Hülya Karakaş
http://hulyakarakas.blogcu.com
Harbiye
24/9/2007
Harbiye Orduevi’nin hemen yanı başında,Lütfü Kırdar Kongre Merkezi’nin karşısında,Hilton Oteline giden o olağanüstü yolun üzerinde bir tiyatro vardır,adı da Muhsin Ertuğrul Sahnesi’dir;siz o tiyatroyu bilir misiniz?Yeşilin berbat bir tonuyla boyanmıştır,belki o rengiyle dikkatinizi çekmeyi başarmıştır.Ben o bölgenin neresinde olursam olayım o yeşil rengi görürüm.Maçka’da koşarken,İnönü Stadı’nın üstünden uçarken,Taksim’e çıkarken…Bazen rüyalarımda bile görürüm.Cep Tiyatrosun da oyunum var,yetişemiyorum,kostümümü unutmuşum,o yeşil renkli binanın kapısından girmeye çalışıyorum.Bütün tiyatrocuların kabusu olan o rüyalardan biri işte!
Yazıda ne kadar afili adlar geçiyor değil mi?Sanırsınız BM protokol listesi!Yok değil,kendi halinde yeşil bir bina bu!
Sorumu yineliyorum:Siz Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nu bilir misiniz?İki kapılı bu tiyatronun (oyuncu kapısı,seyirci kapısı)herhangi bir kapısından içeri girdiniz mi hiç,orada oyun izlediniz mi?”Altı Derece Uzak,Vanya Dayı,Hırçın Kız,Kuş Operasyonu,Çın Sabahta,Hürrem Sultan,Saygılı Yosma…”Bunlardan birini izlemediyseniz eminim Lüküs Hayat’ı mutlaka görmüşsünüzdür.El çırpmışsınızdır oyunun şarkılarına.Hatta yıllar geçmiştir siz bazen kendinizi o şarkılardan birini söylerken yakalarsınız,gülümsersiniz…”Şişli’de bir apartıman,yoksa eğer halin yaman…”
O yıllardan bu yıllara gelirken çok yol aldık,az gittik uz gittik,dere tepe dümdüz ettik!Doğanın yeşiline kıyarken,yeşil binaları da ihmal etmedik!O yıllarda “Şişli’de bir apartıman…”şarkısını söylerken,şimdi Harbiye’nin yolları taştan,rantiye (pardon şantiye!)çıkardın beni baştan şarkısını söylemeye başladık.
Şimdi hatırladınız mı Türk Tiyatrosu’nun kurucusu olan büyük usta Muhsin Ertuğrul’un adını taşıyan o binayı?O yeşil bina orada sessizce durur kırk yıldır.O sessizliği dinlemeyi becerirseniz aslında size çok şey anlatır.O sessizliğin arkasında hayatınızı değiştiren hikayeler yorumlanır.Dışı kadar içi de renklidir.Kavgalar olur orada,aşklar yaşanır,oyunlar oynanır,anılar,fıkralar anlatılır;gülerler insanlar çoğunlukla o gördüğünüz sessizliğin arkasında,kimi zaman da ağlarlar,renkli kostümlerini,tuhaf makyajlarını takınıp dolaşırlar koridorlarda.
Birbirlerinden pek hoşlanmasalar da tiyatrolarını severler.Hatta anlaşılmaz duygularla bağlanırlar oynadıkları tiyatrolara.Çok kolay ayrılamazlar sahneden de,tiyatrodan da.
Şimdi ayrılık zamanı…Öyle diyorlar!Dediler bile!
“Boşaltın tiyatroyu kazmayı vuracağız” Nereye vuracaklar acaba kazmayı,tam orta yerine mi,(yani sahneye)yoksa sofitaya mı,portal ağzına mı..?Ya seyirci koltuklarına sıra ne zaman gelecek?Ben o kazmanın vurulduğu anı görmek istemiyorum.Beynimin damarları asıl o zaman kopar işte!2009 yılında yapılması planlanan “Su Kongresi”ne yetiştirilecekmiş yıkılacak tiyatromuz.Kongre Vadisi olacak o alan.Dozerler,deliciler,keskiler,İstanbul’un merkezine,tiyatronun kalbine girecek.”İstanbul’un taşı toprağı altın” dedikleri için durmadan kazıyorlar,İstanbul büyük bir inşaat halinde toz duman içinde yaşıyor.
Tiyatromu yıkacaklar!Sahneye dozer kepçeleri girip söküp atacaklar.Bilmiyorlar ki kalbimi de söküp alacaklar yerinden.Shakespeare’in sözcükleri uçuşacak havada,Nezihe Meriç’in karakterleri her kazma darbesiyle acı içinde bağıracak,Güngör Dilmen’in kurduğu cümleler kurban edilecek beton yığınlarına.Benim gençliğime çakılacak bütün çiviler.Geçmişimi elimden alacaklar.Geçmişimi kaybedersen geleceğimi nasıl görebilirim ki?Rotamı şaşırdım bir kez.Bize yeniden tiyatromuzu,üstelik aynı adla vereceklerini söylüyorlar,inanmalı mıyız?Bilmiyorum,bilemiyorum!İnanmak istiyorum ama!Daha çağdaş çizgilerle donatılmış.konforlu,kullanım alanları geniş,teknik anlamda gelişmiş bir sahnesi olan tiyatroyu hangi oyuncu istemez ki!
Yirmili yaşlarımın başında,başımda kavak yelleri eserken geldim bu tiyatroya.M.Ertuğrul’un şapkasının gözleri varmış da sanki beni izliyormuş gibi tedirgin girerdim o kapıdan içeri.Binadan değil,içindekilerden korkardım!O kadar korkardım ki,yaşadığım o duygu bugün bana genç meslektaşlarımı korkutmamayı öğretti!Hep de siyasilerin durağı oldu bu tiyatro,hepsi geçerken bir kereliğine de olsa uğrayıverdiler içeri!Hiç bitmedi bu yüzden de sözü,meclisi,toplantısı…Hep ayakta,tetikte kaldı çalışanlar,sanatçılar…
Şimdi basbayağı korkusuzum.Kaybedecek hiçbir şeyim de yok.Ama direnemiyorum.Oysa ki hayatımı dirençli olmaya,çaba göstermeye ayarlamışım!Olmuyor.Buldozerler benden büyük,seslerini açmaya görsünler,benim sesim yanlarında vızıltı gibi kalıyor!Bastırıyorlar sesimi!
Daha bir yıl bile olmadı,geçen Nisan ayında,yeşil renkli o tiyatro binasında,adını aldığı M.Ertuğrul hocayı anmıştık.Kendi ellerimle temizlemiştim fuayeyi,çiçekleri düzenlemiştim.Akşama seyirci gelecekti,Taner Barlas’la heyecan içindeydik,tiyatromuz pırıl pırıl olmalıydı.Bütün ekip işe koyulmuştuk.Onun öncesinde ne çok direnip,ne çok nöbetler tutmuştuk.Nereden bilebilirdik ki son kez durmuşuz tiyatromuzda,son kez çıkmışız o sahneye.
Ben bir daha Bora Seçkin ile oturamayacağım orta katta,kahve içip dedikodu yapamayacağız!Çay ocağında (kendi aramızda öyle deriz!)Mahsun olmayacak artık,dışarı tam çıkarken Semra hanım santralden başını çıkartıp bakmayacak mı?Peki şoförler nereye gidecek,ben onları mutlaka görmeliyim,özellikle de Salim’i.Bana Çanakkale hikayeleri anlatmalı!Başar Sabuncu’yu koridorlarda hararetle bir şeyler anlatırken göremeyeceğim.Nurullah bey(Tuncer) geldi mi,odasında mı sorularıyla Volkan’ı bunaltamayacağım...
Belki yeni bir tiyatro yapacaklar yerin üstünde!Kim bilebilir ki kimin sağ kalacağını,hayat bu belli mi olur…Ben görsem de o tiyatroyu bu eski tadı alamayacağım artık biliyorum.Ben yoksam da o sahneye ilk çıkan meslektaşım mutlaka beni hatırlasın.
Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nu artık hiç unutmazsınız değil mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder