İletişim

muhsinertugrulsahnesi@gmail.com

27 Eylül 2007 Perşembe

Bir meslek olarak Hıncal Uluç


Orhan Alkaya
orhanalkaya@gmail.com
27/09/07

Çocukluk vaktimden hatırladığım bir Ünver Ağabey vardı, oğluna Hıncal ismini münasip gören öfkeli bir aile yakını. Ya'u bu nasıl çocuk ismi böyle, diye loplarımın bir yerine takılmış olduğu belli. Esasen anlaşılabilir bir saik ile hareket ettmiş olabilirdi. Ünver Ağabey'in babası Demokrat Parti senatörü idi ve 60 darbesini müteakkip Yassıada'dan geçmiş, ipten dönmüştü. İsmi Hamdi Bey Amca idi ve seramikten bir tükürük hokkası vardı.

İlkmektep Yurttaşlık Bilgisi kitabımızdan, fevkalade Dedektif Nick çizgileriyle bezenmiş bir meseli de her ne hikmet ise hiçbir biçimde unutmayı becerememişim. Orada, yere Melih Gökçekvari biçimde balgam fışkırtan, ama ikinci kez başşehire münasip görülse de, ikinci kez ismiyle anılmayı hak etmeyen o gürbüz canlıya hiçbir biçimde benzemeyen bir adam resmedilmişti; takım elbiseli, fötr şapkalı, kolalı yakalı, manşetti, kravatlı bir erkek!

Hafiften futbolcu paytaklığıyla yürüyen, bizim takımın fanatik bir taraftarı olmasının yanı sıra, o vakit hakikati ile de var olan Babıâli'de çoğu Fenerbahçeli 'fudbol' erbabına kaşkolü ve yazıları ile hiza istikamet veren Hıncal Uluç, kulağına nefret fısıldanmış ikinci tanıdığımdı.

Beni evlat sevgisi konusunda dehşete sevk eden ebeveyni, ona Hınç al! talimatı vermişti, ağabeyine ise Öç al! Besbelli ailenin bir rövanşa ihtiyacı vardı ve evlatlarının bordrosunu peşinen kesecek kadar geleceğe hiddetli bakıyorlardı. 0 evlatlardan Hıncal, sevdi, sevildi, bahsetmekten zevk alacak kertede güzel ekildi, sıkıyönetimin mağdur ettiği Mülkiyeli arkadaşlarına sahiden arkadaşlık etti, köpeği Cimbom'u aşağılayacak kadar kötü traş ettirdi, birtakım ilklere imza atacak kadar iyi bir dergici oldu ve bir ara da şirazeden çıktı. Nasıl olduysa oldu.

Hıncal hınç almaya mı girişti bilemem ama, öyle sistematik saçmalamaya soyundu ki, benim gibi onu birçok herzesinde affetmeye hazır eski tanışlarını bile bıktırdı. Üstelik bu bıkkınlık hissi, çok zaman evvel geldi çöktü üstüme, üstümüze...

Hıncal bir meslek icat etti: Hıncal Uluç mesleği! Bu mesleğin ana özellikleri şunlar: Kulaktan dolma ile yalancı dolmayı aynı tabakta servis etmek; bilir bilmezin her haltı bilmesi sendromu; her kazurata maydanoz serpmek; her muhalife şiddetle muhalif olmak; her muktedire kantat bestelemek; daimi popüler kültür ikonu kalabilmek için, gerektiği bütün durumlarda zemzem kuyusunda hacet gidermek; arada bir masaya yumruğu vurup hiçbir şey söylemek ve başkaca.

Gazetesindeki (Sabah) üç oda bir salonunda, mesleği gereği işimize gücümüze burnunu sokan Hıncal 3 Nisan'da şöyle buyurmuştu: "Muhsin Ertuğrul bir sergi pavyonu olarak geçici yapılmışken, geçici olarak tiyatroya dönüştürülmüş bir iğrenç yapı..."

Mesleğini mükemmelen icra ettiğini gösteren bir cümle işte. Kulaktan dolma 'pavyon' bilgisi ile yalandan olma 'geçici' savurması bitişmiş. İlk yirmi yıl içinde yapılan üç büyük renovasyonu bilmez mi Hıncal? Bilir de itina ile siler. Dili ideolojik titizlikle deforme eder, Muhsin Ertuğrul Ustam'ı, üstelik 'iğrenç' bir bina yapar ve o iğrenç binaya da bina yerine 'tiyatro' der.

Bilir bilmezin her kazurattan yalancı dolma yapmasına son misal olarak, önümüzdeki dönem sıkça gündem oluşturacak Harbiye Kongre Vadisi mi, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu ek binaları mı olduğunda bile henüz mutabakat sağlanamamış yeraltı projesini alkışlarla karşıladığı yazısında (Sabah, 25 Eylül) Hınç al! komutunun bir şahikasını sergilemiş Hıncal. Demiş ki: "O leş Muhsin Ertuğrul"!

Bir ara, tümüyle haksız biçimde canım kız kardeşimi mağdur eden, Baba'ya mal edilmeye çalışılan bir anekdot vardı. Biri Nâzım Hikmet için "kartpostal şairidir," demiş, öbürü de kızmış "Kart sensin, postal da sana girsin". Nedense bu saçma hikâyeyi hatırladım.

Oturduğum sokakta çok az ev ve her evin bakımlı bir dolu köpeği var. Hep düşünmüşümdür, neden bu köpekler, bizim misafir arkadaşlara karşı uysaldır da, kurye delikanlıları, su getiren güler yüzlü çocuğu filan gördüklerinde parçalamak için zincirlerini zorlayarak mahalleyi hırıltıya boğarlar? Ne ilgisi var diyeceksiniz. Hiçbir ilgisi yok aslında. Sadece sıkıldım.

Hiç yorum yok: