTANBUL İŞ MERKEZİNE DOYDU
Büyükşehir Belediye Meclisi’nden bugüne kadar kaç alışveriş merkezi için imar izni çıktı? (Veya kaç tiyatro salonu yandı veya kapatıldı?) Sayısını meclis üyeleri dahi hatırlayamaz.
Trafik sıkışıklığından bir günümüzün 48 dakikası yollarda geçiyormuş. İstanbul’da ’vahşice’ artan bu imar yoğunluğuyla bundan sonra kaç saatimiz yollarda geçecek? Bunu düşünen yok.
"Orada zaten bir kongre merkezi var; Lütfi Kırdar gibi... Kongre için gelecek IMF’ciler, örneğin Roma’da göremediği bir Van Gogh sergisini görebilse; La Scala’da dünya prömiyeri yapılan Yaşar Kemal’in ’Teneke’sini izleyebilse... Ülkemize daha farklı bir gözle bakmazlar mı?"
Sonuçta Büyükşehir, sanatçıların ve sanatseverlerin tepkilerine karşın Harbiye’yi yıkmakta kararlı... Buna karşılık sanatçıların dünden itibaren Beyoğlu ve Şişli’yi "Muhsin Ertuğrul Sahnesi, sadece alkıştan yıkılsın!" afişiyle süsleyerek direnmeye devam edecekleri anlaşılıyor. Artan tepkileri ’yumuşak’ bir geçişle dindirmek isteyen Kadir Topbaş’ın, bu hafta tiyatro sanatçılarıyla bir araya gelerek onlara bazı ’güvenceler’ vermeyi düşündüğü belirtiliyor. Sanatçılar, Topbaş’a, Kadıköy Tiyatrosu’nun 1965’te kar yağdığı için kapanması üzerine Muhsin Ertuğrul’un "Beyler, paşalar, ağalar, partililer, partisizler, bir tiyatro gözümüzün önünde kapanıyor da kimsenin kılı kıpırdamıyor; kapanan meyhane değil, kumarhane değil; biricik sanat yuvası olan tiyatro!" diye özetlenebilecek sözlerini hatırlatacaklar.
Şu kadere bakın, Muhsin Ertuğrul Sahnesi ilk kazmayı yemeden önce Aziz Nesin’in ’Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ oyununun provalarına ev sahipliği yapıyor. İronik değil mi; yukardaki tabloya baktığınızda ’Muhsin Ertuğrul Sahnesi ’Ne yaşar ne yaşamaz’ duygusu uyanmıyor mu sizde de!
(Bir kılını kıpırdatmak isteyen varsa muhsinertuğrulsahnesi.com’a bakabilir.)
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7480957.asp?m=1
ybayer@hurriyet.com.tr
YAZACAKLARIMIZ ’Harbiye’de Kongre Vadisi Projesi’ ile ilgili; bir işin nasıl yapıldığının, geride kalan İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçılarının nasıl tepkili oldukları...
İlk önce bir karar okuyalım:
"1937 tarihli Proust planında Dolmabahçe, Taksim, Maçka, Harbiye arasında planlanan yeşil alandan günümüze gelebilen (...) alanın Tarihi ve Kentsel Sit Alanı olarak belirlenmesine, Koruma Amaçlı İmar Planı’nın kurulumuza iletilmesine karar verildi."
İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, geçen 11 Nisan’da böyle diyor. Ancak aynı kurul üç ay aradan sonra 11 Temmuz’da ise bu görüşünden vazgeçiyor.
Yani vadi önce ’Tarihi ve Kentsel Sit Alanı’ ilan ediyor; ardından ise Büyükşehir Belediyesi’nin ’Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri’ projesinin uygun olmadığına karar veriyor ve belediyeye inşaat alanı konusunda yol gösteriliyor. Bunun üzerine proje start alıyor; ardından Mimarlar Odası İstanbul Şubesi 1/5000 imar planının durdurulması için yürütmeyi durdurma davası açıyor.
2009’daki IMF Guvernörler toplantısı için Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı Kongre Vadisi Projesi’ne göre Açıkhava Tiyatrosu’nun üstünün kapatılıp kongre merkezine dönüştürülmesi ve TRT binasının da müze olarak kullanılması düşünülüyor(du).
YIK MUHSİN ERTUĞRUL’U!
Ancak Koruma Kurulu bu ikinci kararı alınca projede başka fonksiyonlar için düşünülen Açıkhava ve TRT binası kurtuluyor; olanlar ise Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne oluyor. Bunun sonucunda, aynı zamanda tarihi Şehir Tiyatroları’nın merkez binası (İstanbul’un tiyatro tarihinin belgeleri ve kostümler burada korunuyor) olan Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun kıyımı/yıkımı kararı karşısında sanatçılar aylardır tepki gösteriyor. (Ferhan Şensoy "Tiyatro olsun istemiyorlar, çünkü tiyatro muhaliftir. Bunun için tiyatro tarihini silip süpürecekler" diye bağırıyor günlerdir.)
Ekim ayında binanın bir an önce boşaltılması uyarısına karşın ’İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği’ (İŞTİSAN) altında örgütlenmiş olan sanatçılar, medyada pek yer bulmasa da tepkilerini şöyle dile getiriyorlar: "37 yıl sonra ilk kez sahnemiz kapalı kaldı... Geçen yıl özerkliğimiz elimizden alındı; tiyatro yönetim kuruluna belediye bünyesinden iki kişi atandı; tiyatronun yönetiminde artık belediye söz sahibi olmak istiyor. Kaygılıyız; tiyatromuz sanatla ilişkisi olmayan büyük bir yapılanmanın eteğine iliştirilmek isteniyor. Kent belleği değerlerimiz hızla uzaklaşıyor bizden; yalnızlaşıyoruz, tüketiyoruz, tükeniyoruz. Yeni binalar yapmayı çağdaşlık sananlar o binaların içini neyle dolduracaklar? Sanatla ilişkisini koparan bir toplum çağdaşlıktan söz edebilir mi? Hayır sessiz kalmayacağız, anılarımıza, geleceğimize, sahnemize sahip çıkacağız."
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, basındaki açıklamalarında ise "Vadi bünyesinde yerüstünde sadece Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu olacak; daha güzelini yapacağız. Bize güvenin" diyerek tepkileri dindirmeye çalışıyor. (Bedrettin Dalan, o güzelim Tepebaşı Dram Tiyatrosu yandığında buraya aynısını yapacağını söylemiş; yerine malum beton/mavi camlı (TÜYAP/TRT) binayı yaptırmıştı.)
Proje mimarlarının anlatımları ile Topbaş’ın söylediklerini ise çelişkili buluyor sanatçılar...
ESAS KONGRE SALONU
Ve diyorlar ki:
"85 bin m2’lik projede tiyatroya ayrılan alan % 10 bile değil... ’Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ adı altında yeniden yapılacak olan salonun, bir tiyatro salonundan daha çok kongre salonuna benzediği anlaşılıyor. Gerektiğinde tiyatro oyunları dışındaki etkinliklere (kongreler, güzellik yarışmaları vs.) tahsis etme yani arada o da dolu olmazsa belki Şehir Tiyatroları da oyun oynayabilir gibi bir amaç güdüldüğü anlaşılıyor."
Ne yazık ki proje mimarları "Kongre salonu ile tiyatro salonu arasında büyük bir fark yoktur ki... Bu kadar kıymetli bir arazide tiyatro olmaz tabii..." derse bunun altındaki amaç ’rant merkezi’ oluşturmak değil midir?
Ne var ki mimarlar gene insaflı davranmış; belediyeden ’Kongre Vadisi’ olarak istenen projeye bir tiyatro salonu eklemiş! Ama ne yazık ki sahne ölçüleri, ’kongre salonu’nu çağrıştırıyor.
Batı’da önemli alanlardaki tiyatro salonları hiç iş merkezlerine dönüştürülüyor mu? Keşke Topbaş, Harbiye’de ’Kongre Vadisi’ yerine bir ’Sanat Vadisi’ oluştursaydı da ileride anılsaydı.
İSTANBUL İŞ MERKEZİNE DOYDU
Büyükşehir Belediye Meclisi’nden bugüne kadar kaç alışveriş merkezi için imar izni çıktı? (Veya kaç tiyatro salonu yandı veya kapatıldı?) Sayısını meclis üyeleri dahi hatırlayamaz.
Trafik sıkışıklığından bir günümüzün 48 dakikası yollarda geçiyormuş. İstanbul’da ’vahşice’ artan bu imar yoğunluğuyla bundan sonra kaç saatimiz yollarda geçecek? Bunu düşünen yok.
"Orada zaten bir kongre merkezi var; Lütfi Kırdar gibi... Kongre için gelecek IMF’ciler, örneğin Roma’da göremediği bir Van Gogh sergisini görebilse; La Scala’da dünya prömiyeri yapılan Yaşar Kemal’in ’Teneke’sini izleyebilse... Ülkemize daha farklı bir gözle bakmazlar mı?"
Sonuçta Büyükşehir, sanatçıların ve sanatseverlerin tepkilerine karşın Harbiye’yi yıkmakta kararlı... Buna karşılık sanatçıların dünden itibaren Beyoğlu ve Şişli’yi "Muhsin Ertuğrul Sahnesi, sadece alkıştan yıkılsın!" afişiyle süsleyerek direnmeye devam edecekleri anlaşılıyor. Artan tepkileri ’yumuşak’ bir geçişle dindirmek isteyen Kadir Topbaş’ın, bu hafta tiyatro sanatçılarıyla bir araya gelerek onlara bazı ’güvenceler’ vermeyi düşündüğü belirtiliyor. Sanatçılar, Topbaş’a, Kadıköy Tiyatrosu’nun 1965’te kar yağdığı için kapanması üzerine Muhsin Ertuğrul’un "Beyler, paşalar, ağalar, partililer, partisizler, bir tiyatro gözümüzün önünde kapanıyor da kimsenin kılı kıpırdamıyor; kapanan meyhane değil, kumarhane değil; biricik sanat yuvası olan tiyatro!" diye özetlenebilecek sözlerini hatırlatacaklar.
Şu kadere bakın, Muhsin Ertuğrul Sahnesi ilk kazmayı yemeden önce Aziz Nesin’in ’Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ oyununun provalarına ev sahipliği yapıyor. İronik değil mi; yukardaki tabloya baktığınızda ’Muhsin Ertuğrul Sahnesi ’Ne yaşar ne yaşamaz’ duygusu uyanmıyor mu sizde de!
(Bir kılını kıpırdatmak isteyen varsa muhsinertuğrulsahnesi.com’a bakabilir.)
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7480957.asp?m=1
Yeni Tiyatro Binaları
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Tepebaşı'ndaki TRT binası ile altındaki eski TÜYAP'ın bulunduğu 14 bin metre karelik alanda yeni bir tiyatro binası ve konser salonu yapacaklarını bildirdi...
Topbaş, gazetecilere yaptığı açıklamada, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun yıkılıp farklı bir amaç için kullanılacağı yönündeki iddiaları yalanladı. Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun yapı olarak ''barakalardan gelişmiş bir yapı'' olduğunu dile getiren Topbaş, ''Mimari açıdan, yapım tarzı ve fonksiyonel açıdan modern bir yapı değil. Muhsin Ertuğrul ile ilgili çok modern, fonksiyonel, kaliteli, koltuk sayısı daha fazla bir tiyatro proje çalışmasını yapıyoruz. Bu proje çalışmasına da Şehir Tiyatrosu sanatçılarının katılmasını istedik'' dedi.
Kadir Topbaş, burası ile ilgili gösterilen tepkilerin bilgi eksikliği ve ön yargıdan kaynaklandığını savunarak, ''Bizim burayı yok edip alışveriş merkezi yapma zihniyetimiz olmadı'' diye konuştu. Yeni projenin maketini yaptırdığını da ifade eden Topbaş, sanatçılara ''Sizin uygun gördüğünüz, bizim kiralayacağımız yeri bize söyleyin kiralayalım. Orada kullanım olsun'' önerisini götürdüklerini bildirdi.
YENİ TİYATRO
''Tepebaşı'ndaki TRT binasıyla altındaki eski TÜYAP'ın bulunduğu alanda yeni bir tiyatro binası ve konser salonu yapılacak'' diyen Topbaş, bu alanın 14 bin metre kare olduğunu ve eskiden burada var olan dram tiyatrosunun yer alacağını söyledi. Proje konseptinin buna göre belirlendiğini ve bunu bizzat kendisinin talep ettiğini ifade eden Topbaş, ''Ne kültür dünyasından, ne sanat dünyasından 'başkanım biz Dram Tiyatrosu'nu geri istiyoruz' demediler’’ diye konuştu.
Topbaş, Tepebaşı'ndaki arazinin yüzde 80'inin belediyeye, yüzde 20'sinin de TRT'ye ait olduğunu, TRT'nin bu alanı devretmesi için görüşmelere başladıklarını kaydetti. Kadir Topbaş, Şişhane'deki eski THY binasının bulunduğu alanda tiyatro sahnesi yapmak için proje yarışması açacaklarını söyledi. Görev süresi içinde İstanbul'daki koltuk sayısını yüzde 50 artırdıklarını, 2 tane yeni sahne açtıklarını ve şu anda Ataşehir'de TOKİ'nin düzenleme yaptığı alanda tiyatro salonu yapılmasını istediklerini ve bunu da planlara koyduklarını anlatan Topbaş, tiyatro ve kültür merkezlerini artırmanın görevleri olduğunu, her ilçede mutlaka bir tiyatro salonu olmasını istediklerini belirtti.
Topbaş, okul bahçelerindeki kapalı spor salonlarına kuracakları mobil düzenekle, salonların gerektiğinde tiyatro sahnesi olarak kullanılacağını açıkladı.
Kaynak: http://www.tiyatronline.com/yhaber2399.htm
Topbaş, gazetecilere yaptığı açıklamada, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun yıkılıp farklı bir amaç için kullanılacağı yönündeki iddiaları yalanladı. Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun yapı olarak ''barakalardan gelişmiş bir yapı'' olduğunu dile getiren Topbaş, ''Mimari açıdan, yapım tarzı ve fonksiyonel açıdan modern bir yapı değil. Muhsin Ertuğrul ile ilgili çok modern, fonksiyonel, kaliteli, koltuk sayısı daha fazla bir tiyatro proje çalışmasını yapıyoruz. Bu proje çalışmasına da Şehir Tiyatrosu sanatçılarının katılmasını istedik'' dedi.
Kadir Topbaş, burası ile ilgili gösterilen tepkilerin bilgi eksikliği ve ön yargıdan kaynaklandığını savunarak, ''Bizim burayı yok edip alışveriş merkezi yapma zihniyetimiz olmadı'' diye konuştu. Yeni projenin maketini yaptırdığını da ifade eden Topbaş, sanatçılara ''Sizin uygun gördüğünüz, bizim kiralayacağımız yeri bize söyleyin kiralayalım. Orada kullanım olsun'' önerisini götürdüklerini bildirdi.
YENİ TİYATRO
''Tepebaşı'ndaki TRT binasıyla altındaki eski TÜYAP'ın bulunduğu alanda yeni bir tiyatro binası ve konser salonu yapılacak'' diyen Topbaş, bu alanın 14 bin metre kare olduğunu ve eskiden burada var olan dram tiyatrosunun yer alacağını söyledi. Proje konseptinin buna göre belirlendiğini ve bunu bizzat kendisinin talep ettiğini ifade eden Topbaş, ''Ne kültür dünyasından, ne sanat dünyasından 'başkanım biz Dram Tiyatrosu'nu geri istiyoruz' demediler’’ diye konuştu.
Topbaş, Tepebaşı'ndaki arazinin yüzde 80'inin belediyeye, yüzde 20'sinin de TRT'ye ait olduğunu, TRT'nin bu alanı devretmesi için görüşmelere başladıklarını kaydetti. Kadir Topbaş, Şişhane'deki eski THY binasının bulunduğu alanda tiyatro sahnesi yapmak için proje yarışması açacaklarını söyledi. Görev süresi içinde İstanbul'daki koltuk sayısını yüzde 50 artırdıklarını, 2 tane yeni sahne açtıklarını ve şu anda Ataşehir'de TOKİ'nin düzenleme yaptığı alanda tiyatro salonu yapılmasını istediklerini ve bunu da planlara koyduklarını anlatan Topbaş, tiyatro ve kültür merkezlerini artırmanın görevleri olduğunu, her ilçede mutlaka bir tiyatro salonu olmasını istediklerini belirtti.
Topbaş, okul bahçelerindeki kapalı spor salonlarına kuracakları mobil düzenekle, salonların gerektiğinde tiyatro sahnesi olarak kullanılacağını açıkladı.
Kaynak: http://www.tiyatronline.com/yhaber2399.htm
11 Ekim 2007 Perşembe
“Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne sahip çıkalım”
11.10.2007
İstanbul Şehir Tiyatroları oyuncuları, tiyatrolar 3 Ekim'de perdelerini açarken, tüm emektarlarıyla 37 yıldır “ve perde...” diyen bir sahnenin kapanmasına karşı Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde bir eylem gerçekleştirdiler.
“Kongre Vadisi” projesi kapsamında, yıkımına karar verilen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımına karşı tiyatro önünde toplanan oyuncular, olaya tepkilerini gösterdiler. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasını önlemek için tiyatronun önünde bir basın açıklaması yapan oyuncular, mum yaktılar.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karşı çıkan İstanbul Şehir Tiyatroları oyuncularından Nergis Çorakçı da mücadelesine devam ediyor. Oyuncu Çorakçı’yla Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karşı mücadelesini şöyle anlatıyor: “Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkım kararına karşı biz oyuncular olarak derdimizi anlatmaya çalışıyoruz. Bu tek taraflı bir anlatım değil. Yani sadece belediyeye değil, halka da isteklerimizi anlatmaya çalışıyoruz. Seyircimizin de bizim yanımızda, bizimle aynı fikirle olduğunu düşünüyoruz. Ortada bir karmaşa var. Belediye diyor ki, ‘Bu tiyatroyu yapacağız size vereceğiz’ Ancak sadece bina olarak vereceklerini söylüyorlar. Halbuki Şehir Tiyatrosu, Da’rül Bedai ismiyle kuruldu. Cumhuriyet’ten daha eski bir kuruluş. Böyle birkaç kurumumuz var.. Bunlara gözbebeğimiz gibi bakmamız gerekiyor. Ayrıca Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun bir önemi de merkezde olan tek tiyatromuz olması. Aynı zamanda da bir bilgisayarın beyni gibi bütün idari, dramatür kısmı, kitaplığımız.. Hepsi burada ve bu birimleri ayırdığınız zaman yüz yıllık şehir tiyatrosunu parçalamış oluyorsunuz. Herhangi bir binadan farkı kalmıyor”
Yıkılan tiyatrolardan Üsküdar dışında hiçbirinin tiyatro olarak şehir merkezine geri gelmediğine dikkat çeken Çorakçı, sözlerine şöyle devam ediyor: “Belediye bize Üsküdar’ı yıkıp geri vereceğini söyledi. Burası Şehir Tiyatrosu Üsküdar sahnesi olarak yapılıyor. Ama Harbiye Muhsin Ertuğrul’da durum faklı. Çok amaçlı salon olarak yapılması söz konusu. Geçen sene Muhsin Ertuğrul’da oyunumuz iptal ettirildi, konferans gerçekleştirildi. Halbuki tiyatronun olmazsa olmazlarından biri her şeye rağmen perde açabilmek olduğu için tiyatro diğer sanat dallarından farklıdır. Kongre Vadisi şeklinde yapılan bir merkezde, ‘Bizim konferansımız var, siz oyununuzu oynamayın’ deme hakları olabilir. Sadece bir salon olarak düşünülüyor. Bizim esas olarak karşı durduğumuz yerlerden biri bu. O zaman o kimliği, o dokuyu bozmuş oluyorsunuz. Bir diğer anlamıyla da Şehir Tiyatrosu’nu başkalaştırıyor, başka bir şeye dönüştürüyorsunuz. Bu biraz iddialı olabilir ama çok acılıyız. Şu anda kendimi ancak öyle ifade edebilirim”
Tiyatro gençleri hayata hazırlıyor
“Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karşı bağırmadan çağırmadan elimden gelen çabayı göstermek istiyorum” diyen Çorakçı, tiyatronun kent içinde çok önemli bir yere sahip olduğunu söylüyor:
“Tiyatrosuz bir İstanbul hayal edemeyiz. Belediye başkanıyla, oyuncusuyla seyircisiyle, üniversite öğrencisiyle, yazarıyla tiyatromuza sahip çıkmalıyız. Bunun kendimize borcumuz olduğunu düşünüyorum. Ayrıca tiyatro insanı hayata hazırlar. Çocukken dedemi kaybettiğimi öğrendiğimde ilk söylediğim, ‘Ben tiyatroya gidiyorum’ olmuştu. Şimdi gençler de Shakespeare’i, Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Moliere’i tiyatroda öğrenecekler. Muhsin Ertuğrul Sahnesi de sadece bizim değil İstanbulluların tiyatrosu ve geçmiş bir bellek taşıyor”
http://www.gazetekadikoy.com/home.asp?id=6&kategori_id=5&yazi_id=961
İstanbul Şehir Tiyatroları oyuncuları, tiyatrolar 3 Ekim'de perdelerini açarken, tüm emektarlarıyla 37 yıldır “ve perde...” diyen bir sahnenin kapanmasına karşı Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde bir eylem gerçekleştirdiler.
“Kongre Vadisi” projesi kapsamında, yıkımına karar verilen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımına karşı tiyatro önünde toplanan oyuncular, olaya tepkilerini gösterdiler. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasını önlemek için tiyatronun önünde bir basın açıklaması yapan oyuncular, mum yaktılar.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karşı çıkan İstanbul Şehir Tiyatroları oyuncularından Nergis Çorakçı da mücadelesine devam ediyor. Oyuncu Çorakçı’yla Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karşı mücadelesini şöyle anlatıyor: “Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkım kararına karşı biz oyuncular olarak derdimizi anlatmaya çalışıyoruz. Bu tek taraflı bir anlatım değil. Yani sadece belediyeye değil, halka da isteklerimizi anlatmaya çalışıyoruz. Seyircimizin de bizim yanımızda, bizimle aynı fikirle olduğunu düşünüyoruz. Ortada bir karmaşa var. Belediye diyor ki, ‘Bu tiyatroyu yapacağız size vereceğiz’ Ancak sadece bina olarak vereceklerini söylüyorlar. Halbuki Şehir Tiyatrosu, Da’rül Bedai ismiyle kuruldu. Cumhuriyet’ten daha eski bir kuruluş. Böyle birkaç kurumumuz var.. Bunlara gözbebeğimiz gibi bakmamız gerekiyor. Ayrıca Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun bir önemi de merkezde olan tek tiyatromuz olması. Aynı zamanda da bir bilgisayarın beyni gibi bütün idari, dramatür kısmı, kitaplığımız.. Hepsi burada ve bu birimleri ayırdığınız zaman yüz yıllık şehir tiyatrosunu parçalamış oluyorsunuz. Herhangi bir binadan farkı kalmıyor”
Yıkılan tiyatrolardan Üsküdar dışında hiçbirinin tiyatro olarak şehir merkezine geri gelmediğine dikkat çeken Çorakçı, sözlerine şöyle devam ediyor: “Belediye bize Üsküdar’ı yıkıp geri vereceğini söyledi. Burası Şehir Tiyatrosu Üsküdar sahnesi olarak yapılıyor. Ama Harbiye Muhsin Ertuğrul’da durum faklı. Çok amaçlı salon olarak yapılması söz konusu. Geçen sene Muhsin Ertuğrul’da oyunumuz iptal ettirildi, konferans gerçekleştirildi. Halbuki tiyatronun olmazsa olmazlarından biri her şeye rağmen perde açabilmek olduğu için tiyatro diğer sanat dallarından farklıdır. Kongre Vadisi şeklinde yapılan bir merkezde, ‘Bizim konferansımız var, siz oyununuzu oynamayın’ deme hakları olabilir. Sadece bir salon olarak düşünülüyor. Bizim esas olarak karşı durduğumuz yerlerden biri bu. O zaman o kimliği, o dokuyu bozmuş oluyorsunuz. Bir diğer anlamıyla da Şehir Tiyatrosu’nu başkalaştırıyor, başka bir şeye dönüştürüyorsunuz. Bu biraz iddialı olabilir ama çok acılıyız. Şu anda kendimi ancak öyle ifade edebilirim”
Tiyatro gençleri hayata hazırlıyor
“Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karşı bağırmadan çağırmadan elimden gelen çabayı göstermek istiyorum” diyen Çorakçı, tiyatronun kent içinde çok önemli bir yere sahip olduğunu söylüyor:
“Tiyatrosuz bir İstanbul hayal edemeyiz. Belediye başkanıyla, oyuncusuyla seyircisiyle, üniversite öğrencisiyle, yazarıyla tiyatromuza sahip çıkmalıyız. Bunun kendimize borcumuz olduğunu düşünüyorum. Ayrıca tiyatro insanı hayata hazırlar. Çocukken dedemi kaybettiğimi öğrendiğimde ilk söylediğim, ‘Ben tiyatroya gidiyorum’ olmuştu. Şimdi gençler de Shakespeare’i, Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Moliere’i tiyatroda öğrenecekler. Muhsin Ertuğrul Sahnesi de sadece bizim değil İstanbulluların tiyatrosu ve geçmiş bir bellek taşıyor”
http://www.gazetekadikoy.com/home.asp?id=6&kategori_id=5&yazi_id=961
9 Ekim 2007 Salı
Yapanlar ve yıkanlar...
30 Eylül 2007, Taganka Tiyatrosu'nun kurucusu olan ve tiyatro dünyasında bir mit olarak anılan Yuri Lyubimov 'un 90. yaş günüydü. Böylesine anlamlı bir kutlamaya davetli olmak bir onurdu benim için. Dünyanın dört bir tarafından gelen konukların arasında Finlandiya Cumhurbaşkanı Tarja Hhalonen, Vaclav Havel gibi isimler de vardı. Putin 'in Genel Sekreteri onun adına bir plaket sundu -Lyubimov, ertesi gün, bir kutlama yemeği için Kremlin'e davet edilmişti Putin tarafından- sanatçıya, İtalya Cumhurbaşkanı'nın Onur Ödülü de Roma Güzel Sanatlar Akademisi'nden bir profesör tarafından verildi. Ayrıca; pek çok bakan ve çeşitli ülkelerin büyükelçileri de Taganka'daydılar. Başta sanatçılar olmak üzere herkes içinden geldiği gibi konuştu, saygılarını, sevgilerini sundu maestroya. En hoş olan da genç, yaşlı sanatçıların hemen hepsinin adeta bir çiçek bahçesine dönmüş olan sahnenin orta yerinde biraz yorgun ama mutlu duran Lyubimov'un önünde diz çökmeleriydi. Zarif, anlamlı, sıcak bir buluşmaydı... Bu ülkede sanatı ve sanatçıyı farklı bir yere koydukları kesin. Tiyatroların önünde oluşan kuyruklar da bunun en belirgin örneği zaten...
Moskova'dan son bir söz: 30 Eylül akşamı Belediye Başkanı Yuriy Luzhkov sahneye çıktı ve Yuri Lyubimov'un adını taşıyacak bir tiyatro binasının yapımına en kısa zamanda başlanacağının müjdesini verdi. Bir yanda Taganka Tiyatrosu, öte yanda Yuri Lyubimov Tiyatrosu... Keşke İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş da aynı duyarlılığa sahip olsa tiyatroya/tiyatrocuya sahip çıkma konusunda.
Ve Yıkanlar, Yıkılanlar
Moskova'da neredeyse adım başı bir tiyatro varken, mevcutlara yenileri ekleniyor. İstanbul'da ise tiyatro binaları yıkılıyor. Ne büyük bir uçurum ...Saray bir pasaj ya da alışveriş merkezi içinde yerini aldı, Elhamra ve Şan için de aynı şey geçerli olacak. Bu arada, Taksim Sahnesi de göz göre göre yıkıldı, seyrettik. Umuyorum ve inanıyorum ki AKM konusunda Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay duyarlı bir tutum sergileyecektir.
Otuz yedi yıldır 1 Ekim tarihinde perdelerini açan Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin kapısına bu yıl kilit vuruldu, çünkü o da yıkılacak. Ne kadar acı hatta şiddet içeren bir olay! Çağdaş Türk tiyatrosunun kurucusu olan Muhsin Ertuğrul'un adını taşıyan, onca sanatçıya, seyirciye ev sahipliği yapan bir tiyatro binası yok ediliyor. Yeni yapılacak salon, Kongre Vadisi Projesi kapsamında bir kompleksin içinde yer alacakmış. Aynı şey mi? Tabii ki değil... Hoş, belki de buna bile gerek görülmeyecek ve tiyatroyu merkezden uzaklaştırma politikasının bir uzantısı olarak Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi tamamen tarihe karışacak.
Tiyatro, opera, konser salonları dünyanın her yerinde şehrin merkezindedir. Kongre vadilerinin, alışveriş merkezlerinin, pasajların içine sıkıştırılmazlar. Moskova'ya bakın; Kızıl Meydan'ın tam karşısında yükselir Bolşoy Tiyatrosu (şu anda onarımda), Maly Tiyatrosu yine aynı bloktadır, biraz ilerde Mayakovsky Müzesi ve Sahnesi , az ötede Stanislavsky ve Nemirovich Danchenko Tiyatrosu ... Daha saymakla bitmez... Stakholm'de ise, Devlet Tiyatrosu Dramaten kentin ortasında suyun bir yanında durur tüm heybetiyle. Öte yanında ise Stockholm Operası ve hemen yanında Tiyatro Müzesi... Biraz daha ilerleyin, civcivli bir caddede ise Şehir Tiyatrosu...
Bir kentin orta yeri neden Kongre Vadisi olarak ablukaya alınır bilemem, 2009'da yapılacak IMF toplantısı için 37 yıllık geçmişi olan bir tiyatro binasının kapısına nasıl ve neden kilit vurulur onu da anlayabilmem olanaksız ama, bildiğim, anladığım tek şey; tiyatrolar, operalar, konser salonları birer yüz akı ve çağdaşlık simgesi olarak şehirlerin merkezlerinde konumlanmıştır. O binalar gerekirse onarılırlar ama asla yıkılmazlar...
Dozerlerin Sesi Duyulsun
Bugüne kadar İstanbul'da çok tiyatro binası yıkıldı, yakıldı. Kimi kül oldu, kimi pasaj veya garaj. Çelik Gülersoy 'un dediği gibi; "buldozer öyle gürültülü çalışıyor ki yanıt olarak gelen sessizliği bile duyamadım". İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği (İştisan) 4 Ekim tarihinde tiyatronun önünde okudukları anlamlı bildiride "Muhsin Ertuğrul Sahnesi Sadece Alkıştan Yıkılsın" diyor ve bu konudaki kararlılıklarını şu sözlerle belirtiyorlardı: "Kaygılıyız, tiyatromuz sanatla ilişkisi olmayan büyük bir yapılanmanın eteğine iliştirilmek isteniyor.... Hayır sessiz kalmayacağız; anılarımıza, geleceğimize, sahnemize sahip çıkacağız. Dozerlerden daha çok ses çıkaracağız... Tiyatromuzun Türkiye'nin en gelişmiş teknik olanaklara sahip sahnelerinden biri olduğunu, Şehir Tiyatroları'nın buradan yönetildiğini.. eski bir bina olmadığını, hele leş hiç olmadığını; Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin sadece bizlerin değil tüm İstanbul'un olduğunu, çok değerli bir toplumsal mirasın üzerine tüm İstanbulluların titremesi gerektiğini herkese anlatacağız...."
Umarım bu direniş yankılanarak ve de İstanbul halkının desteğiyle sürer. Çünkü, tiyatrosuna, kültür-sanat kurumlarına sahip çıkmak kentli olma bilincinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Tarih: 9 Ekim 2007 Kaynak: Cumhuriyet
http://www.arkitera.com/haber_20927_yapanlar-ve-yikanlar.html
Moskova'dan son bir söz: 30 Eylül akşamı Belediye Başkanı Yuriy Luzhkov sahneye çıktı ve Yuri Lyubimov'un adını taşıyacak bir tiyatro binasının yapımına en kısa zamanda başlanacağının müjdesini verdi. Bir yanda Taganka Tiyatrosu, öte yanda Yuri Lyubimov Tiyatrosu... Keşke İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş da aynı duyarlılığa sahip olsa tiyatroya/tiyatrocuya sahip çıkma konusunda.
Ve Yıkanlar, Yıkılanlar
Moskova'da neredeyse adım başı bir tiyatro varken, mevcutlara yenileri ekleniyor. İstanbul'da ise tiyatro binaları yıkılıyor. Ne büyük bir uçurum ...Saray bir pasaj ya da alışveriş merkezi içinde yerini aldı, Elhamra ve Şan için de aynı şey geçerli olacak. Bu arada, Taksim Sahnesi de göz göre göre yıkıldı, seyrettik. Umuyorum ve inanıyorum ki AKM konusunda Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay duyarlı bir tutum sergileyecektir.
Otuz yedi yıldır 1 Ekim tarihinde perdelerini açan Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin kapısına bu yıl kilit vuruldu, çünkü o da yıkılacak. Ne kadar acı hatta şiddet içeren bir olay! Çağdaş Türk tiyatrosunun kurucusu olan Muhsin Ertuğrul'un adını taşıyan, onca sanatçıya, seyirciye ev sahipliği yapan bir tiyatro binası yok ediliyor. Yeni yapılacak salon, Kongre Vadisi Projesi kapsamında bir kompleksin içinde yer alacakmış. Aynı şey mi? Tabii ki değil... Hoş, belki de buna bile gerek görülmeyecek ve tiyatroyu merkezden uzaklaştırma politikasının bir uzantısı olarak Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi tamamen tarihe karışacak.
Tiyatro, opera, konser salonları dünyanın her yerinde şehrin merkezindedir. Kongre vadilerinin, alışveriş merkezlerinin, pasajların içine sıkıştırılmazlar. Moskova'ya bakın; Kızıl Meydan'ın tam karşısında yükselir Bolşoy Tiyatrosu (şu anda onarımda), Maly Tiyatrosu yine aynı bloktadır, biraz ilerde Mayakovsky Müzesi ve Sahnesi , az ötede Stanislavsky ve Nemirovich Danchenko Tiyatrosu ... Daha saymakla bitmez... Stakholm'de ise, Devlet Tiyatrosu Dramaten kentin ortasında suyun bir yanında durur tüm heybetiyle. Öte yanında ise Stockholm Operası ve hemen yanında Tiyatro Müzesi... Biraz daha ilerleyin, civcivli bir caddede ise Şehir Tiyatrosu...
Bir kentin orta yeri neden Kongre Vadisi olarak ablukaya alınır bilemem, 2009'da yapılacak IMF toplantısı için 37 yıllık geçmişi olan bir tiyatro binasının kapısına nasıl ve neden kilit vurulur onu da anlayabilmem olanaksız ama, bildiğim, anladığım tek şey; tiyatrolar, operalar, konser salonları birer yüz akı ve çağdaşlık simgesi olarak şehirlerin merkezlerinde konumlanmıştır. O binalar gerekirse onarılırlar ama asla yıkılmazlar...
Dozerlerin Sesi Duyulsun
Bugüne kadar İstanbul'da çok tiyatro binası yıkıldı, yakıldı. Kimi kül oldu, kimi pasaj veya garaj. Çelik Gülersoy 'un dediği gibi; "buldozer öyle gürültülü çalışıyor ki yanıt olarak gelen sessizliği bile duyamadım". İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği (İştisan) 4 Ekim tarihinde tiyatronun önünde okudukları anlamlı bildiride "Muhsin Ertuğrul Sahnesi Sadece Alkıştan Yıkılsın" diyor ve bu konudaki kararlılıklarını şu sözlerle belirtiyorlardı: "Kaygılıyız, tiyatromuz sanatla ilişkisi olmayan büyük bir yapılanmanın eteğine iliştirilmek isteniyor.... Hayır sessiz kalmayacağız; anılarımıza, geleceğimize, sahnemize sahip çıkacağız. Dozerlerden daha çok ses çıkaracağız... Tiyatromuzun Türkiye'nin en gelişmiş teknik olanaklara sahip sahnelerinden biri olduğunu, Şehir Tiyatroları'nın buradan yönetildiğini.. eski bir bina olmadığını, hele leş hiç olmadığını; Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin sadece bizlerin değil tüm İstanbul'un olduğunu, çok değerli bir toplumsal mirasın üzerine tüm İstanbulluların titremesi gerektiğini herkese anlatacağız...."
Umarım bu direniş yankılanarak ve de İstanbul halkının desteğiyle sürer. Çünkü, tiyatrosuna, kültür-sanat kurumlarına sahip çıkmak kentli olma bilincinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Tarih: 9 Ekim 2007 Kaynak: Cumhuriyet
http://www.arkitera.com/haber_20927_yapanlar-ve-yikanlar.html
7 Ekim 2007 Pazar
Muhsin Ertuğrul Bu Yıl Perdesini Açamadı
ALİ SİRMEN
07.10.2007
Sevgili,
İstanbul Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi, hafta içinde perdesini açacaktı.
Açamadı.
O gün sanatçılar ve tiyatro severler, perdenin açılması gereken saatte, bu olayı protesto için Muhsin Ertuğrul Salonu önünde toplandılar.
Haberi duyduğumda içim cız etti.
Türk tiyatrosunun en önemli adı, bütün yaşamı boyunca işine bağlılığını ve titizliğini sürdürmüş olan Muhsin Ertuğrul ile, ilan edildiği zamanda açılmayan perde kavramlarının bir araya gelebileceğini hiç düşünmemiştim.
Muhsin Bey, herkesin zamanında salonda olması, perde açıldıktan sonra araya kadar kimsenin alınmaması kuralına o denli bağlıydı ki, bir keresinde geç kalan Atatürk 'ü bile bekletmişti.
Birkaç yıl önce, Müşfik Kenter, ablası Yıldız Hanım ile birlikte annelerinin ölümünde bile bu kuralı nasıl işlettiklerini anlatmıştı.
İstanbul Şehir Tiyatroları, Cumhuriyet öncesine dayanan bir kurum.
1914 yılında, İttihat ve Terakki'nin iktidarını pekiştirdiği dönemde, Batı anlamında bir müzik ve tiyatro konservatuvarı olarak kuruldu. O sırada İstanbul şehremini (Belediye Başkanı) olan Op. Dr. Ziya Topuzlu, belediye bütçesinden dönemine göre çok önemli bir meblağ olan 3 bin lirayı ve belediyenin mülkü olan Şehzadebaşı’ndaki Letafet Apartmanı’nı bu kuruluşa tahsis etti.
Namık Kemal 'in oğlu Ali Ekrem 'in (Bolayır) önerisi ile kuruluşa "Darülbedayi" adı verildi.
***
Yeni kurulan konservatuvarın başına Paris'ten getirilen Andre Antoine, 1. Dünya Savaşı başlayınca ülkesine döndü. Yerine de Reşat Rıdvan ile o sıralarda yirmili yaşlarında olan ve Antoine'ın Paris'ten öğrencisi Muhsin Ertuğrul getirildiler.
Darülbedayi, 1916 yılında, savaş içinde ilk oyunu "Çürük Elma" yı sahnelediğinde Muhsin Bey bu kuruluşun başındaydı.
Darülbedayi 1934 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'na dönüştüğünde M. Ertuğrul yine oradaydı. Bu görevinde, 1947 yılında çıkan Devlet Tiyatro ve Operası Kanunu gereği, bu kuruluşları kurup yönetmek görevini alıncaya kadar bulundu. Ankara'da Devlet Konservatuvarı ve Devlet Tiyatroları'nın yöneticisi, solcu Muhsin Ertuğrul'a Demokrat Parti iktidarının pek fazla tahammül etmesi beklenemezdi.
Nitekim de öyle oldu.
Muhsin Ertuğrul Ankara'daki görevinden ayrılınca, İstanbul'a dönüp, bir bankanın desteğiyle "Küçük Sahne" yi kurdu.
Bu özel kuruluş, Türk Tiyatrosuna birçok sanatçı ve eser armağan ederek uzun yıllar yaşadı.
Daha sonra aralıklarla Şehir Tiyatroları'nda başrejisör olarak görev yapan Muhsin Ertuğrul, aynı zamanda yurtiçinde ve yurtdışında birçok film çevirdi, senaryo yazdı, tiyatro başyapıtlarından bazılarını dilimize kazandırdı. Yönettiği tiyatrolarda Türk yazarlarının oyunlarını sahneleyerek onların önlerini açtı. Birçok oyuncunun, tiyatro adamının yetişmesinde katkısı olan Muhsin Hoca, 1979 yılında 87 yaşında bir delikanlı olarak yaşama gözünü yumduğunda hala tiyatro ile yakından ilgiliydi.
***
Tiyatro dünyamıza birçok sanatçıyı, oyunu, yeniliği, bir yandan yerli yazarlarımızın eserlerini, öte yandan Batı anlamında tiyatro geleneği ve terbiyesini, bu arada, "The show must go on" (Perde hangi koşulda, her ne pahasına olursa olsun açılmalıdır) ilkesini kazandıran Muhsin Ertuğrul'un adını taşıyan binanın perdeleri bu yıl açılamayacak.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, tiyatronun ne sanatçısına ne de seyircisine doyurucu bir açıklama yaptı.
Ama bilinen o ki, o bina yıkılacak, sit alanı ilan edilen, ama spekülatörlerin iştahını celp eden bu mekanda (Kongre Vadisi) birbirinden değişik projeler var. Bunları, yasaya ve mevzuata uysalar da, uymasalar da yaşama geçirecekler.
Rant dünyasında, kim takar tiyatroyu, kim dinler Muhsin Ertuğrul'u?..
Hem de bu bölgeye yapılacak kongre salonunda IMF'nin toplantısı düzenlenecek.
IMF deyince akarsular durur tabii.
Hangi çağda, hangi ülkede yaşıyoruz?
Sanırım Sevgili, durumu en iyi özetleyen, Emre Kongar ile yaptıkları "Yorum Farkı" programında Mehmet Barlas oldu.
— Şimdiye kadar, ekonomi IMF'den soruluyordu, artık tiyatro da ondan sorulur olacak, dedi Mehmet Barlas.
Yerden göğe de haklıydı.
Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi
07.10.2007
Sevgili,
İstanbul Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi, hafta içinde perdesini açacaktı.
Açamadı.
O gün sanatçılar ve tiyatro severler, perdenin açılması gereken saatte, bu olayı protesto için Muhsin Ertuğrul Salonu önünde toplandılar.
Haberi duyduğumda içim cız etti.
Türk tiyatrosunun en önemli adı, bütün yaşamı boyunca işine bağlılığını ve titizliğini sürdürmüş olan Muhsin Ertuğrul ile, ilan edildiği zamanda açılmayan perde kavramlarının bir araya gelebileceğini hiç düşünmemiştim.
Muhsin Bey, herkesin zamanında salonda olması, perde açıldıktan sonra araya kadar kimsenin alınmaması kuralına o denli bağlıydı ki, bir keresinde geç kalan Atatürk 'ü bile bekletmişti.
Birkaç yıl önce, Müşfik Kenter, ablası Yıldız Hanım ile birlikte annelerinin ölümünde bile bu kuralı nasıl işlettiklerini anlatmıştı.
İstanbul Şehir Tiyatroları, Cumhuriyet öncesine dayanan bir kurum.
1914 yılında, İttihat ve Terakki'nin iktidarını pekiştirdiği dönemde, Batı anlamında bir müzik ve tiyatro konservatuvarı olarak kuruldu. O sırada İstanbul şehremini (Belediye Başkanı) olan Op. Dr. Ziya Topuzlu, belediye bütçesinden dönemine göre çok önemli bir meblağ olan 3 bin lirayı ve belediyenin mülkü olan Şehzadebaşı’ndaki Letafet Apartmanı’nı bu kuruluşa tahsis etti.
Namık Kemal 'in oğlu Ali Ekrem 'in (Bolayır) önerisi ile kuruluşa "Darülbedayi" adı verildi.
***
Yeni kurulan konservatuvarın başına Paris'ten getirilen Andre Antoine, 1. Dünya Savaşı başlayınca ülkesine döndü. Yerine de Reşat Rıdvan ile o sıralarda yirmili yaşlarında olan ve Antoine'ın Paris'ten öğrencisi Muhsin Ertuğrul getirildiler.
Darülbedayi, 1916 yılında, savaş içinde ilk oyunu "Çürük Elma" yı sahnelediğinde Muhsin Bey bu kuruluşun başındaydı.
Darülbedayi 1934 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'na dönüştüğünde M. Ertuğrul yine oradaydı. Bu görevinde, 1947 yılında çıkan Devlet Tiyatro ve Operası Kanunu gereği, bu kuruluşları kurup yönetmek görevini alıncaya kadar bulundu. Ankara'da Devlet Konservatuvarı ve Devlet Tiyatroları'nın yöneticisi, solcu Muhsin Ertuğrul'a Demokrat Parti iktidarının pek fazla tahammül etmesi beklenemezdi.
Nitekim de öyle oldu.
Muhsin Ertuğrul Ankara'daki görevinden ayrılınca, İstanbul'a dönüp, bir bankanın desteğiyle "Küçük Sahne" yi kurdu.
Bu özel kuruluş, Türk Tiyatrosuna birçok sanatçı ve eser armağan ederek uzun yıllar yaşadı.
Daha sonra aralıklarla Şehir Tiyatroları'nda başrejisör olarak görev yapan Muhsin Ertuğrul, aynı zamanda yurtiçinde ve yurtdışında birçok film çevirdi, senaryo yazdı, tiyatro başyapıtlarından bazılarını dilimize kazandırdı. Yönettiği tiyatrolarda Türk yazarlarının oyunlarını sahneleyerek onların önlerini açtı. Birçok oyuncunun, tiyatro adamının yetişmesinde katkısı olan Muhsin Hoca, 1979 yılında 87 yaşında bir delikanlı olarak yaşama gözünü yumduğunda hala tiyatro ile yakından ilgiliydi.
***
Tiyatro dünyamıza birçok sanatçıyı, oyunu, yeniliği, bir yandan yerli yazarlarımızın eserlerini, öte yandan Batı anlamında tiyatro geleneği ve terbiyesini, bu arada, "The show must go on" (Perde hangi koşulda, her ne pahasına olursa olsun açılmalıdır) ilkesini kazandıran Muhsin Ertuğrul'un adını taşıyan binanın perdeleri bu yıl açılamayacak.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, tiyatronun ne sanatçısına ne de seyircisine doyurucu bir açıklama yaptı.
Ama bilinen o ki, o bina yıkılacak, sit alanı ilan edilen, ama spekülatörlerin iştahını celp eden bu mekanda (Kongre Vadisi) birbirinden değişik projeler var. Bunları, yasaya ve mevzuata uysalar da, uymasalar da yaşama geçirecekler.
Rant dünyasında, kim takar tiyatroyu, kim dinler Muhsin Ertuğrul'u?..
Hem de bu bölgeye yapılacak kongre salonunda IMF'nin toplantısı düzenlenecek.
IMF deyince akarsular durur tabii.
Hangi çağda, hangi ülkede yaşıyoruz?
Sanırım Sevgili, durumu en iyi özetleyen, Emre Kongar ile yaptıkları "Yorum Farkı" programında Mehmet Barlas oldu.
— Şimdiye kadar, ekonomi IMF'den soruluyordu, artık tiyatro da ondan sorulur olacak, dedi Mehmet Barlas.
Yerden göğe de haklıydı.
Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi
Bir Sanatsal Değerimiz Daha Yok Oluyor

07.10.2007
İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılıp, yerine Lütfi Kırdar Kongre Binası ile uyumlu yeni bir bina yapılması kararını protesto etmek için tiyatro sanatçıları dün gece tiyatronun önünde biraraya geldi. Sanatçılar basın açıklaması yaparak, üzüntülerini dile getirdiler.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılıp yerine Lütfi Kırdar Kongre Binası ile uyumlu yeni bir bina yapılacak. Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Rumeli Salonu, Hilton Convention Center ve Gümüş Caddesi, Harbiye Orduevi ve Askeri Müze ile Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu ve Taşkışla Caddesi arasında kalan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi mülkiyetinde olan Şişli’deki 17 bin metrekarelik alanı kapsayan “Harbiye Kongre Vadisi Avan Projesi”nde toplam inşaat alanı 83 bin 695 metrekare olacak.
Yapılacak yeni tiyatro binası 5 katı yer üstünde, 6 katı da yeraltında olmak üzere 11 kattan oluşup, mevcut binadaki yönetim birimleri başka bir yere taşınacak. Eski binanın oturduğu 1525 metrekarelik inşaat alanı yeni binada 3 bin 500 metrekare olacak. Mevcut binadaki 600 kişilik seyirci kapasitesi de yeni binada 696’ya çıkarılacak.
Alkışlı protesto
Yıkım kararı tiyatro sanatçıları tarafından büyük bir üzüntüyle karşılandı. İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun, ilk dönemdeki adıyla Darülbedayi'nin kurucusu olan Muhsin Ertuğrul'un adını taşıyan sahnenin önünde toplanan sanatçılar dün gece Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde toplanarak bir basın açıklaması yaptılar. Önce oyuncu Can Başak bir bildiri okudu ve yıkım kararı alkışlarla protesto edildi.
Tamer Karadağlı, "Tiyatronun karşısında zaten bir kongre merkezi var. Neden bir tane daha yapmayı planlıyorlar" dedi. Aktör ve yönetmen Cüneyt Türel "İkinci cenazeye geldim" diyerek sahnenin yıkılma kararını kınadı.
Yeni tiyatro binasında zemin dahil üst katlarında 6 sanatçı odası, 368 metrekarelik fuaye alanı, ses, ışık kontrol, sahne ve sahne arkası oyuncular için lobi, prova odası ve diğer teknik birimler yer alacak. Tiyatro binasının altında yapılacak 6 katta da hem Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nu hem de Lütfi Kırdar Kongre Merkezini destekleyecek 4 tane çok amaçlı salon, 2 katta 759 araç kapasiteli kapalı otopark, kafeteryalar ve bin ofis bulunacak. “Denize açılan bir konsept” olarak tasarlanan projede, bölgede her türlü etkinliğin yapılabileceği bir meydan da oluşturulacak. Harbiye Açık Hava Tiyatrosu aynen korunacak.
Darülbedayi'nin kuruluşu
1914 yılında Darülbedayi-i Osmani (Osmanlı Güzellikler Evi) ismi ile kuruldu. İlk gösterisini 1915 yılında Şehzadebaşı'nda Letafet Apartmanı'nda bulunan Tatbikat Sahnesi'nde gerçekleştirdi. Daha sonra oyunlara Tepebaşı Tiyatrosu'nda devam etti. Buranın yanması ile Harbiye’de bulunan bugünkü yeri olan Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin de bulunduğu yere taşındı. Bu caddeye Darülbedayi isminin verilmesine sebep oldu.
Yerine alışveriş merkezi yapılacak olması nedeniyle Taksim Sahnesi kapatılması, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkım kararı... Az sayıda olan tiyatro sahnelerimizi kaybediyoruz. Şimdi de gündem de olan bir diğer konu ise, Taksim Meydanı’nın silueti içinde 1960’lardan beri yer aldığı ve artık bu meydanın en önemli bir parçası haline gelen Atatürk Kültür Merkezi’nın yıkılması...
Kaynak: http://www.pusula.tv/detail.asp?Gundem=3930&modul=haber
Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılıp yerine Lütfi Kırdar Kongre Binası ile uyumlu yeni bir bina yapılacak. Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Rumeli Salonu, Hilton Convention Center ve Gümüş Caddesi, Harbiye Orduevi ve Askeri Müze ile Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu ve Taşkışla Caddesi arasında kalan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi mülkiyetinde olan Şişli’deki 17 bin metrekarelik alanı kapsayan “Harbiye Kongre Vadisi Avan Projesi”nde toplam inşaat alanı 83 bin 695 metrekare olacak.
Yapılacak yeni tiyatro binası 5 katı yer üstünde, 6 katı da yeraltında olmak üzere 11 kattan oluşup, mevcut binadaki yönetim birimleri başka bir yere taşınacak. Eski binanın oturduğu 1525 metrekarelik inşaat alanı yeni binada 3 bin 500 metrekare olacak. Mevcut binadaki 600 kişilik seyirci kapasitesi de yeni binada 696’ya çıkarılacak.
Alkışlı protesto
Yıkım kararı tiyatro sanatçıları tarafından büyük bir üzüntüyle karşılandı. İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun, ilk dönemdeki adıyla Darülbedayi'nin kurucusu olan Muhsin Ertuğrul'un adını taşıyan sahnenin önünde toplanan sanatçılar dün gece Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde toplanarak bir basın açıklaması yaptılar. Önce oyuncu Can Başak bir bildiri okudu ve yıkım kararı alkışlarla protesto edildi.
Tamer Karadağlı, "Tiyatronun karşısında zaten bir kongre merkezi var. Neden bir tane daha yapmayı planlıyorlar" dedi. Aktör ve yönetmen Cüneyt Türel "İkinci cenazeye geldim" diyerek sahnenin yıkılma kararını kınadı.
Yeni tiyatro binasında zemin dahil üst katlarında 6 sanatçı odası, 368 metrekarelik fuaye alanı, ses, ışık kontrol, sahne ve sahne arkası oyuncular için lobi, prova odası ve diğer teknik birimler yer alacak. Tiyatro binasının altında yapılacak 6 katta da hem Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nu hem de Lütfi Kırdar Kongre Merkezini destekleyecek 4 tane çok amaçlı salon, 2 katta 759 araç kapasiteli kapalı otopark, kafeteryalar ve bin ofis bulunacak. “Denize açılan bir konsept” olarak tasarlanan projede, bölgede her türlü etkinliğin yapılabileceği bir meydan da oluşturulacak. Harbiye Açık Hava Tiyatrosu aynen korunacak.
Darülbedayi'nin kuruluşu
1914 yılında Darülbedayi-i Osmani (Osmanlı Güzellikler Evi) ismi ile kuruldu. İlk gösterisini 1915 yılında Şehzadebaşı'nda Letafet Apartmanı'nda bulunan Tatbikat Sahnesi'nde gerçekleştirdi. Daha sonra oyunlara Tepebaşı Tiyatrosu'nda devam etti. Buranın yanması ile Harbiye’de bulunan bugünkü yeri olan Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin de bulunduğu yere taşındı. Bu caddeye Darülbedayi isminin verilmesine sebep oldu.
Yerine alışveriş merkezi yapılacak olması nedeniyle Taksim Sahnesi kapatılması, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkım kararı... Az sayıda olan tiyatro sahnelerimizi kaybediyoruz. Şimdi de gündem de olan bir diğer konu ise, Taksim Meydanı’nın silueti içinde 1960’lardan beri yer aldığı ve artık bu meydanın en önemli bir parçası haline gelen Atatürk Kültür Merkezi’nın yıkılması...
Kaynak: http://www.pusula.tv/detail.asp?Gundem=3930&modul=haber
6 Ekim 2007 Cumartesi
Saçma diz boyu...
Melih Aşık
(…)
"Alkıştan yıkılsın"
Şehir Tiyatroları'na bağlı Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi bu yıl perdelerini açmadı... Sanatçılar önceki gece bir hayalet gibi duran Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun önüne gittiler, çiçek koydular... Bir de bildiri okundu...
Dendi ki:
"Tiyatrolar sadece alkıştan yıkılsın..."
Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu, Kongre Vadisi yapılacağı için yıkılıyor.. İçindeki cep tiyatrosuyla birlikte iki salon eksiliyor. Sözüm ona yerine bir salon yapılacak... İnanmalı mı?
Bu yıl Taksim Sahnesi de perdelerini açmadı... Yerine alışveriş merkezi yapılıyor... Acaba Devlet Tiyatroları bu salonu kurtarmak için bir çaba sarf etti mi? Bilmiyoruz...
Ankara'da Yeni Sahne'yi kurtarmak için çaba sarf etmediklerini biliyoruz.
Yıkılan sahnelere bir de AKM ekleniyor. AKM dediğiniz bir kültür merkezinden öte... Kentin kimliğini bütünleyen de bir yapı... Konser, opera, bale gibi sanatlarla ilgisiz olup sadece rantla ilgili bir iktidarın buraya daha görkemli bir kültür merkezi yapacağına kimse inanmıyor.
Serbest Mimarlar Derneği Başkanı Doğan Tekeli dünkü açıklamasında bu olayın içyüzüne ilişkin kuşkuları dile getiriyor: "...Bir toplumu ya da bir dönemi kültürü ile birlikte yok etmeyi amaçlayanlar, kültür izlerini ve ortak hafızayı yok etmek isterler.
Türkiye'de, cumhuriyet dönemimizin, mimarlık tarihine mal olmuş ve toplum hafızasına yerleşmiş mimarlık eserleri, gerçekleştirilen ve gerçekleştirilmek istenen birçok yıkım nedeniyle bir tehdit altında gibi görünüyor. AKM, ulusal bir simge yapıdır, yıkılmamalıdır, geliştirilerek yaşatılmalıdır..."
Kendini İstanbullu gören, o salonda anısı olan, sanata saygılı herkes AKM'ye sahip çıkmalıdır.
(…)
m.asik@milliyet.com.tr
Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2007/10/06/yazar/asik.html
(…)
"Alkıştan yıkılsın"
Şehir Tiyatroları'na bağlı Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi bu yıl perdelerini açmadı... Sanatçılar önceki gece bir hayalet gibi duran Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun önüne gittiler, çiçek koydular... Bir de bildiri okundu...
Dendi ki:
"Tiyatrolar sadece alkıştan yıkılsın..."
Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu, Kongre Vadisi yapılacağı için yıkılıyor.. İçindeki cep tiyatrosuyla birlikte iki salon eksiliyor. Sözüm ona yerine bir salon yapılacak... İnanmalı mı?
Bu yıl Taksim Sahnesi de perdelerini açmadı... Yerine alışveriş merkezi yapılıyor... Acaba Devlet Tiyatroları bu salonu kurtarmak için bir çaba sarf etti mi? Bilmiyoruz...
Ankara'da Yeni Sahne'yi kurtarmak için çaba sarf etmediklerini biliyoruz.
Yıkılan sahnelere bir de AKM ekleniyor. AKM dediğiniz bir kültür merkezinden öte... Kentin kimliğini bütünleyen de bir yapı... Konser, opera, bale gibi sanatlarla ilgisiz olup sadece rantla ilgili bir iktidarın buraya daha görkemli bir kültür merkezi yapacağına kimse inanmıyor.
Serbest Mimarlar Derneği Başkanı Doğan Tekeli dünkü açıklamasında bu olayın içyüzüne ilişkin kuşkuları dile getiriyor: "...Bir toplumu ya da bir dönemi kültürü ile birlikte yok etmeyi amaçlayanlar, kültür izlerini ve ortak hafızayı yok etmek isterler.
Türkiye'de, cumhuriyet dönemimizin, mimarlık tarihine mal olmuş ve toplum hafızasına yerleşmiş mimarlık eserleri, gerçekleştirilen ve gerçekleştirilmek istenen birçok yıkım nedeniyle bir tehdit altında gibi görünüyor. AKM, ulusal bir simge yapıdır, yıkılmamalıdır, geliştirilerek yaşatılmalıdır..."
Kendini İstanbullu gören, o salonda anısı olan, sanata saygılı herkes AKM'ye sahip çıkmalıdır.
(…)
m.asik@milliyet.com.tr
Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2007/10/06/yazar/asik.html
Tiyatronun Gözyaşları

Süleyman KAYA / İSTANBUL
6 Ekim 2007
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yıkım kararı aldığı, yaklaşık 10 gün önce boşaltma tebligatı gönderdiği Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi bu yıl perdelerini açamadı.
Tiyatro sanatçıları, ölen tiyatrocular için perdelerin açıldığı ilk gün 50 yıldır geleneksel olarak yapılan anma törenini bu kez sahne yerine tiyatronun giriş merdivenlerinde yaptılar ve yıkım kararını gözyaşları içinde alkışlarla protesto ettiler. Tiyatro sanatçıları adına konuşan Can Başak, "2010 Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan İstanbul’da tiyatrolar bir bir kapanıyor. 10 gün önce tiyatronun boşaltılması için yazı aldık. İstanbul’daki 7 sahneyi kullanamıyoruz. Dram tiyatrosu, Ferah Tiyatrosu, Aksaray Belediye Tiyatrosu, Küçük Opera Tiyatrosu yandı ve işhanına çevrildi. Karaca Tiyatrosu ise Büyükşehir Belediyesi Sular İdaresi’nin yemekhanesi olarak kullanıyor. Kimse farkında değil ama İstanbul’da tiyatro kıyımı yapılıyor" dedi. Tiyatro sanatçısı Tamer Karadağlı ise "Bu tiyatronun tam karşısında zaten kongre merkezi var. Yapılması düşünülen tiyatro bunun yarısı kadar. Şehir tiyatrolarına sahip çıkılsın" diye konuştu.
6 Ekim 2007
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yıkım kararı aldığı, yaklaşık 10 gün önce boşaltma tebligatı gönderdiği Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi bu yıl perdelerini açamadı.
Tiyatro sanatçıları, ölen tiyatrocular için perdelerin açıldığı ilk gün 50 yıldır geleneksel olarak yapılan anma törenini bu kez sahne yerine tiyatronun giriş merdivenlerinde yaptılar ve yıkım kararını gözyaşları içinde alkışlarla protesto ettiler. Tiyatro sanatçıları adına konuşan Can Başak, "2010 Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan İstanbul’da tiyatrolar bir bir kapanıyor. 10 gün önce tiyatronun boşaltılması için yazı aldık. İstanbul’daki 7 sahneyi kullanamıyoruz. Dram tiyatrosu, Ferah Tiyatrosu, Aksaray Belediye Tiyatrosu, Küçük Opera Tiyatrosu yandı ve işhanına çevrildi. Karaca Tiyatrosu ise Büyükşehir Belediyesi Sular İdaresi’nin yemekhanesi olarak kullanıyor. Kimse farkında değil ama İstanbul’da tiyatro kıyımı yapılıyor" dedi. Tiyatro sanatçısı Tamer Karadağlı ise "Bu tiyatronun tam karşısında zaten kongre merkezi var. Yapılması düşünülen tiyatro bunun yarısı kadar. Şehir tiyatrolarına sahip çıkılsın" diye konuştu.
İki eksikle sezon açıldı
(…)
İstanbul'daki ödenekli tiyatrolar sezonu yarım açtı. İstanbul Devlet Tiyatroları Taksim Sahnesi'ni, İstanbul Şehir Tiyatroları da Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni kaybederek sezona başladı. Tiyatro oyuncuları önceki gün Muhsin Ertuğrul'un yıkımını protesto edip 'Dozerlerden daha çok ses çıkaracağız' dediler
06.10.2007
EFNAN ATMACA
İSTANBUL - Tiyatro sezonu bu yıl İstanbul'da 'eksik' açıldı. Pek çok özel tiyatro sezon açılışını bayram sonrasına ertelerken ödenekli tiyatrolar perdeyi açtı. Ama biraz buruk bir açılış oldu. Çünkü İstanbul Devlet Tiyatroları (İDT) yıllardır seyircisini ağırladığı Taksim Sahnesi'nden, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT) ise merkezinin de bulunduğu, adıyla özdeşleşen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nden yoksun bir programla açtı yeni sezonu. İDT, bir alışveriş merkezine dönüşeceği için, mal sahibinin açtığı dava sonucu Taksim Sahnesi'ni geçen ay boşaltmıştı. İBBŞT de Harbiye Kongre Vadisi inşaatları kapsamında yıkılıp yeniden yapılacağı için Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin perdelerini açamadı.
'Anılarımıza sahip çıkacağız'
Ancak Muhsin Ertuğrul'la ilgili kararı tiyatro oyuncuları kolay kolay kabulleneceğe benzemiyor. Önceki gece İstanbul Şehir Tiyatrosu oyuncuları sahnenin önünde bir araya gelip 'Muhsin Ertuğrul Sahnesi alkıştan yıkılsın' sloganıyla kararı protesto etti. 100'den fazla kişinin saat 20.30'da Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin önünde bir araya geldiği eylemde oyuncular, tiyatronun önünde mum yaktılar, sonra da ustalarının büstünün önüne çiçek yağdırdılar. Protesto sırasında bir bildiri okuyarak da bu yıkıma sessiz kalmayacaklarını söylediler.
Bildiride "Hayır sessiz kalmayacağız; anılarımıza, geleceğimize, sahnemize sahip çıkacağız. Dozerlerden daha çok ses çıkaracağız" ifadelerine yer verdiler. Bildiri sonrası söz alan Mimarlar Odası temsilcisi Mücella Yapıcı da Kongre Vadisi Projesi'nin yürütmesinin durdurulması için açtıkları davanın hâlâ sürdüğünü ve hukuki sürecin peşini bırakmayacaklarını söyledi. Tiyatrocular sonra da replikleri asılı duran sahneye veda edip dağıldılar. Yönetim kurulu kararıyla Muhsin Ertuğrul'u programın dışında tutan İBBŞT yönetimi ise Radikal'e yaptığı açıklamada 'sahnenin yıkılacağına dair resmi bir yazının kendilerine hâlâ ulaşmadığını' söyledi.
(…)
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=234971&tarih=06/10/2007
İstanbul'daki ödenekli tiyatrolar sezonu yarım açtı. İstanbul Devlet Tiyatroları Taksim Sahnesi'ni, İstanbul Şehir Tiyatroları da Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni kaybederek sezona başladı. Tiyatro oyuncuları önceki gün Muhsin Ertuğrul'un yıkımını protesto edip 'Dozerlerden daha çok ses çıkaracağız' dediler
06.10.2007
EFNAN ATMACA
İSTANBUL - Tiyatro sezonu bu yıl İstanbul'da 'eksik' açıldı. Pek çok özel tiyatro sezon açılışını bayram sonrasına ertelerken ödenekli tiyatrolar perdeyi açtı. Ama biraz buruk bir açılış oldu. Çünkü İstanbul Devlet Tiyatroları (İDT) yıllardır seyircisini ağırladığı Taksim Sahnesi'nden, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT) ise merkezinin de bulunduğu, adıyla özdeşleşen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nden yoksun bir programla açtı yeni sezonu. İDT, bir alışveriş merkezine dönüşeceği için, mal sahibinin açtığı dava sonucu Taksim Sahnesi'ni geçen ay boşaltmıştı. İBBŞT de Harbiye Kongre Vadisi inşaatları kapsamında yıkılıp yeniden yapılacağı için Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin perdelerini açamadı.
'Anılarımıza sahip çıkacağız'
Ancak Muhsin Ertuğrul'la ilgili kararı tiyatro oyuncuları kolay kolay kabulleneceğe benzemiyor. Önceki gece İstanbul Şehir Tiyatrosu oyuncuları sahnenin önünde bir araya gelip 'Muhsin Ertuğrul Sahnesi alkıştan yıkılsın' sloganıyla kararı protesto etti. 100'den fazla kişinin saat 20.30'da Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin önünde bir araya geldiği eylemde oyuncular, tiyatronun önünde mum yaktılar, sonra da ustalarının büstünün önüne çiçek yağdırdılar. Protesto sırasında bir bildiri okuyarak da bu yıkıma sessiz kalmayacaklarını söylediler.
Bildiride "Hayır sessiz kalmayacağız; anılarımıza, geleceğimize, sahnemize sahip çıkacağız. Dozerlerden daha çok ses çıkaracağız" ifadelerine yer verdiler. Bildiri sonrası söz alan Mimarlar Odası temsilcisi Mücella Yapıcı da Kongre Vadisi Projesi'nin yürütmesinin durdurulması için açtıkları davanın hâlâ sürdüğünü ve hukuki sürecin peşini bırakmayacaklarını söyledi. Tiyatrocular sonra da replikleri asılı duran sahneye veda edip dağıldılar. Yönetim kurulu kararıyla Muhsin Ertuğrul'u programın dışında tutan İBBŞT yönetimi ise Radikal'e yaptığı açıklamada 'sahnenin yıkılacağına dair resmi bir yazının kendilerine hâlâ ulaşmadığını' söyledi.
(…)
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=234971&tarih=06/10/2007
Muhsin Ertuğrul Sahnesi 37 yıldır ilk kez tiyatro sezonunu açamadı.
Cumhuriyet
06.10.2007
Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve Atatürk Kültür Merkezi (AKM) için alınan yıkım kararlarını sanatçılar protesto etti
İstanbul Haber Servisi - Kongre Vadisi Projesi kapsamında Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve Atatürk Kültür Merkezi (AKM) için alınan yıkım kararları protesto edildi. Yıkım kararı nedeniyle 37 yıldır ilk kez perdelerini açamayan Şehir Tiyatrosu sanatçıları sahnelerine sahip çıkmak için sonuna kadar mücadelede kararlı olduklarını dile getirirken, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Başkanı Eyüp Muhcu, AKP’nin sadece bir bina değil önemli bir kültür mirası olduğunu vurguladı.
Tiyatro sanatçıları önceki akşam Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde bir araya gelerek sahnenin yıkılma kararına ve sezonun açılmamasına tepki gösterdi. Sanatçılar arasında bulunan en genç tiyatrocu elindeki mumu yakarak tiyatro binasının önündeki Muhsin Ertuğrul büstünün yanına koydu. Grup adına açıklama yapan tiyatro sanatçısı Can Başak, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yalnızca bir bina olmadığını belirterek, "37 yıldır aralıksız perde açan sahnemiz şu an kapalı. Tiyatromuz sanatla ilişkisi olmayan büyük bir yapılanmanın içerisine çekilmek isteniyor. Ama bizler anılarımıza, geleceğimize ve sahnemize sahip çıkma adına mücadele edeceğiz" dedi.
Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi
06.10.2007
Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve Atatürk Kültür Merkezi (AKM) için alınan yıkım kararlarını sanatçılar protesto etti
İstanbul Haber Servisi - Kongre Vadisi Projesi kapsamında Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve Atatürk Kültür Merkezi (AKM) için alınan yıkım kararları protesto edildi. Yıkım kararı nedeniyle 37 yıldır ilk kez perdelerini açamayan Şehir Tiyatrosu sanatçıları sahnelerine sahip çıkmak için sonuna kadar mücadelede kararlı olduklarını dile getirirken, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Başkanı Eyüp Muhcu, AKP’nin sadece bir bina değil önemli bir kültür mirası olduğunu vurguladı.
Tiyatro sanatçıları önceki akşam Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde bir araya gelerek sahnenin yıkılma kararına ve sezonun açılmamasına tepki gösterdi. Sanatçılar arasında bulunan en genç tiyatrocu elindeki mumu yakarak tiyatro binasının önündeki Muhsin Ertuğrul büstünün yanına koydu. Grup adına açıklama yapan tiyatro sanatçısı Can Başak, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yalnızca bir bina olmadığını belirterek, "37 yıldır aralıksız perde açan sahnemiz şu an kapalı. Tiyatromuz sanatla ilişkisi olmayan büyük bir yapılanmanın içerisine çekilmek isteniyor. Ama bizler anılarımıza, geleceğimize ve sahnemize sahip çıkma adına mücadele edeceğiz" dedi.
Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi
5 Ekim 2007 Cuma
Sahne Sadece Alkıştan Yıkılsın

Tiyatrolar, 3 Ekim'de perdelerini açarken, tüm emektarlarıyla 37 yıldır 've perde...' diyen bir sahnenin kapanmasına karşı tiyatro sanatçıları eylemdeydi dün. Muhsin Ertuğrul Sahnesi, tiradları pervazlara sinen aktör ve aktrislerin protestosuna sahne oldu bu kez, belki de son kez... Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımına karşı görüşlerini bizimle paylaşan sanatçılar ne dedi?
05.10.2007
Jülide KAYA
julide.kaya@gazeteport.com
"Zaten aktör dediğin nedir ki?
Oynarken varızdır.
Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır.
Bir zaman sonra da unutulur gider.
Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız.
Görürüm hepiniz gardroba koşmaya hazırlanıyorsunuz.
Birazdan tiyatro bomboş kalacak.
Ama tiyatro işte o zaman yaşamaya başlar.
Çünkü Satenik'in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır.
Benim bir tiradım şu pervaza sinmistir.
Hiranus'la Virjinya'nın bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır.
İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler.
Artık kendimiz yoğuz.
Seyircilerimiz de kalmadı.
Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar.
Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır.
Perde..."
Ve perde kapandı... Uzun, çok uzun yıllar İstanbul Şehir Tiyatroları'nda oyunculuk yapan Celile Toyon, 'Kongre Vadisi’ projesi kapsamında, yıkımına karar verilen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin önündeydi dün akşam. Haldun Taner'in 'Sersem Kocanın Kurnaz Karısı' adlı eserindeki 'perde tiradı'nı gözleri dolu dolu okuyordu.
Tiyatrolar, 3 Ekim'de perdelerini açarken, sahnenin tüm emektarlarıyla 37 yıldır 've perde...' diyen bir sahnenin kapanmasına karşı tiyatro sanatçıları eylemdeydi dün. Muhsin Ertuğrul Sahnesi, tiradları pervazlara sinen aktör ve aktristlerin protestosuna sahne oldu bu kez, belki de son kez...
İstanbul Şehir Tiyatroları sanatçıları sahnelerinin yıkımına karşı bir araya geldi.
Necdet Yakın, Ferudun Karakaya, İsmet Ay, Kamuran Usluer ve daha nice usta oyuncular da oradaydı... Mum ışığının aydınlattığı yüzleriyle "Muhsin Ertuğrul sadece alkıştan yıkılsın' diyen öğrencilerini seyrediyorlardı...
Tiyatro sezonunun her açılışında tekrarlanan bir gelenek yerine getirilmişti önce, ve Muhsin Ertuğrul başta olmak üzere bugün aramızda olmayan şehir tiyatroları sanatçılarının anısına birer mum yakılmıştı. Bu protestoya onlar da sessizce dahil olmuşlardı böylelikle...
"Yaşamımıza buldozerler mi biçimlendiriyor?" diyordu sanatçılar: "Devasa bir şantiyede yaşıyor gibiyiz. Daha çok kazanç uğruna buldozerler çılgınca yıkmaya devam ediyor. Kent belleği, anılar, değerlerimiz hızla uzaklaşıyor bizden. Yeni binalar yapmayı çağdaşlık sananlar, obinaların içini neyle dolduracaksınız? Sanatla ilişkisini koparan bir toplum, çağdaşlıktan söz edebilir mi?"
Tiyatro sanatçıları kaygılıydı çünkü; 37 yıldır aralıksız perde açan sahneleri, yerine ne geleceği belli olmadan yıkılıyordu. Kaygılılardı; onlara daha önce de 'yeni bir sahne', 'daha iyi bir sahne' sözü verilmişti ama hiç biri yerine getirilmemişti.
Sanatçılar, kendilerini de bir özeleştiri yapıyorlardı: "Kaygılıyız, Taksim Sahnesi kapandığında da kapanmamış gibi davrandık". Sonra da sessiz kalmayacaklarını, anılarına ve geleceklerine sahip çıkacaklarını, şehir tiyatrolarının merkezi olan bu yapının yıkımına karşı dozerlerden daha fazla ses çıkaracaklarını söylüyorlardı.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin tüm İstanbul'un olduğunu ve bu mirasın üzerine herkesin titremesi gerektiğini İstanbullulara anlatacaklarını, özerk, yasasına kavuşmuş bir şehir tiyatrosu için çabalayacaklarını belirtiyorlardı.
Replikleri uçuşan, tiradları belleğimize kazınan, ödülleri sadece ve sadece alkış olan oyuncular, seyircilerine bu kez daha çok ihtiyaç duyuyordu ve sahnelerinin yıkımına 'seyirci' kalınmamasını diliyor, protestolarına destek istiyorlardı....
Ve evet, ALKIŞ!
GÖRÜŞLER
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımına karşı görüşlerini bizimle paylaşan sanatçılar ve sanatçı dostları ne dedi?
Celile Toyon
Belki de diyalogsuzluktan büyük bir yanlış içindeyiz. 46 yıldır tiyatro yapıyorum ben. Yıkılan ve yakılan tiyatrolarımızın yerine yapılan hiç bir bina görmedim. Muhsin Ertuğrul, şehir tiyatrolarının merkezidir. Yeni hükümetimiz de şunu çok iyi bilmelidir ki; merkezi olmayan bir sistem, diğerlerine de faydalı olamayacaktır. Bize bir merkez göstermeden burayı yıkarlarsa eğer; tiyatro kendi özünden çok şey yitirir. Ayrıca sahne, sadece taşı, tahtası, çerçevesi demek değildir. Burda bizim, duygularımız, emeklerimiz, kanımız, canımız var. Dilerim daha buraya balyoz inmeden bu hata farkedilir, bizim bu acımızı hiç değilse hafifetecek çözümler bulunur.
Tamer Karadağlı
Yapılması gerekenler varken bir şeyleri yıkmak, bana çok mantıklı gelmiyor açıkçası. Muhsin Ertuğrul Sahnesi, geleneği olan, yüzbinlerce insana kucak açmış bir sahne. Türkiye'nin kongre sahnelerinden daha çok tiyatro sahnelerine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Özellikle kültür başkenti olma yolunda ilerleyen İstanbul için, büyük bir yaradır bu durum.
Cüneyt Türel
Bu ilk değil. Şu an kendimi bir cenaze törenine katılmış gibi hissediyorum. Daha önce Tepebaşı Tiyatrosu'nun cenaze törenine katılmıştık. O zaman da yöneticiler, 'burayı umduğunuzdan çok daha iyi tiyatro yapacağız' demişlerdi. Bugün verdikleri söz ortada. Umarım bugün verdikleri sözün arkasında dururlar. İddiaları yine varolandan çok daha iyisini yapmak. Bu iddianın yerine gelmesini çok istiyorum ama gelmeyeceği yönünde çok ciddi kaygılarım var; çünkü çok kötü bir örneği şu anda Tepebaşı'nda durmakta. Tepebaşı'ndaki tiyatronun bir örneği de Paris'tedir. Biz ne yaptık, yaktık ve yerine yenisini yapamadık. Fransızlar ise dünyada tek kalmış tiyatrolarını mücevher gibi saklıyorlar. Muhsin Ertuğrul bizzat içinde çalıştığım bir tiyatrodur. Burası benim için çok özel bir yer. Eğer söyledikleri gibi sözlerinde durmazlarsa benim bütün gençliğimi yakmış olacaklar, yıkmış olacaklar ve ben de onların arkasını hiç bırakmıyacağım.
Ayşegül Devrim
Bize, 15 gün önce belediyeden 'Tiyatroyu bir an evvel boşaltın' diye bir yazı geliyor. Bize yeni bir sahne yapacaklarını söylüyorlar. Biz, 6 bin metre kare olan yerimizin 3500 metre kareye indirilmesine karşıyız. Bize sundukları projede, sanat yönetmenine, sahne amirliğine, basın bürosuna ve daha birçok birime tek bir oda bile verilmiyor. Merkez binamızın bu şekilde yaşaması imkansız. Bir tiyatro sadece sahne ve soyunma odalarından ibaret değildir ki...
Mücella Yapıcı
İstanbul Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi
IMF toplantıları için bu vadinin yeniden düzenlenmesi projesi bu. Burası sit alanı ilan edilmesine rağmen, İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu baskı altında kongre vadisi projesine onay verdi. Mimarlar Odası olarak biz özellikle AKM ve Muhsin Ertuğrul’un hatta kültür sanatın metalaştırılmasına karşı çıkıyoruz. Yapılan imar planına karşı açtığımız bir dava var, yürütmenin durdurulmasını istiyoruz. Bu dava henüz sonuçlanmadı. Muhsin Ertuğrul’un yıkılmasının ardından alınacak yürütmeyi durdurma kararının bir yasal anlamı olmayacaktır. Biz hukukçuları göreve çağırıyoruz.
Ömer Yasa
İstanbul Barosu Kültür Sanat Komisyonu Başkanı
Biz, İstanbul Barosu olarak dava süreci ile ilgilenmeye başladık. Ben, bu sahnenin tozunu yutmuş birisiyim. Ben tiyatrocuyum ve şu an avukatlığı oynamaktayım. Bugün bu sahnenin açılması gerekirdi ancak açılmadı. Bu durum tarihe kara bir leke olarak geçti. Kanunların karşısında hukukçunun savaşı da devam edecek.
Jülide KAYA
julide.kaya@gazeteport.com
"Zaten aktör dediğin nedir ki?
Oynarken varızdır.
Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır.
Bir zaman sonra da unutulur gider.
Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız.
Görürüm hepiniz gardroba koşmaya hazırlanıyorsunuz.
Birazdan tiyatro bomboş kalacak.
Ama tiyatro işte o zaman yaşamaya başlar.
Çünkü Satenik'in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır.
Benim bir tiradım şu pervaza sinmistir.
Hiranus'la Virjinya'nın bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır.
İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler.
Artık kendimiz yoğuz.
Seyircilerimiz de kalmadı.
Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar.
Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır.
Perde..."
Ve perde kapandı... Uzun, çok uzun yıllar İstanbul Şehir Tiyatroları'nda oyunculuk yapan Celile Toyon, 'Kongre Vadisi’ projesi kapsamında, yıkımına karar verilen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin önündeydi dün akşam. Haldun Taner'in 'Sersem Kocanın Kurnaz Karısı' adlı eserindeki 'perde tiradı'nı gözleri dolu dolu okuyordu.
Tiyatrolar, 3 Ekim'de perdelerini açarken, sahnenin tüm emektarlarıyla 37 yıldır 've perde...' diyen bir sahnenin kapanmasına karşı tiyatro sanatçıları eylemdeydi dün. Muhsin Ertuğrul Sahnesi, tiradları pervazlara sinen aktör ve aktristlerin protestosuna sahne oldu bu kez, belki de son kez...
İstanbul Şehir Tiyatroları sanatçıları sahnelerinin yıkımına karşı bir araya geldi.
Necdet Yakın, Ferudun Karakaya, İsmet Ay, Kamuran Usluer ve daha nice usta oyuncular da oradaydı... Mum ışığının aydınlattığı yüzleriyle "Muhsin Ertuğrul sadece alkıştan yıkılsın' diyen öğrencilerini seyrediyorlardı...
Tiyatro sezonunun her açılışında tekrarlanan bir gelenek yerine getirilmişti önce, ve Muhsin Ertuğrul başta olmak üzere bugün aramızda olmayan şehir tiyatroları sanatçılarının anısına birer mum yakılmıştı. Bu protestoya onlar da sessizce dahil olmuşlardı böylelikle...
"Yaşamımıza buldozerler mi biçimlendiriyor?" diyordu sanatçılar: "Devasa bir şantiyede yaşıyor gibiyiz. Daha çok kazanç uğruna buldozerler çılgınca yıkmaya devam ediyor. Kent belleği, anılar, değerlerimiz hızla uzaklaşıyor bizden. Yeni binalar yapmayı çağdaşlık sananlar, obinaların içini neyle dolduracaksınız? Sanatla ilişkisini koparan bir toplum, çağdaşlıktan söz edebilir mi?"
Tiyatro sanatçıları kaygılıydı çünkü; 37 yıldır aralıksız perde açan sahneleri, yerine ne geleceği belli olmadan yıkılıyordu. Kaygılılardı; onlara daha önce de 'yeni bir sahne', 'daha iyi bir sahne' sözü verilmişti ama hiç biri yerine getirilmemişti.
Sanatçılar, kendilerini de bir özeleştiri yapıyorlardı: "Kaygılıyız, Taksim Sahnesi kapandığında da kapanmamış gibi davrandık". Sonra da sessiz kalmayacaklarını, anılarına ve geleceklerine sahip çıkacaklarını, şehir tiyatrolarının merkezi olan bu yapının yıkımına karşı dozerlerden daha fazla ses çıkaracaklarını söylüyorlardı.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin tüm İstanbul'un olduğunu ve bu mirasın üzerine herkesin titremesi gerektiğini İstanbullulara anlatacaklarını, özerk, yasasına kavuşmuş bir şehir tiyatrosu için çabalayacaklarını belirtiyorlardı.
Replikleri uçuşan, tiradları belleğimize kazınan, ödülleri sadece ve sadece alkış olan oyuncular, seyircilerine bu kez daha çok ihtiyaç duyuyordu ve sahnelerinin yıkımına 'seyirci' kalınmamasını diliyor, protestolarına destek istiyorlardı....
Ve evet, ALKIŞ!
GÖRÜŞLER
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımına karşı görüşlerini bizimle paylaşan sanatçılar ve sanatçı dostları ne dedi?
Celile Toyon
Belki de diyalogsuzluktan büyük bir yanlış içindeyiz. 46 yıldır tiyatro yapıyorum ben. Yıkılan ve yakılan tiyatrolarımızın yerine yapılan hiç bir bina görmedim. Muhsin Ertuğrul, şehir tiyatrolarının merkezidir. Yeni hükümetimiz de şunu çok iyi bilmelidir ki; merkezi olmayan bir sistem, diğerlerine de faydalı olamayacaktır. Bize bir merkez göstermeden burayı yıkarlarsa eğer; tiyatro kendi özünden çok şey yitirir. Ayrıca sahne, sadece taşı, tahtası, çerçevesi demek değildir. Burda bizim, duygularımız, emeklerimiz, kanımız, canımız var. Dilerim daha buraya balyoz inmeden bu hata farkedilir, bizim bu acımızı hiç değilse hafifetecek çözümler bulunur.
Tamer Karadağlı
Yapılması gerekenler varken bir şeyleri yıkmak, bana çok mantıklı gelmiyor açıkçası. Muhsin Ertuğrul Sahnesi, geleneği olan, yüzbinlerce insana kucak açmış bir sahne. Türkiye'nin kongre sahnelerinden daha çok tiyatro sahnelerine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Özellikle kültür başkenti olma yolunda ilerleyen İstanbul için, büyük bir yaradır bu durum.
Cüneyt Türel
Bu ilk değil. Şu an kendimi bir cenaze törenine katılmış gibi hissediyorum. Daha önce Tepebaşı Tiyatrosu'nun cenaze törenine katılmıştık. O zaman da yöneticiler, 'burayı umduğunuzdan çok daha iyi tiyatro yapacağız' demişlerdi. Bugün verdikleri söz ortada. Umarım bugün verdikleri sözün arkasında dururlar. İddiaları yine varolandan çok daha iyisini yapmak. Bu iddianın yerine gelmesini çok istiyorum ama gelmeyeceği yönünde çok ciddi kaygılarım var; çünkü çok kötü bir örneği şu anda Tepebaşı'nda durmakta. Tepebaşı'ndaki tiyatronun bir örneği de Paris'tedir. Biz ne yaptık, yaktık ve yerine yenisini yapamadık. Fransızlar ise dünyada tek kalmış tiyatrolarını mücevher gibi saklıyorlar. Muhsin Ertuğrul bizzat içinde çalıştığım bir tiyatrodur. Burası benim için çok özel bir yer. Eğer söyledikleri gibi sözlerinde durmazlarsa benim bütün gençliğimi yakmış olacaklar, yıkmış olacaklar ve ben de onların arkasını hiç bırakmıyacağım.
Ayşegül Devrim
Bize, 15 gün önce belediyeden 'Tiyatroyu bir an evvel boşaltın' diye bir yazı geliyor. Bize yeni bir sahne yapacaklarını söylüyorlar. Biz, 6 bin metre kare olan yerimizin 3500 metre kareye indirilmesine karşıyız. Bize sundukları projede, sanat yönetmenine, sahne amirliğine, basın bürosuna ve daha birçok birime tek bir oda bile verilmiyor. Merkez binamızın bu şekilde yaşaması imkansız. Bir tiyatro sadece sahne ve soyunma odalarından ibaret değildir ki...
Mücella Yapıcı
İstanbul Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi
IMF toplantıları için bu vadinin yeniden düzenlenmesi projesi bu. Burası sit alanı ilan edilmesine rağmen, İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu baskı altında kongre vadisi projesine onay verdi. Mimarlar Odası olarak biz özellikle AKM ve Muhsin Ertuğrul’un hatta kültür sanatın metalaştırılmasına karşı çıkıyoruz. Yapılan imar planına karşı açtığımız bir dava var, yürütmenin durdurulmasını istiyoruz. Bu dava henüz sonuçlanmadı. Muhsin Ertuğrul’un yıkılmasının ardından alınacak yürütmeyi durdurma kararının bir yasal anlamı olmayacaktır. Biz hukukçuları göreve çağırıyoruz.
Ömer Yasa
İstanbul Barosu Kültür Sanat Komisyonu Başkanı
Biz, İstanbul Barosu olarak dava süreci ile ilgilenmeye başladık. Ben, bu sahnenin tozunu yutmuş birisiyim. Ben tiyatrocuyum ve şu an avukatlığı oynamaktayım. Bugün bu sahnenin açılması gerekirdi ancak açılmadı. Bu durum tarihe kara bir leke olarak geçti. Kanunların karşısında hukukçunun savaşı da devam edecek.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin maketini yaptırıyorum
İlker GEZİCİ-MAGAZİN/ Hayati ARIGAN
05 Ekim 2007
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, 'Divane Ağaç' adlı oyunun prömiyerine katıldı. İzleyiciler, "Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nu yıkmayın" diye tepki gösterince Topbaş, "Yerine yenisini yapacağım. Maketini de yaptırıyorum" dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBB Şehir Tiyatroları) yeni sezonu 3 Ekim'de açıldı. Seyircisine 2 yeni oyunla merhaba diyen Şehir Tiyatroları'nın açılışında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da hazır bulundu. Topbaş, AKP İstanbul Milletvekili Naim Şahin ve Şehir Tiyatroları Müdürü Mehmet Acarca ile birlikte Ümraniye'de sahnelenen 'Divane Ağaç' adlı oyunu izledi. Turgay Nar'ın yazdığı Hüseyin Köroğlu'nun yönettiği ve Yunus Emre'nin eseri olan 'Divane Ağaç' adlı oyundan sonra Topbaş, oyunculara çiçek vererek yeni sezonda başarılar diledi.
DRAM TİYATROSU YOLDA
Anadolu'da kanlı Moğol istilasında Yunus Emre'yi henüz doğuran Kün Ana'nın, 'albastıya' girmesi sonucu, gördüğü rüyaları anlatan oyun büyük beğeni topladı. Oyun bitiminde ise Topbaş'ın etrafını tiyatroseverler sardı. Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun yıkıldıktan sonra yerine kongre merkezinin yapılacağına söylentileri üzerine izleyiciler tiyatronun yıkılmamasını istedi. Topbaş ise; tiyatroseverlere Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin en kısa sürede yıkılarak yerine daha modern bir tiyatro sahnesinin yapılacağını söyledi. Yeni yapılacak sahnenin içinde 'Dram Tiyatrosu'nun da bulunacağını söyleyen Topbaş, "Ne bugüne kadar sanatçılar ne de bu işi takip edenler ve bunun içinde olanlar bunu söylemedi. Ben Dram Tiyatrosu'nu ısrarla istedim. Çünkü çocukuğumda olan bir tiyatro. Dram Tiyatrosu aynı iç konseptiyle localarıyla iç dekoruyla aynı birebir yapılacak. Hatta projeleri çizildi. Bize güvenin" dedi.
56 OYUN VAR
Beğeni toplayan 'Divane Ağaç' adlı oyununun dekor tasarımı Hakan Atak, kostüm tasarımı Feyza Zeybek, koreografi Özge Midilli, ışık tasarımı Mahmut Özdemir, efekt tasarımı Ersin Aşar, dramaturgisi Dilek Tekintaş imzasını taşıyor. Yeni sezonda repertuarında 32 yerli oyun; 24 yabancı oyun olmak üzere toplam 56 oyuna yer veren İBB Şehir Tiyatroları oyunlarını, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi, Kağıthane Sadabad Sahnesi, Fatih Reşat Nuri Sahnesi, Ümraniye Sahnesi ve Gaziosmanpaşa Sahnesi olmak üzere toplam 6 sahnede seyircisi ile buluşturacak.
http://kultur.sabah.com.tr/sah106-200-20071005-200.html
05 Ekim 2007
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, 'Divane Ağaç' adlı oyunun prömiyerine katıldı. İzleyiciler, "Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nu yıkmayın" diye tepki gösterince Topbaş, "Yerine yenisini yapacağım. Maketini de yaptırıyorum" dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBB Şehir Tiyatroları) yeni sezonu 3 Ekim'de açıldı. Seyircisine 2 yeni oyunla merhaba diyen Şehir Tiyatroları'nın açılışında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da hazır bulundu. Topbaş, AKP İstanbul Milletvekili Naim Şahin ve Şehir Tiyatroları Müdürü Mehmet Acarca ile birlikte Ümraniye'de sahnelenen 'Divane Ağaç' adlı oyunu izledi. Turgay Nar'ın yazdığı Hüseyin Köroğlu'nun yönettiği ve Yunus Emre'nin eseri olan 'Divane Ağaç' adlı oyundan sonra Topbaş, oyunculara çiçek vererek yeni sezonda başarılar diledi.
DRAM TİYATROSU YOLDA
Anadolu'da kanlı Moğol istilasında Yunus Emre'yi henüz doğuran Kün Ana'nın, 'albastıya' girmesi sonucu, gördüğü rüyaları anlatan oyun büyük beğeni topladı. Oyun bitiminde ise Topbaş'ın etrafını tiyatroseverler sardı. Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun yıkıldıktan sonra yerine kongre merkezinin yapılacağına söylentileri üzerine izleyiciler tiyatronun yıkılmamasını istedi. Topbaş ise; tiyatroseverlere Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin en kısa sürede yıkılarak yerine daha modern bir tiyatro sahnesinin yapılacağını söyledi. Yeni yapılacak sahnenin içinde 'Dram Tiyatrosu'nun da bulunacağını söyleyen Topbaş, "Ne bugüne kadar sanatçılar ne de bu işi takip edenler ve bunun içinde olanlar bunu söylemedi. Ben Dram Tiyatrosu'nu ısrarla istedim. Çünkü çocukuğumda olan bir tiyatro. Dram Tiyatrosu aynı iç konseptiyle localarıyla iç dekoruyla aynı birebir yapılacak. Hatta projeleri çizildi. Bize güvenin" dedi.
56 OYUN VAR
Beğeni toplayan 'Divane Ağaç' adlı oyununun dekor tasarımı Hakan Atak, kostüm tasarımı Feyza Zeybek, koreografi Özge Midilli, ışık tasarımı Mahmut Özdemir, efekt tasarımı Ersin Aşar, dramaturgisi Dilek Tekintaş imzasını taşıyor. Yeni sezonda repertuarında 32 yerli oyun; 24 yabancı oyun olmak üzere toplam 56 oyuna yer veren İBB Şehir Tiyatroları oyunlarını, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi, Kağıthane Sadabad Sahnesi, Fatih Reşat Nuri Sahnesi, Ümraniye Sahnesi ve Gaziosmanpaşa Sahnesi olmak üzere toplam 6 sahnede seyircisi ile buluşturacak.
http://kultur.sabah.com.tr/sah106-200-20071005-200.html
4 Ekim 2007 Perşembe
İŞTİSAN Bildirisi
04 Ekim 2007
(…) Dram Tiyatrosu YANDI.
Daha önce Aksaray Belediye Tiyatrosu,
Şehzadebaşı’ndaki
Ferah Tiyatrosu da YANMIŞTI.
Aksaray Küçük Opera önce YANDI,
sonra İŞHANINA ÇEVRİLDİ.
Beyoğlu’ndaki
Komedi Tiyatrosu KONFEKSİYONCU,
Gen-Ar Tiyatrosu MİMARLIK BÜROSU,
Elhamra ve Ses Tiyatroları SİNEMA,
Gümüşsuyu’ndaki
Oda Tiyatrosu TEMİZLEYİCİ,
Şişli’deki Umut Tiyatrosu PASAJ,
Taksim’deki Arena Tiyatrosu BÜRO,
Ankara’daki Meydan Sahnesi DEPO,
Halk Oyuncuları Sahnesi BASIMEVİ,
Ankara Birlik Sahnesi DERİCİ oldu.
Önceki yıla dek direnen
Karaca Tiyatrosu İSTANBUL BELEDİYESİ SULAR İDARESİ’NİN YEMEKHANESİ
olmak üzere tiyatro özelliklerini yitirdi.
Sordum:
KİMSE FARKINDA DEĞİL Mİ, İSTANBUL’DAKİ TİYATRO KIYIMININ?
(…) Buldozer öyle gürültülü çalışıyor ki yanıt olarak gelen sessizliği bile duyamadım.
Oysa yıkılan her taşın yerine yenisini koymak gerek. Yıkılan ister bir tiyatro yapısı, ister bir müze, ister bir inanç, bir düşünce olsun.
YOK OLANIN KARŞISINA MUTLAK BİR VAR EDİŞLE ÇIKMAK GEREK.
Aksi halde dengeyi yitirmekle kalmaz, yalnız ve yalnız buldozerlerle seslendirilen, buldozerlerle renklendirilen, buldozerlerle biçimlendirilen bir yaşamda buluruz kendimizi (…)
(Çelik Gülersoy, Tepebaşı Bir Meydan Savaşı, s. 79) Yayın tarihi 1993
Daha önce Aksaray Belediye Tiyatrosu,
Şehzadebaşı’ndaki
Ferah Tiyatrosu da YANMIŞTI.
Aksaray Küçük Opera önce YANDI,
sonra İŞHANINA ÇEVRİLDİ.
Beyoğlu’ndaki
Komedi Tiyatrosu KONFEKSİYONCU,
Gen-Ar Tiyatrosu MİMARLIK BÜROSU,
Elhamra ve Ses Tiyatroları SİNEMA,
Gümüşsuyu’ndaki
Oda Tiyatrosu TEMİZLEYİCİ,
Şişli’deki Umut Tiyatrosu PASAJ,
Taksim’deki Arena Tiyatrosu BÜRO,
Ankara’daki Meydan Sahnesi DEPO,
Halk Oyuncuları Sahnesi BASIMEVİ,
Ankara Birlik Sahnesi DERİCİ oldu.
Önceki yıla dek direnen
Karaca Tiyatrosu İSTANBUL BELEDİYESİ SULAR İDARESİ’NİN YEMEKHANESİ
olmak üzere tiyatro özelliklerini yitirdi.
Sordum:
KİMSE FARKINDA DEĞİL Mİ, İSTANBUL’DAKİ TİYATRO KIYIMININ?
(…) Buldozer öyle gürültülü çalışıyor ki yanıt olarak gelen sessizliği bile duyamadım.
Oysa yıkılan her taşın yerine yenisini koymak gerek. Yıkılan ister bir tiyatro yapısı, ister bir müze, ister bir inanç, bir düşünce olsun.
YOK OLANIN KARŞISINA MUTLAK BİR VAR EDİŞLE ÇIKMAK GEREK.
Aksi halde dengeyi yitirmekle kalmaz, yalnız ve yalnız buldozerlerle seslendirilen, buldozerlerle renklendirilen, buldozerlerle biçimlendirilen bir yaşamda buluruz kendimizi (…)
(Çelik Gülersoy, Tepebaşı Bir Meydan Savaşı, s. 79) Yayın tarihi 1993
Bu listeye yeni tiyatrolar eklenmeye devam ediyor durmaksızın. Çelik Gülersoy’un uyarısı gerçek mi oldu acaba? Yaşamımızı buldozerler mi biçimlediriyor? Devasa bir şantiyede yaşıyor gibiyiz. Daha da çok kazanç uğruna buldozerler çılgınca yıkmaya devam ediyor. Kent belleği, anılar, değerlerimiz hızla uzaklaşıyor bizden. Yalnızlaşıyoruz, tüketiyoruz, dozerlerin sesi çok yükseldi. Bu gürültü dayanılmaz… tüketiyoruz, tükeniyoruz…..
Yeni binalar yapmayı çağdaşlık sananlar, o binaların içini neyle dolduracaksınız. Sanatla ilişkisini koparan bir toplum çağdaşlıktan söz edebilir mi?
Kaygılıyız, 37 yıldır aralıksız perde açan sahnemiz şu anda kapalı. Kaygılıyız tiyatromuz sanatla ilişkisi olmayan büyük bir yapılanmanın eteğine iliştirilmek isteniyor. Kaygılıyız, bize daha önce çok söz verildi. Kaygılıyız, Taksim Sahnesi kapandığın da kapanmamış gibi davrandık. Kaygılıyız, bütün bu belirsizlik üretimimizi olumsuz etkilerse, ya muhteşem kütüphanemiz zarar görürse. Ya da sessiz mi kaldık acaba diyerek kendimize saygımızı yitirirsek.
MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ SADECE ALKIŞTAN YIKILSIN
İŞTİSAN (İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği)
3 Ekim 2007 Çarşamba
Perde Kapandı (mı)?

Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi sezonu açamadı. Yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya olan sahnemiz, şu an ürkütücü bir sessizlik içerisinde.
O tatlı ilk gece telaşından, seyircimizin sıcacık soluğundan eser yok. Oyun bitimini bekleyen simitçi şaşkın. Kestaneci hüzünle evine yol almaya başladı bile.
AMA REPLİKLER HALA PERDE DE ASILI DURUYOR.
Biz Şehir Tiyatrosu'na gönül verenler 4 Ekim Perşembe günü saat 20.30 da – ki repliklerin uçuşmaya başlama saatidir- orada olacağız. Anılarımızı ve acımızı paylaşarak, tiyatromuzu çiçek bahçesine çevireceğiz.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin sadece bir bina olmadığını bilen ve anılarına sahip çıkan herkesi orada olmaya davet ediyoruz.
Acılıyız çünkü biz sahnede olmalıydık. Olamadık..
İŞTİSAN
( İSTANBUL ŞEHİR TİYATROSU SANATÇILARI DERNEĞİ )
Biz Şehir Tiyatrosu'na gönül verenler 4 Ekim Perşembe günü saat 20.30 da – ki repliklerin uçuşmaya başlama saatidir- orada olacağız. Anılarımızı ve acımızı paylaşarak, tiyatromuzu çiçek bahçesine çevireceğiz.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin sadece bir bina olmadığını bilen ve anılarına sahip çıkan herkesi orada olmaya davet ediyoruz.
Acılıyız çünkü biz sahnede olmalıydık. Olamadık..
İŞTİSAN
( İSTANBUL ŞEHİR TİYATROSU SANATÇILARI DERNEĞİ )
2 Ekim 2007 Salı
Tiyatro binaları yıkılıyor
RAMP IŞIKLARI
Metin Boran-m.boran@mynet.com
02/10/2007
Bir yandan Devlet Tiyatroları genel müdürü açıklama yapıyor: “Salon sıkıntısından seyirci sayımızı artıramıyoruz.” Diğer yandan Şehir Tiyatroları yetkilileri çaresizliklerini dile getiren açıklamalar yapıyor. Ama ne bir hükümet yetkilisinden ve ne de Kültür Bakanlığı’ndan herhangi bir açıklama geliyor.
Sorun şu; İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nden (bu bina mart ayında boşaltılıyor) sonra şimi de İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’na bağlı, aynı zamanda tiyatronun idari bina olarak da kullandığı Muhsin Ertuğrul Sahnesi artık olmayacak. Bu yazı yayınlandığında boşaltma işlemleri başlatılmış olacak. Çünkü Şehir Tiyatroları ekim ayı gösterim bülteninde bu sahneye oyun vermemişler. Belli ki ecel geldi; pardon, müteahhit geldi ve yer istiyor. Yöneticilerin boynu bükük, sanatçılar suskun, kamuoyu haberdar değil, haberdar olanların da mecali yok karşı çıkmaya ve böylece, tarihi Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin arsası, ‘Kongre Vadisi’ (bu vadilerden de sıkıldık artık) adı altında rantiyerlere peşkeş çekiliyor.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yerine her ne kadar yenisi yapılacak deniyorsa da ortalıkta dolaşan söylentiye göre yapılacak olan ne bir tiyatro sahnesi ne de idare binası. Yapılacak olan bina, bir iş merkezi ve bodrum katında da bir tiyatro sahnesi. Hepsi bu.
Öncelikle bu mecrada yazar, yönetmen, dramaturg, oyuncu ve teknik personel olarak çalışan, örgütlü örgütsüz herhangi bir çalışandan ya da yeri geldiğinde buralarda sahneye çıkacak olan tiyatro öğrencilerinden ses çıkmaması tuhaf değil mi? Ya da ne bileyim, tiyatroyu çok sevdiğini her defasında dilinden düşürmeyen diğer sanat dallarında varlık gösteren sanatçılar ve entelektüel ortamın belirleyici gücü olduğunu sanan akademisyenlerden de bir ses çıkmaması ilginç.
Ayrıca Türkiye’de bulunan bir milyona yakın tiyatro seyircisinin yaklaşık 250 bini İstanbul’da yaşıyor ve bunların yarısı da sürekli izleyiciler arasında yer alıyor. Bu kesimden de bir karşı çıkış gelmiyor.
Belki haberleri yoktur diye toplumsal yapının kitle gücü yüksek ya da marjinal gruplarına ve sistemden rahatsızlığını her defasında dile getiren büyüklü küçüklü muhalif yapılara bir kez daha anımsatmakta yarar var sanıyorum.
Başta anayasa tartışmalarına toplumu odaklamış ve gözü başka bir olayı görmemekte ısrar eden medyanın köşe başlarını tutmuş, her şeyi her defasında çokça bildiğini sanan, çağrıldığı her platformda ilgisi olsun olmasın konuşan, rezil ve kepaze olduğunun ayrımında olmayan ve derinliğine ve etraflıca düşünme yetisini yitirmiş manşetörler ve köşe yazarları olmak üzere, toplumsal gündemi belirleyen ve ona yön veren herkese bir çağrımız olacak.
Bir de kendilerini 2. cumhuriyetin 11 kişilik takımı olarak tanımlayan (kendileri eski solcu ve şimdilerde liberal ve AKP aşığı köşe yazarlarıdır -yoksa başka bir kelime mi kullanılmalıydı?) ve onların çevresinde bulunan taklavatlara hatırlatmakta yarar var.
Türkiye’de mevcut iktidarın hükmetme biçimini ve icraatlarını tartışmak, yaşananların ve gidişatın doğru ya da yanlış seyrettiğinin sağlamasını yapmak için Malezya’dan veri toplamanız ve argüman oluşturmanız, en hafif deyimiyle samimiyetsiz bir tutum olarak tarihe geçecek. Gözünüzün önünde, kendi toprağınızda ve kendi kentinizde yaşananlar da size bir ipucu ve bilgi vermek için gerçeklik olarak sırıtıyor ve sizin aymazlığınız devam ediyor.
Çok değil, bundan üç ay öncesine kadar ‘AKP’ye hayır ama bu iktidara evet’ derken kendi hezayanlarınızı ve deli saçması çelişik tutumlarınızı topluma kabul ettirmek için attığınız taklalar unutulmadı. Şimdiyse paçası tutuşmuş oğlak gibi bağırıyorsunuz ama atı alan Üsküdar’ı geçti, çoktan.
Bu ülkenin sanat kurumları bir bir yıkılır, sineması ve tiyatrosu kapatılırken, salt iktisadi göstergeleri (bu göstergelerin hangisi ne kadar gerçekse) ölçü alarak savunulan bir iktidarın, toplumsal yaşamın diğer alanlarında yaptıkları görmezden gelinir ve sessiz kalınır ya da eleştirel bir tutumla gözden geçirilmezse, bunun adı dürüst gazetecilik ya da vatanseverlik falan olmaz herhalde. Bu davranışı gösteren kişiliklere de aydın değil, iktidarın dümen suyunda üstüne binilen “istetme lastiği” denir.
Kaynak: http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=17985
Metin Boran-m.boran@mynet.com
02/10/2007
Bir yandan Devlet Tiyatroları genel müdürü açıklama yapıyor: “Salon sıkıntısından seyirci sayımızı artıramıyoruz.” Diğer yandan Şehir Tiyatroları yetkilileri çaresizliklerini dile getiren açıklamalar yapıyor. Ama ne bir hükümet yetkilisinden ve ne de Kültür Bakanlığı’ndan herhangi bir açıklama geliyor.
Sorun şu; İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nden (bu bina mart ayında boşaltılıyor) sonra şimi de İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’na bağlı, aynı zamanda tiyatronun idari bina olarak da kullandığı Muhsin Ertuğrul Sahnesi artık olmayacak. Bu yazı yayınlandığında boşaltma işlemleri başlatılmış olacak. Çünkü Şehir Tiyatroları ekim ayı gösterim bülteninde bu sahneye oyun vermemişler. Belli ki ecel geldi; pardon, müteahhit geldi ve yer istiyor. Yöneticilerin boynu bükük, sanatçılar suskun, kamuoyu haberdar değil, haberdar olanların da mecali yok karşı çıkmaya ve böylece, tarihi Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin arsası, ‘Kongre Vadisi’ (bu vadilerden de sıkıldık artık) adı altında rantiyerlere peşkeş çekiliyor.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yerine her ne kadar yenisi yapılacak deniyorsa da ortalıkta dolaşan söylentiye göre yapılacak olan ne bir tiyatro sahnesi ne de idare binası. Yapılacak olan bina, bir iş merkezi ve bodrum katında da bir tiyatro sahnesi. Hepsi bu.
Öncelikle bu mecrada yazar, yönetmen, dramaturg, oyuncu ve teknik personel olarak çalışan, örgütlü örgütsüz herhangi bir çalışandan ya da yeri geldiğinde buralarda sahneye çıkacak olan tiyatro öğrencilerinden ses çıkmaması tuhaf değil mi? Ya da ne bileyim, tiyatroyu çok sevdiğini her defasında dilinden düşürmeyen diğer sanat dallarında varlık gösteren sanatçılar ve entelektüel ortamın belirleyici gücü olduğunu sanan akademisyenlerden de bir ses çıkmaması ilginç.
Ayrıca Türkiye’de bulunan bir milyona yakın tiyatro seyircisinin yaklaşık 250 bini İstanbul’da yaşıyor ve bunların yarısı da sürekli izleyiciler arasında yer alıyor. Bu kesimden de bir karşı çıkış gelmiyor.
Belki haberleri yoktur diye toplumsal yapının kitle gücü yüksek ya da marjinal gruplarına ve sistemden rahatsızlığını her defasında dile getiren büyüklü küçüklü muhalif yapılara bir kez daha anımsatmakta yarar var sanıyorum.
Başta anayasa tartışmalarına toplumu odaklamış ve gözü başka bir olayı görmemekte ısrar eden medyanın köşe başlarını tutmuş, her şeyi her defasında çokça bildiğini sanan, çağrıldığı her platformda ilgisi olsun olmasın konuşan, rezil ve kepaze olduğunun ayrımında olmayan ve derinliğine ve etraflıca düşünme yetisini yitirmiş manşetörler ve köşe yazarları olmak üzere, toplumsal gündemi belirleyen ve ona yön veren herkese bir çağrımız olacak.
Bir de kendilerini 2. cumhuriyetin 11 kişilik takımı olarak tanımlayan (kendileri eski solcu ve şimdilerde liberal ve AKP aşığı köşe yazarlarıdır -yoksa başka bir kelime mi kullanılmalıydı?) ve onların çevresinde bulunan taklavatlara hatırlatmakta yarar var.
Türkiye’de mevcut iktidarın hükmetme biçimini ve icraatlarını tartışmak, yaşananların ve gidişatın doğru ya da yanlış seyrettiğinin sağlamasını yapmak için Malezya’dan veri toplamanız ve argüman oluşturmanız, en hafif deyimiyle samimiyetsiz bir tutum olarak tarihe geçecek. Gözünüzün önünde, kendi toprağınızda ve kendi kentinizde yaşananlar da size bir ipucu ve bilgi vermek için gerçeklik olarak sırıtıyor ve sizin aymazlığınız devam ediyor.
Çok değil, bundan üç ay öncesine kadar ‘AKP’ye hayır ama bu iktidara evet’ derken kendi hezayanlarınızı ve deli saçması çelişik tutumlarınızı topluma kabul ettirmek için attığınız taklalar unutulmadı. Şimdiyse paçası tutuşmuş oğlak gibi bağırıyorsunuz ama atı alan Üsküdar’ı geçti, çoktan.
Bu ülkenin sanat kurumları bir bir yıkılır, sineması ve tiyatrosu kapatılırken, salt iktisadi göstergeleri (bu göstergelerin hangisi ne kadar gerçekse) ölçü alarak savunulan bir iktidarın, toplumsal yaşamın diğer alanlarında yaptıkları görmezden gelinir ve sessiz kalınır ya da eleştirel bir tutumla gözden geçirilmezse, bunun adı dürüst gazetecilik ya da vatanseverlik falan olmaz herhalde. Bu davranışı gösteren kişiliklere de aydın değil, iktidarın dümen suyunda üstüne binilen “istetme lastiği” denir.
Kaynak: http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=17985
Alkışlarla Kongre Vadisi - okuyucu görüşü
leş kim belli oluyor zatı muhtereme oradan odamı verdiler ben ona harbiyeni tuvaletini bile layık görmüyorum girdiginiz yer tiyatro yıkarken dikkat edin oradaki merhum sanatçıların gözyaşlarına boğulmayın madem er yada geç gitmek var bu diyardan herkes onur ve huzur içinde gitmeli ama huzuru hayatta bulamadığınız belli huzuru bulsaydınız huzurlu insanları kıskanmazdınız biz seyirciler her yerde varız ama sizler kapalı kutuların içinden çıkamıyorsunuz yazıklar olsun sizlere yıkın bakalım huzur içinde durabilecekmisiniz orada aldığınız nefes bile sizleri daraltacak sizler oraya layık değilsiniz
Kaynak: http://muhsinertugrulsahnesi.blogcu.com/4257109/
Kaynak: http://muhsinertugrulsahnesi.blogcu.com/4257109/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

