22.09.2007
Atilla Birkiye
Genç bir oyuncu, ağlıyor; sahnede değil, bir kafede, insanların arasında. Bir metnin gereği değil, gözyaşları ile öfkesi. Bir durumun sonucu; bir çaresizliğin ama öte yandan bir isyanın, aynı zamanda da bir kararlılığın ifadesi; hepsi birlikte, işte.
Sanki Cahide Sonku’dan, Nevin Seval'den el almış; 1939 yılında Muhsin Bey, Romeo Juliet’i sergiliyor da, o sanki Cahide Sonku’nun balkon sahnesinde; ya da yıl 1948, sahnede Antonius ve Kleopatra sergileniyor, seyirci onun Nevin Seval'in gibi profiline hayran kalıyor. İstanbul Şehir Tiyatroları’nda, yani Muhsin Beyin tiyatrosunda...
Genç bir oyuncu “halimize” ağlıyor. Sonku’dan, Seval'den el almış, bu ülkede kadın oyuncu olmanın zorluğunu “yaşadıkları” ona öğretmiş. Türkiye’de tiyatro yapmanın, özellikle de halktaki “küçümsemeyi” bir kenara bırakalım, sanatçı ile erk arasındaki çelişkiyi ve “baskı”yı genç yaşında “yaşadıkları” öğretmiş!
Sonunda yıkılıyor!
İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu (yani Harbiye binası) yıkılıyor! Birkaç ay önce bu köşede bu konuyu da ilgilendiren bir yazı yazmıştım. Biraz “temcit pilavı” gibi olacak ama, o yazıdan (7 Nisan 2007) bir bölümü alıntılayalım:
“Darülbedayi’nin yaklaşık yüz yıllık geçmişi var. Öncelikle bir ‘okul’ kimliğiyle 1914’te Saraçhane’deki Letafet Apartımanı’nda açılan bu kurum çeşitli serüvenlerden sonra 1970’te şimdiki Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi adlı binaya geçiyor (Sümerbank’ın eski bir sergi salonu kurum için yeniden düzenlenmiş). İstanbul Şehir Tiyatrosu adını da 1934’te almış olan kuruma (ve de tiyatromuza) Muhsin Ertuğrul’un katkıları çok büyüktür.
“Şimdilerde de bu yapı, ‘Kongre Vadisi Projesi’ dolayısıyla yıkılacakmış! (Vadi dediğiniz yeşil olur!) Gerek Muhsin Ertuğrul’un adıyla gerekse kurumla simgeleşmiş, özdeşleşmiş bu yapıyı yıkmanın hangi haklı gerekçeleri olabilir?”
***
Darülbedayi dolayısıyla İstanbul Şehir Tiyatroları, bir çeşit “konservatuar” olarak kuruluyor. Bu 2. Meşrutiyet sonrasındaki moderleşme projesinin bir parçası. Kuşkusuz ki bu “geçiş” (dönüşüm) belki ağır ve yumuşak bir geçiş. Öte yandan Darülbedayi’nin kuruluşuna, dönem için cesur bir atım, yenilik diyebiliriz.
Onun dışında şimdiki binanın adı Muhsin Ertuğrul. Yani tiyatromuza ve sinemamıza çok önemli katkıları olan biri. Belki biraz daha açmak gerek, “oyunculuk”, reji”, sahneleme” vb. sahneye ilişkin teknik, estetik kavramanları yerleşmesinde öncülük etmiş, çok önemli bir “sanat kişisi”!
Şehir Tiyatroları Müdürlüğü’ne Büyükşehir Yapı İşleri Müdürü Abdurrahman Atmaca imzalı ve Şehir Tiyatroları Müdürlüğü’ne gönderilmiş 17 Eylül tarihli bir yazı var elimde:
“Şehir Tiyatroları Müdürlüğü ve Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun konumlandığı bölgede yapılacak olan ‘Harbiye Kongre merkezi İnşaatı’ işine Ekim 2007 tarihinde başlanacaktır.
“Bu itibarla Şehir Tiyatroları Müdürlüğü binası ile Muhsin Ertuğrul Tiyatro binasının bir an evvel boşaltılması gerekmektedir.
“Bilgi ve gereğini arz ederim.”
Artık iş kesinleşmiş ve yıllardır hizmet veren bina yıkılacak. Başkan, Şehir Tiyatroları’nı sahnesiz bırakmayacağım diyor. (Nereye gidecekler; onca insan ve onca “şey”. İstanbul’da doğru dürüst sahne var mı?) Yeni projede yani “kongre vadisi” (yeşil olacağı anlaşılıyor) kapsamındaki yapılar içinde Muhsin Ertuğrul adıyla tiyatro salonunun korunduğu, seyirci kapasitesinin arttığı görülüyor. (“Harbiye Yeraltına İnecek”, Radikal, 20 Eylül, s.4)
[Tiyatro binası yapmak çok “özel” bir iştir. Nice ünlü mimar yapmıştır da sonradan çok ciddi teknik sorunlar çıkmıştır. Bu, özellikle unutulmamalı. “Gerçek” uzmanların özellikle de yönetmenlerin düşüncesi alınmalı.]
Bu konuda farklı görüşler var, doğal olarak. Yıkılsın, deniyor; çünkü güzelleşecek, “modern”leşecek, daha iyi olacak vb. Öte yandan da bir geleneği sürdürenler, “ortada kaldık” diyenler, var. Tabii ki bu proje bir “rant” meselesi, birileri buradan “nema”lanacak vb. bir durum da var. Bu tür kentsel dönüşüm projeleri niye Gaziosmanpaşa’da, Ümraniye’de ya da Maltepe’de yapılmıyor diyenler de!
Son durum
Bir başka konu ise son yıllarda Şehir Tiyatroları’nın kötü yönetildiği, geleneğine yakışmayan oyunların sergilendiği yönünde. (Kurumda özveriyle çalışan, kurumun geçmişini, değerlerini sahiplenip korumaya uğraşan sanatçıların varlığını göz ardı etmeyelim!) Bu da, doğrusunu söylemek gerekirse Refah Partisi’nin Büyükşehir Belediyesi’ni kazanmasıyla yani Tayyip Erdoğan’ın Başkan olmasıyla (sanırım 1994 yerel seçimleri) başladı.
Son sanat yönetmeninin yapıp-etmeleri, serüvenleri, yönetim biçimi İstanbul “kulis”lerinde yıllardır konuşulur oldu. Belediye’ye bağlı Kültür İşleri AŞ, Şehir Tiyatroları’nı “yönetir” oldu; sanat yönetmenliği adeta “memurluk” düzeyine indi. Gerçi Belediye’nin böylesine müdehalesi (düzenlemesi) Nuretin Sözen döneminde başlamıştı ya, o da bir başka mesele!
***
Genç oyuncu, tüm duygusallığıyla yaklaşıyor, kalbiyle yaklaşıyor bu “yıkıma”. Gözyaşlarını ve öfkesini tutamıyor.
İyi mi oluyor, kötü mü oluyor doğrusu pek karar verememekle birlikte, bu projenin kentin öncelikli gereksinimi olduğunu düşünmüyorum! Ama, her zamanki gibi birilerine kim acaba onlar! “iş” alanı doğuyor…
Kaynak: http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=78854&KOS_KOD=55&ForArsiv=1
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder