İletişim

muhsinertugrulsahnesi@gmail.com

29 Eylül 2007 Cumartesi

Başkan mı mimarlar mı

Atilla Birkiye
29.09.2007
Geçen haftaki yazımda, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkımından, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin “kongre vadisi” projesinden söz etmiştim. Bazı çevrelerin tepkisine neden olan, kimilerince de desteklenen proje...

Öncelikli ve önemli olan, Muhsin Ertuğrul’un adına yakışan bir sahnenin, dahası bir “eylem”in olup olamayacağı! Yazımdan da anımsanacağı gibi, Başkan, bu projenin içinde daha büyük bir sahne yapılacağını, yine adının Muhsin Ertuğrul Sahnesi olacağını, “tiyatrocuları sahnesiz” bırakmayacağını söylemişti (medyada da yer aldı).

Ne var ki şimdi, edindiğim bilgiler, bu söylenenlerle çelişiyor, her şeyden önce bu kentli olarak da beni daha da kaygılandırıyor! Acaba Başkan mı doğruyu söylüyor, yoksa projenin mimarları mı? Yoksa Başkan’a bilgiler doğru verilmemiş mi?

Kaygılandırıyor, çünkü bu kentte yaşıyorum, bu kentte yazıyorum, bu kentin kültür, sanat, özellikle de edebiyat alanında bir şekilde yer alıyorum. Bütün bunları geçelim, bu kentte yaşayan, kentini seven ve kirletmemeye özen gösteren bir “hemşeri”yim! (Ek- bu kentte de doğdum!)

Gerçekler mi, diyoruz

Geçen haftaki yazımda yer alan “ağlayan oyuncu” bir metafor değil, bu sahnenin şu veya bu nedenle yıkılması karşısında gözyaşlarını tutamayan, Şehir Tiyatroları çalışanlarından genç bir kadın oyuncuydu! Yani gerçekti!

Geçtiğimiz Çarşamba akşamı Kaktüs’e uğradım; Kaktüs İstiklal Caddesi’nin çok özel mekânlarından olup, kimileri için bir merkezdir. Ağlayan oyuncuyla karşılaştım, yine. Bu kez gözyaşları kurumuş, belli ki için için ağlıyordu. Kuşkusuz bu durumda yalnızca bir aktarıcıyım ve aktarıyorum.

Tiyatro çalışanlarına, hafta içi Arima Mimarlık (Erol Kuzubaşoğlu) bir sunuş yapıyor, projeyi gösteriyor. Anlaşılıyor ki, Başkan’ın da göğsünü gere gere anlattığı sahne bir köşeye sıkıştırılmış, üstelik kapasitesi de büyümüyor, küçülüyormuş!

Daha önce 6000 metre kare olarak “duyurulan” tiyatro, 3500 metre kareye inmiş. Dahası, yine daha önce büyük bir kısmının yerin üstünde olduğu “söylenirken”, şimdi yerin altına inmiş; üst kısımda kongre bölgesi varmış. Daha önce Başkan’ın da açıkladığı bu büyük projedeki bilgiler niye birbirini tutmuyor. Başkan mı doğruyu söylüyor, yoksa mimarlar mı?

O zaman, projeyi mimarlar hazırladığına göre, ne yazık ki Başkan’ın açıkladığı bilgiler gerçeği yansıtmıyor.

Öte yandan bu projenin ihalesi, acaba açıldı mı? Yoksa her zamanki gibi, hemen hemen her belediye işinde karşılaştığımız gibi bir “danışıklı dövüş” mü? Şayet böyle değilse, geçtiğimiz Nisan ayında açılan ihale niye hemencecik iptal edildi? Bu iptalin gerekçesi neydi?

(Duyduklarımı aktarıyorum ama, ben de yayızı yazdığım gün [Perşembe], Şehir Tiyatroları’nda çalışan bir rejisör arkadaşıma, bu konuyla yakından ilgilenen arkadaşıma telefon açıp sordum; bilgilendim.)

İzlenimim, böyle bir yapının Muhsin Ertuğrul’un adına yakışmadığı. Şehir Tiyatroları’nın duyarlı sanatçılarının duygu ve düşünceleri de bu doğrultuda; işin rant kısmını, ihale kısmını, açıkta kalma kısmını, bilmem kaç ay oyun yapamama kısmını vb. bir kenara bırakırsak...

Diyelim ki...

Başka bir açıdan bakalım. Diyelim ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu girişimi çok olumlu ve çok yerinde. Diyelim ki Belediye oraları yıkmalı ve yıkmakla da çok haklı; kentsel dönüşümün önceliğini Harbiye’ye vermeli ve vermekle de çok haklı, doğru bir iş yapıyor!

Söz konusu proje, çağdaş, modern, günümüze uygun ve İstanbul’a yakışan bir proje; diyelim, bu da “iyi” bir şey ve kentimiz için de olmazsa olmaz! Üstelik büyük iş alanı da açılacak (kimler en fazla “nema”lanacak?). Diyelim ki şimdiki sahne işlevini de yitirdi (gerçi bunun kararını tiyatrocular verir ama!), doğru dürüst oyun izlenmiyor, sahne yapısı, kulisi, sofitası, ışıkları vb. artık işe yaramaz, dolayısıyla bu “yıkım” bizi endişelendirmiyor!

Diyelim ki, bizler de aklı başında insanlar olarak, kentini sevenler olarak “kongre vadisi” projesini destekliyor, dolayısıyla Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkımını da bu bağlam içinde kabulleniyor, itiraz etmiyoruz!

Bunu izleyen süreçte İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’un en merkezi ve en güzel yerine (şu an bilemiyorum ama kesinlikle böyle bir yer vardır; bulunabilir), Cemal Reşit Rey benzeri, Lütfü Kırdar benzeri, tabii ki o kadar büyük değil ama benzeri (donanımlı) ve Şehir Tiyatroları’nın bünyesinde bir sahne yaptırıyor ve adına da “Muhsin Ertuğrul Sahnesi” diyor.

Olmaz mı? Olamaz mı?!

Kaynak: http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=79415&YZR_KOD=82&ForArsiv=1

27 Eylül 2007 Perşembe

Bir meslek olarak Hıncal Uluç


Orhan Alkaya
orhanalkaya@gmail.com
27/09/07

Çocukluk vaktimden hatırladığım bir Ünver Ağabey vardı, oğluna Hıncal ismini münasip gören öfkeli bir aile yakını. Ya'u bu nasıl çocuk ismi böyle, diye loplarımın bir yerine takılmış olduğu belli. Esasen anlaşılabilir bir saik ile hareket ettmiş olabilirdi. Ünver Ağabey'in babası Demokrat Parti senatörü idi ve 60 darbesini müteakkip Yassıada'dan geçmiş, ipten dönmüştü. İsmi Hamdi Bey Amca idi ve seramikten bir tükürük hokkası vardı.

İlkmektep Yurttaşlık Bilgisi kitabımızdan, fevkalade Dedektif Nick çizgileriyle bezenmiş bir meseli de her ne hikmet ise hiçbir biçimde unutmayı becerememişim. Orada, yere Melih Gökçekvari biçimde balgam fışkırtan, ama ikinci kez başşehire münasip görülse de, ikinci kez ismiyle anılmayı hak etmeyen o gürbüz canlıya hiçbir biçimde benzemeyen bir adam resmedilmişti; takım elbiseli, fötr şapkalı, kolalı yakalı, manşetti, kravatlı bir erkek!

Hafiften futbolcu paytaklığıyla yürüyen, bizim takımın fanatik bir taraftarı olmasının yanı sıra, o vakit hakikati ile de var olan Babıâli'de çoğu Fenerbahçeli 'fudbol' erbabına kaşkolü ve yazıları ile hiza istikamet veren Hıncal Uluç, kulağına nefret fısıldanmış ikinci tanıdığımdı.

Beni evlat sevgisi konusunda dehşete sevk eden ebeveyni, ona Hınç al! talimatı vermişti, ağabeyine ise Öç al! Besbelli ailenin bir rövanşa ihtiyacı vardı ve evlatlarının bordrosunu peşinen kesecek kadar geleceğe hiddetli bakıyorlardı. 0 evlatlardan Hıncal, sevdi, sevildi, bahsetmekten zevk alacak kertede güzel ekildi, sıkıyönetimin mağdur ettiği Mülkiyeli arkadaşlarına sahiden arkadaşlık etti, köpeği Cimbom'u aşağılayacak kadar kötü traş ettirdi, birtakım ilklere imza atacak kadar iyi bir dergici oldu ve bir ara da şirazeden çıktı. Nasıl olduysa oldu.

Hıncal hınç almaya mı girişti bilemem ama, öyle sistematik saçmalamaya soyundu ki, benim gibi onu birçok herzesinde affetmeye hazır eski tanışlarını bile bıktırdı. Üstelik bu bıkkınlık hissi, çok zaman evvel geldi çöktü üstüme, üstümüze...

Hıncal bir meslek icat etti: Hıncal Uluç mesleği! Bu mesleğin ana özellikleri şunlar: Kulaktan dolma ile yalancı dolmayı aynı tabakta servis etmek; bilir bilmezin her haltı bilmesi sendromu; her kazurata maydanoz serpmek; her muhalife şiddetle muhalif olmak; her muktedire kantat bestelemek; daimi popüler kültür ikonu kalabilmek için, gerektiği bütün durumlarda zemzem kuyusunda hacet gidermek; arada bir masaya yumruğu vurup hiçbir şey söylemek ve başkaca.

Gazetesindeki (Sabah) üç oda bir salonunda, mesleği gereği işimize gücümüze burnunu sokan Hıncal 3 Nisan'da şöyle buyurmuştu: "Muhsin Ertuğrul bir sergi pavyonu olarak geçici yapılmışken, geçici olarak tiyatroya dönüştürülmüş bir iğrenç yapı..."

Mesleğini mükemmelen icra ettiğini gösteren bir cümle işte. Kulaktan dolma 'pavyon' bilgisi ile yalandan olma 'geçici' savurması bitişmiş. İlk yirmi yıl içinde yapılan üç büyük renovasyonu bilmez mi Hıncal? Bilir de itina ile siler. Dili ideolojik titizlikle deforme eder, Muhsin Ertuğrul Ustam'ı, üstelik 'iğrenç' bir bina yapar ve o iğrenç binaya da bina yerine 'tiyatro' der.

Bilir bilmezin her kazurattan yalancı dolma yapmasına son misal olarak, önümüzdeki dönem sıkça gündem oluşturacak Harbiye Kongre Vadisi mi, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu ek binaları mı olduğunda bile henüz mutabakat sağlanamamış yeraltı projesini alkışlarla karşıladığı yazısında (Sabah, 25 Eylül) Hınç al! komutunun bir şahikasını sergilemiş Hıncal. Demiş ki: "O leş Muhsin Ertuğrul"!

Bir ara, tümüyle haksız biçimde canım kız kardeşimi mağdur eden, Baba'ya mal edilmeye çalışılan bir anekdot vardı. Biri Nâzım Hikmet için "kartpostal şairidir," demiş, öbürü de kızmış "Kart sensin, postal da sana girsin". Nedense bu saçma hikâyeyi hatırladım.

Oturduğum sokakta çok az ev ve her evin bakımlı bir dolu köpeği var. Hep düşünmüşümdür, neden bu köpekler, bizim misafir arkadaşlara karşı uysaldır da, kurye delikanlıları, su getiren güler yüzlü çocuğu filan gördüklerinde parçalamak için zincirlerini zorlayarak mahalleyi hırıltıya boğarlar? Ne ilgisi var diyeceksiniz. Hiçbir ilgisi yok aslında. Sadece sıkıldım.

26 Eylül 2007 Çarşamba

Muhsin Ertuğrul projesi görücüye çıkıyor

Ali Pektaş
26 Eylül 2007

Geçtiğimiz yıldan bu yana yıkılıp yıkılmayacağı tartışılan Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun yeni projesi bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilileri tarafından sanatçılara tanıtılıyor.

Muhsin Ertuğrul Sahnesi, 1970 yılından beri İstanbul Şehir Tiyatrosu'na merkez bina olarak hizmet veriyor. Yerine yapılması düşünülen yeni tiyatro binası ise 5 katı yerüstünde, 6 katı da yeraltında olmak üzere 11 kattan oluşacak. Mevcut binadaki yönetim birimleri başka bir yere taşınacak. Eski binanın oturduğu bin 525 metrekarelik inşaat alanı, yeni yapılacak binada 3 bin 500 metrekare olacak. Tiyatronun 600 kişilik seyirci kapasitesi de 696'ya çıkarılacak. Yeni tiyatro binasının üst katlarında 6 sanatçı odası, 368 metrekarelik fuaye alanı, sahne, oyuncular için lobi, prova odası ve teknik birimler yer alacak. Tiyatro binasının altında yapılacak 6 katta ise hem Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nu hem de Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'ni destekleyecek 4 adet çok amaçlı salon, 759 araç kapasiteli kapalı otopark, kafeteryalar ve bin ofis bulunacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer'in verdiği bilgiye göre Anıtlar Kurulu'ndan geçen projenin ayrıntıları bugün sanatçılara anlatılıyor. "Kulaktan dolma; yapılacak, yapılmayacak, yıkılınca ne olacak gibi spekülasyonlar böylece sona erecek. İlk günden beri bizim şikâyet ettiğimiz şey buydu; konu sonuçlanmadan konuşmamak. Sonuçlandıktan sonra bilgisiyle belgesiyle kamuoyuyla paylaşmak bizim yönetim anlayışımız." diyen Tuncer, yeni spekülasyonlara mahal kalmayacağını ve bu konuda iyi niyetli olduklarını herkesin göreceğini ifade ediyor.

Mevcut sahneler yenilenecek, 100. yıla özel sahne yapılacak

Muhsin Ertuğrul tartışmaları sürerken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları bir yandan da 2014 yılındaki 100. yaş kutlamasının hazırlıklarına başlıyor. Şehir Tiyatroları'nın 1914 yılında Letafet Apartmanı'nda Dârülbedâi ile başlayan bir asırlık yolculuğu, 100. Yıl Sahnesi ile taçlandırılacak. Sahnenin, kolaylıkla ulaşılabilecek bir mekânda ve mimari açıdan İstanbul'a simgesel değer katacak nitelikte olması planlanıyor. 100. Yıl Sahnesi projesinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın oluru ile önemli bir aşama kat edilmiş. Yer seçimi yapıldıktan sonra önümüzdeki aylarda çalışmalara başlanacak.

İstanbul Şehir Tiyatroları, 100. yıl sahnesinden önce mevcut bütün sahnelerini yeniden yapılandıracak. Vatan Caddesi üzerinde inşa edilen yeni tiyatro binası, yakın bir zaman sonra Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nin üzerindeki yükü alacak. Reşat Nuri Sahnesi'nin sadece provalar için kullanılması düşünülüyor. Kadıköy Haldun Taner Sahnesi de 17 Aralık'ta tahliye ediliyor. İçinde konservatuarın da bulunduğu bina, yeni düzenlemelerden sonra tamamen İstanbul Şehir Tiyatrosu'na devredilecek. Geçtiğimiz mayıs ayında yıkılan Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesi 2008 yılında yeniden aynı yerinde hizmet verecek. İBB Şehir Tiyatroları, 2007–2008 tiyatro sezonunda oyunlarını Üsküdar Kerem Yılmazer, Kağıthane Sadabad, Ümraniye, Fatih Reşat Nuri, Gaziosmanpaşa ve Kadıköy Haldun Taner sahnelerinde sergileyecek.

Bilet fiyatlarına zam yok

2007–2008 sezonunda Nazım Hikmet'in 'Yolcu', Aziz Nesin'in 'Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz', Ziya Osman Saba'nın 'Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi', Sait Faik'in 'Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye'si gibi 32 yerli oyunu sahneleyecek olan Şehir Tiyatroları, Jean Racine'nin 'Bayazıt', Luigi Pirandello'nun 'Size Öyle Geliyorsa Öyledir', Roland Schimmelpfennig'in 'Geçmişten Gelen Kadın'ı gibi 24 çeviri oyununu tiyatroseverlerle buluşturuyor. Ayrıca geçtiğimiz sezon sahnelenen Haldun Taner'in 'Keşanlı Ali Destanı', İskender Pala'nın 'Leyla ile Mecnun'u gibi 16 oyuna bu sezon da devam edilecek. Şehir Tiyatroları yeni sezonda biletlerine zam yapmayacak. Müzikal oyunların biletleri yine tam 7,5, indirimli 6; normal oyunların biletleri tam 6,5, indirimli 5 YTL, çocuk oyunlarının biletleri de 2,5 YTL'den satılacak.

Cumhuriyet'in 85. yılına özel projeler

Şehir Tiyatroları perdelerini, 3 Ekim'de iki yeni oyunla açıyor. Yeni sezon repertuarında 32'si yerli 56 oyun yer alıyor. Tiyatro, 2008 yılında Cumhuriyet'in 85. yılı münasebetiyle pek çok etkinlik gerçekleştirecek. Bunlardan ilki, İsmet Küntay'ın Tozlu Çizmeler adlı oyunu. Ayrıca Cumhuriyet temalı bir oyun yazma yarışması düzenlenecek.
Kültür Sanat
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=593158

25 Eylül 2007 Salı

Hıncal Uluç'a Yanıt: "Muhsin Hocamızdan Yanıt Var"

25.09.2007

Bizlere bıraktığı muhteşem miras yanında sizleri de unutmamış.. okuyunuz, anlayınız ve onun isminin yanına koyduğunuz "leş" sözcüğünü geri alınız ve özür dileyiniz.. Yoksa Türk Tiyatro Tarihinin sararmış sayfalarında yerinizi alarak yıllarca unutulmayacaksınız!..

Ümran İnceoğlu - Tiyatrocu - Şehir Tiyatrosu

İHTİSAS İŞİ

Deri, mezbahadan çıkar, fakat kundura orada yapılmaz. Kumaş fabrikada dokunur, fakat elbise orada dikilmez, orman mütehassısı ağacı yetiştirir, fakat mobilya yapmaz, maden amelesi gümüşü topraktan çıkarır, fakat savatçılıktan anlamaz, balıkçı levreği tutar, fakat mayonezi beceremez, hele her kalem tutan, her yazı yazan tiyatrodan, piyesten hiç anlamaz. Bu bir ihtisas işidir.

Bu bir meslektir, bu bir san'at işidir, bu güzel san'atlar içinde en güç şubelerden biridir , derin tetebbu ister. Tiyatro başlı başına bir hayat vakfedilse bile, ciltlerle kitap okunsa bile, diyar diyar tiyatrolar gezilse bile, gene ucu bucağı bulunmayan bir san'at şubesidir. Böyleyken, hiçbir meslekte dikiş tutturamayanlar, bir takım sütün karalamacıları, bu sahayı serbest bulmuşlar, çala kalem yürüyorlar. Onlara höst demek lazım.

Höst diyorum. Artık o çomaksız oynadığınız sahanın etrafını ilmin, sanatın dikenli telile ördük, artık içeriye başıboş girmek yasak. Yalnız san'at bilgisi bilgimizden, san'at görgüsü görgümüzden, san'at sevgisi sevgimizden fazla olanlara kapımız ve kalbimiz ardına kadar açık.

Fakat sakın araya eskisi gibi türediler girmeye kalkmasın. Burası yirmi sekiz senemizi yıprattığımız, her türlü yokluk içinde göz nurumuzu, alın terimizi döktüğümüz, ömrümüzü törpülediğimiz bir meydandır, burada tufeylilerin, yaygaracıların yeri yok! Tiyatromuzun sahnesi, San'atkarların, salonu halkındır, ikisi arasındaki bezirganların, yazı komisyoncularının ipini pazara çıkaracağız!...
(...)
Biz kendilerini, kanatlarını yıkmaya mahkum eden pervaneler gibi, hayatımızı seve seve san'at sevgisi için sahnenin ateşi, san'atın alevi üstünde kurban vermiş kimseleriz. San'atla sahnenin yükselmesi herkesten evvel bizim isteğimizdir ve biz bunun tahakkuku için yapabildiğimiz kadarını yapıyoruz. Yazılarının arkasında gizli düşünce taşımadan bize yardım etmek isteyenlere bilgisiyle, görgüsüyle, yardıma gelenlere teşekkür eder, ölünceye kadar minnetlerini taşırız. Fakat dillerinde yalan, yüzlerinde maske arkalarında şahsi menfaat kasasının maymuncuğuyla kapımıza yaklaşmak isteyenlerin vay haline... Öylelerin bileklerinden kıskıvrak yakalamak dillerindeki riyayı, yüzlerindeki maskeyi, ellerindeki her kapıya uydurmak istedikleri anahtarı teşhir etmek borcumuz. Bunu bize, mukaddes kitabımız olan, san'at sevgisi emrediyor, bunu bize yıkıcılıktan ziyade yapıcılığa muhtaç olan toprağımız emrediyor ve biz bunu yapmayı ahdettik. Veyl sahte bilgiçlere, san'at türedilerine!...

(Perdeci, Darülbedayi, 1 Mart 1930, Sene 1, No: 2)

Hıncal Uluç'a Yanıt: Alkışlarla Muhsin Ertuğrul Sahnesi

25.09.2007
Her şey ölümlüdür. Doğadaki tüm canlılar da, cansızlar da.. Ama ölümleri farklıdır. Kimi hiç yolcusu yokmuş gibi, sessizce ayrılır bu limandan, kimi ise; ölür, yeniden hayat bulur, küllerinden doğan Zümrüdü Anka gibi.. Muhsin Ertuğrul Sahnesi de, yaşamlarını tiyatro sanatına adamış, çevresine ışık saçarak, aydınlatarak eriyen biten mum misali sanatçılar gibi, bu kutsal görevin mabedi olarak zaten zayıf ve yorgun başlamış yaşamında zamanın kırbacına, oklarına dayanmaya çalışarak bugünlere gelmiştir. Belki bedenen yorulmuştur, yaşlanmıştır, belki de yaşamının sonlarındadır ama yine de dimdik ayaktadır. Çünkü o onurlu geçmişiyle hayat bulmaktadır.

Yaklaşık bir yıldır Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi etrafında kopan fırtınalar, aslında bir ihtiyaçtan yola çıkılarak mı oluşturulmaktadır? Ulvi amaç, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yorgun bedenine gençlik aşısı yaparak görkemli geleceğe hazırlamak mıdır? Eğer amaç buysa; neden müstakil bir bina olarak bu yenileme gerçekleşmemektedir? Neden IMF guvernörler toplantısı bu yıkıma gerekçe oluşturmaktadır? Bu veya benzeri uluslararası başka toplantı söz konusu olmasaydı Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin İstanbul şehrinin kültür sanat ihtiyacına tiyatro sanatı aracılığıyla hizmet veren merkez bir bina olarak yıkılıp yenilenmesi söz konusu olacak mıydı? Harbiye Kongre Vadisi Projesi için arazisinin bir bölümü alınarak, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin "Kongre Vadisi Yeraltı Tesisleri"ne giriş kapısı olarak kullanılması aslında neye hizmet etmektedir? Neden, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin İstanbul boğazının en değerli alanlarından biri olan bölgesinde kenara ötelenmiş, ötekileştirilmiş gibi projelendirilmesi söz konusudur?

Elbette ki Muhsin Ertuğrul Sahnesi günümüz ihtiyaçlarına göre çağdaş bir yapıya dönüştürülebilir. Yeraltı ve yerüstü değerlendirilerek kullanım alanları; prova salonları, cep sahnesi, otoparkı, idari binası ve ofisleriyle tam donanımlı hale getirilebilir. Ama asıl amaç bu mudur?

Globalleşen dünyamızda, azgınlaşan küresel sermayenin gitgide kabaran iştahı tarih, kültür, sanat demeden kentin merkezinde yeni kazanç kapıları yaratmaya çalışmaktadır. Yeni tiyatro sezonunun arifesinde beraberinde getireceği ciddi sorunlar ortada dururken, koruma kurulunun çelişkili onayı ile alınan " yıkım kararının" (ne yazık ki bu da çok zamansızdır) ne getirip, ne götüreceği şimdiden kestirilemez. Üstelik Şehir Tiyatroları'nın ( Darülbedayi) geçmişte iki kez yangın görmüş Tepebaşı Dram Tiyatrosu, oluşan büyük yıkım sonrası dönemin bürokratlarınca verilmiş onca söze rağmen " otoparka" dönüştürülmüştür. Ve şimdi kentin bu noktasında o gün için çağdaş diye adlandırılan bu yaklaşım, verilen ama tutulmayan sözlerin beton abidesi olarak durmaktadır.

Şehir Tiyatrolarının var oluşundan bu yana şehrin içinde sürekli sürgün hayatı yaşamış olması da endişe ve korkuları artırmaktadır. Davulun sesi uzaktan hoş gelir. Konuya sadece ne güzel, ne çağdaş bir proje diye bakarsak gelecekte Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin, dolayısıyla tiyatro sanatının meçhule giden bir gemi gibi, bu limandan ayrılışına ya da çok amaçlı kullanımına tanıklık edebiliriz. Bizler, etrafına ışık saçan sanatçılarımızı alkışlarla ebediyete yolcu ederiz. Gerekirse onurlu geçmişiyle kalbimiz, beynimiz ve özü tertemiz kutsal mekanımızı da alkışlarla uğurlarız.. Yıkıntılarından yeniden doğurmak üzere.

Eftal Gülbudak / Tiyatrocu / Şehir Tiyatrosu

24 Eylül 2007 Pazartesi

HARBİYE’nin YOLLARI TAŞTAN…

Hülya Karakaş
http://hulyakarakas.blogcu.com
Harbiye
24/9/2007

Harbiye Orduevi’nin hemen yanı başında,Lütfü Kırdar Kongre Merkezi’nin karşısında,Hilton Oteline giden o olağanüstü yolun üzerinde bir tiyatro vardır,adı da Muhsin Ertuğrul Sahnesi’dir;siz o tiyatroyu bilir misiniz?Yeşilin berbat bir tonuyla boyanmıştır,belki o rengiyle dikkatinizi çekmeyi başarmıştır.Ben o bölgenin neresinde olursam olayım o yeşil rengi görürüm.Maçka’da koşarken,İnönü Stadı’nın üstünden uçarken,Taksim’e çıkarken…Bazen rüyalarımda bile görürüm.Cep Tiyatrosun da oyunum var,yetişemiyorum,kostümümü unutmuşum,o yeşil renkli binanın kapısından girmeye çalışıyorum.Bütün tiyatrocuların kabusu olan o rüyalardan biri işte!

Yazıda ne kadar afili adlar geçiyor değil mi?Sanırsınız BM protokol listesi!Yok değil,kendi halinde yeşil bir bina bu!

Sorumu yineliyorum:Siz Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nu bilir misiniz?İki kapılı bu tiyatronun (oyuncu kapısı,seyirci kapısı)herhangi bir kapısından içeri girdiniz mi hiç,orada oyun izlediniz mi?”Altı Derece Uzak,Vanya Dayı,Hırçın Kız,Kuş Operasyonu,Çın Sabahta,Hürrem Sultan,Saygılı Yosma…”Bunlardan birini izlemediyseniz eminim Lüküs Hayat’ı mutlaka görmüşsünüzdür.El çırpmışsınızdır oyunun şarkılarına.Hatta yıllar geçmiştir siz bazen kendinizi o şarkılardan birini söylerken yakalarsınız,gülümsersiniz…”Şişli’de bir apartıman,yoksa eğer halin yaman…”

O yıllardan bu yıllara gelirken çok yol aldık,az gittik uz gittik,dere tepe dümdüz ettik!Doğanın yeşiline kıyarken,yeşil binaları da ihmal etmedik!O yıllarda “Şişli’de bir apartıman…”şarkısını söylerken,şimdi Harbiye’nin yolları taştan,rantiye (pardon şantiye!)çıkardın beni baştan şarkısını söylemeye başladık.

Şimdi hatırladınız mı Türk Tiyatrosu’nun kurucusu olan büyük usta Muhsin Ertuğrul’un adını taşıyan o binayı?O yeşil bina orada sessizce durur kırk yıldır.O sessizliği dinlemeyi becerirseniz aslında size çok şey anlatır.O sessizliğin arkasında hayatınızı değiştiren hikayeler yorumlanır.Dışı kadar içi de renklidir.Kavgalar olur orada,aşklar yaşanır,oyunlar oynanır,anılar,fıkralar anlatılır;gülerler insanlar çoğunlukla o gördüğünüz sessizliğin arkasında,kimi zaman da ağlarlar,renkli kostümlerini,tuhaf makyajlarını takınıp dolaşırlar koridorlarda.

Birbirlerinden pek hoşlanmasalar da tiyatrolarını severler.Hatta anlaşılmaz duygularla bağlanırlar oynadıkları tiyatrolara.Çok kolay ayrılamazlar sahneden de,tiyatrodan da.
Şimdi ayrılık zamanı…Öyle diyorlar!Dediler bile!

“Boşaltın tiyatroyu kazmayı vuracağız” Nereye vuracaklar acaba kazmayı,tam orta yerine mi,(yani sahneye)yoksa sofitaya mı,portal ağzına mı..?Ya seyirci koltuklarına sıra ne zaman gelecek?Ben o kazmanın vurulduğu anı görmek istemiyorum.Beynimin damarları asıl o zaman kopar işte!2009 yılında yapılması planlanan “Su Kongresi”ne yetiştirilecekmiş yıkılacak tiyatromuz.Kongre Vadisi olacak o alan.Dozerler,deliciler,keskiler,İstanbul’un merkezine,tiyatronun kalbine girecek.”İstanbul’un taşı toprağı altın” dedikleri için durmadan kazıyorlar,İstanbul büyük bir inşaat halinde toz duman içinde yaşıyor.

Tiyatromu yıkacaklar!Sahneye dozer kepçeleri girip söküp atacaklar.Bilmiyorlar ki kalbimi de söküp alacaklar yerinden.Shakespeare’in sözcükleri uçuşacak havada,Nezihe Meriç’in karakterleri her kazma darbesiyle acı içinde bağıracak,Güngör Dilmen’in kurduğu cümleler kurban edilecek beton yığınlarına.Benim gençliğime çakılacak bütün çiviler.Geçmişimi elimden alacaklar.Geçmişimi kaybedersen geleceğimi nasıl görebilirim ki?Rotamı şaşırdım bir kez.Bize yeniden tiyatromuzu,üstelik aynı adla vereceklerini söylüyorlar,inanmalı mıyız?Bilmiyorum,bilemiyorum!İnanmak istiyorum ama!Daha çağdaş çizgilerle donatılmış.konforlu,kullanım alanları geniş,teknik anlamda gelişmiş bir sahnesi olan tiyatroyu hangi oyuncu istemez ki!

Yirmili yaşlarımın başında,başımda kavak yelleri eserken geldim bu tiyatroya.M.Ertuğrul’un şapkasının gözleri varmış da sanki beni izliyormuş gibi tedirgin girerdim o kapıdan içeri.Binadan değil,içindekilerden korkardım!O kadar korkardım ki,yaşadığım o duygu bugün bana genç meslektaşlarımı korkutmamayı öğretti!Hep de siyasilerin durağı oldu bu tiyatro,hepsi geçerken bir kereliğine de olsa uğrayıverdiler içeri!Hiç bitmedi bu yüzden de sözü,meclisi,toplantısı…Hep ayakta,tetikte kaldı çalışanlar,sanatçılar…

Şimdi basbayağı korkusuzum.Kaybedecek hiçbir şeyim de yok.Ama direnemiyorum.Oysa ki hayatımı dirençli olmaya,çaba göstermeye ayarlamışım!Olmuyor.Buldozerler benden büyük,seslerini açmaya görsünler,benim sesim yanlarında vızıltı gibi kalıyor!Bastırıyorlar sesimi!

Daha bir yıl bile olmadı,geçen Nisan ayında,yeşil renkli o tiyatro binasında,adını aldığı M.Ertuğrul hocayı anmıştık.Kendi ellerimle temizlemiştim fuayeyi,çiçekleri düzenlemiştim.Akşama seyirci gelecekti,Taner Barlas’la heyecan içindeydik,tiyatromuz pırıl pırıl olmalıydı.Bütün ekip işe koyulmuştuk.Onun öncesinde ne çok direnip,ne çok nöbetler tutmuştuk.Nereden bilebilirdik ki son kez durmuşuz tiyatromuzda,son kez çıkmışız o sahneye.

Ben bir daha Bora Seçkin ile oturamayacağım orta katta,kahve içip dedikodu yapamayacağız!Çay ocağında (kendi aramızda öyle deriz!)Mahsun olmayacak artık,dışarı tam çıkarken Semra hanım santralden başını çıkartıp bakmayacak mı?Peki şoförler nereye gidecek,ben onları mutlaka görmeliyim,özellikle de Salim’i.Bana Çanakkale hikayeleri anlatmalı!Başar Sabuncu’yu koridorlarda hararetle bir şeyler anlatırken göremeyeceğim.Nurullah bey(Tuncer) geldi mi,odasında mı sorularıyla Volkan’ı bunaltamayacağım...

Belki yeni bir tiyatro yapacaklar yerin üstünde!Kim bilebilir ki kimin sağ kalacağını,hayat bu belli mi olur…Ben görsem de o tiyatroyu bu eski tadı alamayacağım artık biliyorum.Ben yoksam da o sahneye ilk çıkan meslektaşım mutlaka beni hatırlasın.

Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nu artık hiç unutmazsınız değil mi?

22 Eylül 2007 Cumartesi

Kapanan Kumarhane Değil, Tiyatro!


22.09.2007 - 00:04
Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nun onayladığı 'Kongre Vadisi’ projesi kapsamında yıkılıyor. Yaşamını tiyatroya adamış, Türk tiyatrosunun usta ismi Muhsin Ertuğrul, kendi adını taşıyan bir tiyatro ile AKM'nin yıkımına ve Taksim Sahnesi'nin kapatılmasına karşı 1965 yılında kaleme aldığı yazıyla bugüne sesleniyor:

Beyler, paşalar, ağalar; baylar, bayanlar, partililer, partisizler, bir tiyatro gözümüzün önünde kapanıyor da kimsenin kılı kıpırdamıyor. Kapanan meyhane değil, kumarhane değil, batakhane değil, yirminci yüzyılın tek eğitim aracı, biricik sanat yuvası olan tiyatro!

Jülide KAYA
julide.kaya@gazeteport.com

İSTANBUL - İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanırken, kültür merkezleri, tiyatro sahneleri birer birer kapanıyor.
‘İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yasa Tasarısı ile Atatürk Kültür Merkezi'nin (AKM) yıkılması ve yerine kongre merkezi yapılması gündemdeki yerini korurken, sanatçıları ve sanatseverleri üzecek kara bir haber İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’dan geldi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Muhsun Ertuğrul Sahnesi’nin yıkımını da kapsayan Harbiye Kongre Vadisi projesine Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nun onay verdiğini söyledi.
Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) 2009 Yılı Guvernörler Toplantısı için tasarlanan Harbiye Kongre Vadisi için hazırlıklar yakında başlayacak ve üzerinde tarih ve kültür birikimini barındıran bir değer yok olacak.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi 'Kongre Vadisi’ projesi kapsamında yıkılacak! Tüm bu yıkımlara ise en iyi yanıtı yaşamını tiyatroya adamış, Türk tiyatrosunun usta ismi Muhsin Ertuğrul veriyor. Muhsin Ertuğrul, kendi adını taşıyan bir tiyatronun yıkımına karşı 1965 yılında kaleme aldığı yazıyla bugüne sesleniyor:

Bir adım geri, bir adım ileri !
Otuz sekiz yıl önce İstanbul’un da her medeni şehirde olduğu gibi, her akşam piyesler oynanan tiyatrosu bulunmasını istedik ve böylece bir gelenek kurmak yoluna gittik.
Gayemiz şuydu: Her İstanbullu tiyatro heyecanını duyduğu bir gece İstanbul’da gidecek daimi bir tiyatro bulsun. Bugün bunları yazmak bile insanı güldürüyor. Ama o zaman tiyatronun belli bir günü yoktu, piyesler hazırlandıkça bir kaç kere oynanır, sonra karabatak gibi yine dalar kaybolurdu. Şayet böyle her gece oynamayı göze alırsak bizde de bu geleneğin gelişeceğine, tiyatronun yerleşeceğine inanıyorduk.

1929’da İstanbul’a görülmemiş bir kış geldi. Boğazdan buz kayaları akmaya, şehrin bütün deniz ve kara araçları işlememeye başladı. Fırınlar kapandı. Karlı sokakta yaya yürüyenlerin ayak izleri azaldı, ama biz tiyatromuzu kapamadık, oyun oynamaya devam ediyorduk. Yerleştirmek istediğimiz bir geleneğe böyle mevsim cilveleri yüzünden ara verirsek, daha başlangıçta bunun kökleşemeyeceğini biliyorduk. O hafta oynanan eser Strindberg’in “Rauseh=Zafer Sarhoşları” piyesiydi. 2 Şubat 1929 cumartesi akşamı koca salonda üç kişi oturuyordu. O geceki gelirimiz 270 kuruştu. Biz oyunumuzu oynadık, sonra da seyircilerimiz yerdeki bir metre kar yüzünden sokağa çıkamadıkları için müdürün odasında soba yakarak onları sabaha kadar tiyatroda alıkoyduk. Arkadaşlar da güç bela evlerine gittiler. Ertesi gün onda provamız vardı. Geldikleri zaman içlerinden biri böyle olağanüstü bir durumda temsillere ara vermemizi istedi. Kendisine anlatmaya çalıştım ki yeni başlamış bir düzene böyle bir ilk güç durumda ara verirsek halkla geliştirmek istediğimiz "istikrarlı tiyatro" fikri zedelenir, gayeye ulaşamayız. Onun için bizim azimle, her şeye rağmen, devam etmemiz gerekir. Bugün kendisini rahmetle ve sevgiyle andığım o arkadaş bana:
- Sen bizi harcıyorsun! demişti.
Evet, yalnız onu değil, kendi kendimizi harcıyorduk... Bir ideal uğruna! Bu memlekette tiyatronun yerleşmesi uğruna! Yazık ki bu arkadaşımız benim şahsımda gayeyi görememiş,bu intizam arzumu benim özel inadıma vermişti. O arkadaşın ısrarı karşısında, vapurların üç günden beri işlemediği, korkunç bir fırtınanın tipisi Boğaz'ı allak bullak ettiği, karşı yaka ile hiçbir bağlantı kurulamadığı o gün, bir gece olsun tiyatroyu kapamamak için Kadıköy'de oturan müdürümüz Suphi Beyin muvafakatını almak üzere Galip'le ikimiz bir büyük sandala binerek yelkenle Kadıköy'e gitmek üzere ve epeyce de çok para vererek yola çıkmıştık. Tipiden bir metre ilerisi görülmüyordu. Bilmiyoruz ne kadar sürdü? Birden kendimizi Haydarpaşa mendireği önünde görünce Asya'yı keşfetmiş gibi olduk. Daha ileri gitmeye ne yelken ipinden eli kesilen sandalcının, ne de soğuktan donan bizim gücümüz kalmamıştı. Haydarpaşa'dan güçlükle Bahariye'ye bilmem kaç saatte yürüdük.

Müdürün evine geldiğimiz zaman, bizi tımarhaneden kaçmış deli gibi karşıladılar ve bir daha da geriye dönmeye bırakmadılar, zaten dönüş için vasıta da yoktu. Ve böylelikle o gece fırınlar gibi tiyatro da kapandı ve İstanbul ekmeksiz ve oyunsuz kaldı.

2
Altı yıl önce Şehir Tiyatrosu’na dönünce, o zamanın Belediye Başkanı Sayın Kemal Aygün'den Kadıköy gibi yarı İstanbul kalabalığındaki bir semtte tiyatro bulunmamasından yana yakıla bahsetmiştim. Bir yıldırım süratiyle hemen orada bir düğün salonu küçük bir tiyatro haline kondu ve beş yıldır da her gece halka kapılarını açarak "Burada sizleri bekliyorum" diyordu.

Bu yıl Kadıköy Tiyatrosu, sahibiyle aradaki kira anlaşmazlığı yüzünden kapandı. Evet kapandı. Yanlış okumuyorsunuz...

Kadıköy'den Pendik'e kadar uzanan bir semtin tek tiyatrosu kapandı. Bütün bir mevsim için Kadıköy tarafı tiyatrosuz kaldı.

3
Beyler,paşalar, ağalar; baylar, bayanlar, partililer, partisizler, bir tiyatro gözümüzün önünde kapanıyor da kimsenin kılı kıpırdamıyor. Kapanan meyhane değil, kumarhane değil, batakhane değil, yirminci yüzyılın tek eğitim aracı, biricik sanat yuvası olan tiyatro!
Bu yakada oturanların adı, İstanbul'un kreması diye çıkmıştır. Okumuşlar, gezmişler, görmüşler, okuduklarını, gezdiklerini, gördüklerini övütmüşler hep orada otururlar. Ne olur, bunlardan biri çıksa da, elbet bir vekilleri vardır, onun aracılığıyla sorsalar, niçin bir tiyatro kapandı diye araştırsalar, tiyatro istiyoruz diye bağırsalar, çağırsalar, yürüyüş yapsalar, sorumlu kişileri arasalar, kendilerinden esirgenen bu insanlık zevkini, bu medeni eğlenceyi ellerinden alanların yakasına yapışsalar!

4
Tısssss! Bir dudak bükme, bir omuz silkme, bir adam sende! Bir bana ne!


5
Yıllardır Eyüp'te, Zeytinburnu'nda, Gültepe'de birer tiyatro açmak amacındaydım. Geçen yıl genç rejisörlerimizden Beklan Algan, Zeytinburnu'nu alt üst ederek nihayet Bozkurt İlkokulu'nda uygun bir salon buldu.

Orayı 140 kişilik bir tiyatro haline soktuk ve bu mevsim başında açtık. Şimdi her gece oyun veriliyor orda. Orada bir tiyatro açıldı.

Kadıköy'de bir tiyatro kapandı, Zeytinburnu'nda bir tiyatro açıldı. Bir adım geri, bir adım ileri. Bir adım geri, Bir adım ileri.

Bizim 2500 yıl önce yola çıkan Thespis kervanına niçin yetişemediğimizin parlak bir örneği: Bir adım geri, bir adım ileri!

Şimdi, korkunç bir kışta bir gece tiyatroyu kapatmak için ölümü bile göze aldığımızı ne kadar gülünç ne kadar çocukça buluyorum.
Bütün bir mevsim Kadıköy Tiyatrosu kapanıyor da kimsenin kılı kıpırdamıyor.

İstanbul Şehir Tiyatroları Yayın Organı Türk Tiyatrosu Dergisi’nin 1965 yılı Kasım-Aralık sayısından.

Kaynak: http://www.gazeteport.com.tr/KULTUR_SANAT/NEWS1/GP_075897

Kongre değil IMF Vadisi

22/09/2007
Eylem Lodos
Harbiye Kongre Vadisi Projesi’nin onaylanması uzmanlarca tepki ile karşılandı.
IMF 2009 toplantısı için Harbiye’den Dolmabahçe’ye kadar uzanan alanı “Harbiye Kongre Vadisi” adı altında yüksek yapılaşmaya açacak projenin, İstanbul 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca onaylanması tepki ile karşılandı. 5 ay önce aynı alanı sit alanı ilan eden Koruma Kurulu’nun bu kararını eleştiren uzmanlar, projenin uygulanması halinde İstanbul’un doğal, kültürel ve tarihi dokusunun zarar göreceğine dikkat çekti.
5 ay önce sit alanıydı
Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) 6-7 Ekim 2009’da İstanbul’da gerçekleştireceği toplantı için hazırlanan “Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi”, İstanbul 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından geçtiğimiz günlerde onaylandı.
Kurul, aynı alan içindeki; aralarında Hilton Oteli, Taşkışla binası, Radyoevi, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, Lütfi kırdar Spor Sarayı, Tarihi Harbiye Mektebi, Demokrasi Parkı içindeki yapı ve yapı kalıntıları, Küçük Çiftlik yapıları, havuz ve bahçeleri ile Dolmabahçe Sarayı’nı aydınlatması için yapılmış olan Dolmabahçe Gazometresi’ni de içine alan bölgeyi, tarihi ve kentsel sit alanı ilan ederek koruma altına almıştı. Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanarak ihaleye çıkartılan proje ise Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun yıkılması yanında, 110 bin metrekarelik alanda yoğun yapılaşma getiriyor.
‘AKP’nin baskısıyla onaylandı’
Kurul onayını kaygı verici olarak nitelendiren Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Eyüp Muhcu, kurulun projeyi baskı sonucu onayladığını iddia etti. Gazetemize konuşan Muhcu, “AKP, Koruma Kurulu’nun savunmadığı bir projeyi baskı yaparak onaylatmak yoluna gitmiştir. Koruma Kurulu üzerinde birkaç aydır yoğun bir baskı var. Sivil, demokratik kuruluşlar üzerinde de yoğun baskı artarak devam ediyor. Bu hepimizi kaygılandırıyor” şeklinde konuştu. Muhcu, sit ilan edilen 110 bin metrekareyi aşan alanda kongre, turizm, ticaret fonksiyonlu inşaat yapılacak olmasına tepki gösterdi. Projenin iptal edilmesi gerektiğini vurgulayan Muhcu, aksi takdirde İstanbul’un doğal, tarihi, kültürel ve kimlik değerlerinin zarar göreceğini vurguladı. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmadan restore edilmesinin gerektiğine işaret eden Muhcu, bölgenin özgün topografyasının inşaatlarla büyük ölçüde tahrip olacağını ifade etti. Harbiye Kongre Vadisi’nin yapılmak istendiği alanda geçmişteki yapılaşmalar nedeniyle bugünkü teknik altyapının, bölgedeki donatı alanlarının, yeşil alanların ve ulaşımın yetersiz hale geldiğini bildiren Muhcu, bölgede bir kaosun oluştuğunun ve bu proje gerçekleşirse bu kaosun katlanarak artacağının altını çizdi.
Dava açılmıştı
Aralarında Mimarlar Odası, İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi Başkanı Üstün Akmen ve Ressam Bedri Baykam gibi isimlerin de bulunduğu kurum ve aydınlar, Harbiye Vadisi Projesi’nin iptali için dava açmışlardı. IMF için “bölgedeki tüm doğal ve kültürel yapının, yok edilerek yüksek yoğunlukla yapılaşmaya açıldığının” belirtildiği dava gerekçesinde, “Dolmabahçe Vadisi’nin tepe noktasını tarihi, kültürel, doğal ve ekolojik yapısı ile tamamen ortadan kaldıran devasa yapılaşma getiren proje”, bir doğa ve topografya katliamı olarak nitelendirildi. Vadinin bir bir doğa, ekoloji ve kültür ayıbı haline getirileceğine işaret edilerek, “İstanbul’un göz bebeği olan bir coğrafya ve kent parçasını, bir daha geri kazanılamayacak şekilde ortadan kaldıran ve bu alanda yer alan diğer doğal, kültürel ve tarihi değerlerin yok edilmesine de emsal teşkil edecek” projenin iptali istendi. (İstanbul/EVRENSEL)

Turizm rantı ağır bastı
Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Tanyeli, kararın büyük ölçüde turizmcilerin talepleri doğrultusunda alındığını söyleyerek, İstanbul’un merkez kesiminin kongre turizmine tahsis edilmesinin dünyada görülmediğini belirtti. Tanyeli, İstanbul’dan çok daha fazla turist çeken Newyork, Londra, Paris gibi kentlerde bile böylesi bir örnek görülmediğini vurguladı. Prof. Dr. Tanyeli, bölgenin sit alanı ilan edilmesinin de koruma için yeterli olmadığını söyledi.

Yeraltında 83 bin metrekare inşaat
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırlattığı projeye göre Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yıkılarak yerine yeni bir tiyatro inşa edilecek. Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Rumeli Salonu, Hilton Convention Center ve Gümüş Caddesi, Harbiye Orduevi ve Askeri Müze ile Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu ve Taşkışla Caddesi arasında kalan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi mülkiyetinde olan Şişli’deki 17 bin metrekarelik alanı kapsayan projede, toplam inşaat alanı 83 bin 695 metrekare olacak. Projede, araç trafiği Taşkışla Caddesi Rumeli Salonu’nun ön kısmından itibaren yeraltına alınarak Hilton Convetion Center hizasında yüzeye çıkarılacak. Açıkhava Tiyatrosu’nun üzerinin kapatılmayacağını savunan belediye, inşaat sınırına giren ağaçların, taşınacağını açıkladı.

Kaynak: http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=17459

Alkışlarla, Kongre Vadisi..

Hıncal Uluç
uluch@sabah.com.tr
KADİR Topbaş'ı yürekten kutlarım.. Sahiplendiği, ısrar ettiği ve başardığı için..
İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun da tüm üyelerini alınlarından öperim, tutuculuk yapmadıkları, çağdaşlığa, gelişmeye, İstanbul insanına daha layık hizmet vermeye yol açtıkları, izin verdikleri için..
Kültür varlıkları açısından dünyanın en zavallı metropolünde yaşıyoruz.
Bir Allahlık AKM var.. Birazcık Lütfi Kırdar.. Az da Cemal Reşit Rey..
Ötesi ancak kendi çevresine yetecek, mahalli yapılar..

Ayazağa'daki Kongre ve Kültür Sitesi'ni, Bülent Ecevit ve İstemihan Talay durdurdular. Kırk akıllı çıkaramadı sonuç. Şimdi Hüsnü Özyeğin tamamlayacakmış. İnşallah..
Bu Kültür fakiri, ama, 2010 Dünya Kültür Merkezi İstanbul için, bulunmaz bir kısmet, bir mucize, bir pırlanta, Kongre vadisi..

Bir tiyatro değil, bir leş Muhsin Ertuğrul'la, yazın birkaç gece kullanılabilen Açıkhava arasında kalan, Lütfi Kırdar ve altındaki Rumeli Salonları'nı da içeren bölgeyi "Bir Kongre Vadisi" yapmak üzere kolları sıvadı Topbaş..

Müthiş bir proje yapıldı.. Çağdaş.. Pırıl pırıl.. İşlevsel.. Gurur verici.. Elin gavurunu alıp "Bakın, bizde de bu var" diye gururla götürebileceğimiz "Nihayet" bir Cumhuriyet eseri..
Ama her kentin "Istemezükçüleri" var ya.. "Yapmam.. Yaptırmam" diyenleri var ya.. Her türlü gelişmeyi önlemek için ellerinden gelen güçle çırpınanları var ya.. Bir de üstelik, kendilerine "Sivil toplumcu.. Sanatçı.. Entel" diyenler üstelik..

O leş Muhsin Ertuğrul, o 365 günün 300'ünde boş duran Açıkhava'ya sahip çıkıp, bu yeni bin yıla yakışan projeyi engellemeye kalktılar.. Hâlâ da uğraşıyorlar ya..
Buradaki 17 bin metrekarelik alanda, çoğu yeraltında, 83 bin metre karelik inşaat yapılacak.
1525 metrekarelik Muhsin Ertuğrul leşi, 3500 metrekareye çıkacak.. Altısı yeraltında, otoparklarıyla 11 kat olacak bu çağdaş mimari eseri, bir utanç merkezi olmaktan çıkıp, Muhsin Ertuğrul'un anıtsal adına yaraşır bir yapıya dönüşecek sonunda.
Lütfi Kırdar ile Açıkhava arasında kalan cadde yeraltına inecek. Yöre, açık hava parkları, kafeleriyle tam bir dolaşma ve dinlenme yeri olacak, ayni zamanda, trafiğin kirliliği, gürültüsü, tacizi ve tehlikesinden uzak.

Yeraltında, dört tane daha çok amaçlı salon, bin araçlık otopark ve bin ofis inşa edilecek.
Olağanüstü bir proje bu. Kadir Topbaş sadece bu projeyle İstanbul'a imzasını atabilir, başka hiçbir şey yapmasa bile.. O kadar güzel, o kadar anlamlı, o kadar işlevli.. O kadar kültüre, sanata ve insana dönük.. 2009'da bitecek.
Bir kez daha yürekten kutluyorum.
Yapanları.. Arkasında duranları.. İzin verenleri..

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/2007/09/22/haber,281E7A0086F54C77A90507E6ECEF7CC9

Bir Oyuncu Ağlıyor, Muhsin Ertuğrul Yıkılıyor

22.09.2007
Atilla Birkiye

Genç bir oyuncu, ağlıyor; sahnede değil, bir kafede, insanların arasında. Bir metnin gereği değil, gözyaşları ile öfkesi. Bir durumun sonucu; bir çaresizliğin ama öte yandan bir isyanın, aynı zamanda da bir kararlılığın ifadesi; hepsi birlikte, işte.
Sanki Cahide Sonku’dan, Nevin Seval'den el almış; 1939 yılında Muhsin Bey, Romeo Juliet’i sergiliyor da, o sanki Cahide Sonku’nun balkon sahnesinde; ya da yıl 1948, sahnede Antonius ve Kleopatra sergileniyor, seyirci onun Nevin Seval'in gibi profiline hayran kalıyor. İstanbul Şehir Tiyatroları’nda, yani Muhsin Beyin tiyatrosunda...
Genç bir oyuncu “halimize” ağlıyor. Sonku’dan, Seval'den el almış, bu ülkede kadın oyuncu olmanın zorluğunu “yaşadıkları” ona öğretmiş. Türkiye’de tiyatro yapmanın, özellikle de halktaki “küçümsemeyi” bir kenara bırakalım, sanatçı ile erk arasındaki çelişkiyi ve “baskı”yı genç yaşında “yaşadıkları” öğretmiş!

Sonunda yıkılıyor!
İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu (yani Harbiye binası) yıkılıyor! Birkaç ay önce bu köşede bu konuyu da ilgilendiren bir yazı yazmıştım. Biraz “temcit pilavı” gibi olacak ama, o yazıdan (7 Nisan 2007) bir bölümü alıntılayalım:
“Darülbedayi’nin yaklaşık yüz yıllık geçmişi var. Öncelikle bir ‘okul’ kimliğiyle 1914’te Saraçhane’deki Letafet Apartımanı’nda açılan bu kurum çeşitli serüvenlerden sonra 1970’te şimdiki Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi adlı binaya geçiyor (Sümerbank’ın eski bir sergi salonu kurum için yeniden düzenlenmiş). İstanbul Şehir Tiyatrosu adını da 1934’te almış olan kuruma (ve de tiyatromuza) Muhsin Ertuğrul’un katkıları çok büyüktür.
“Şimdilerde de bu yapı, ‘Kongre Vadisi Projesi’ dolayısıyla yıkılacakmış! (Vadi dediğiniz yeşil olur!) Gerek Muhsin Ertuğrul’un adıyla gerekse kurumla simgeleşmiş, özdeşleşmiş bu yapıyı yıkmanın hangi haklı gerekçeleri olabilir?”
***
Darülbedayi dolayısıyla İstanbul Şehir Tiyatroları, bir çeşit “konservatuar” olarak kuruluyor. Bu 2. Meşrutiyet sonrasındaki moderleşme projesinin bir parçası. Kuşkusuz ki bu “geçiş” (dönüşüm) belki ağır ve yumuşak bir geçiş. Öte yandan Darülbedayi’nin kuruluşuna, dönem için cesur bir atım, yenilik diyebiliriz.
Onun dışında şimdiki binanın adı Muhsin Ertuğrul. Yani tiyatromuza ve sinemamıza çok önemli katkıları olan biri. Belki biraz daha açmak gerek, “oyunculuk”, reji”, sahneleme” vb. sahneye ilişkin teknik, estetik kavramanları yerleşmesinde öncülük etmiş, çok önemli bir “sanat kişisi”!

Şehir Tiyatroları Müdürlüğü’ne Büyükşehir Yapı İşleri Müdürü Abdurrahman Atmaca imzalı ve Şehir Tiyatroları Müdürlüğü’ne gönderilmiş 17 Eylül tarihli bir yazı var elimde:
“Şehir Tiyatroları Müdürlüğü ve Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun konumlandığı bölgede yapılacak olan ‘Harbiye Kongre merkezi İnşaatı’ işine Ekim 2007 tarihinde başlanacaktır.
“Bu itibarla Şehir Tiyatroları Müdürlüğü binası ile Muhsin Ertuğrul Tiyatro binasının bir an evvel boşaltılması gerekmektedir.
“Bilgi ve gereğini arz ederim.”
Artık iş kesinleşmiş ve yıllardır hizmet veren bina yıkılacak. Başkan, Şehir Tiyatroları’nı sahnesiz bırakmayacağım diyor. (Nereye gidecekler; onca insan ve onca “şey”. İstanbul’da doğru dürüst sahne var mı?) Yeni projede yani “kongre vadisi” (yeşil olacağı anlaşılıyor) kapsamındaki yapılar içinde Muhsin Ertuğrul adıyla tiyatro salonunun korunduğu, seyirci kapasitesinin arttığı görülüyor. (“Harbiye Yeraltına İnecek”, Radikal, 20 Eylül, s.4)
[Tiyatro binası yapmak çok “özel” bir iştir. Nice ünlü mimar yapmıştır da sonradan çok ciddi teknik sorunlar çıkmıştır. Bu, özellikle unutulmamalı. “Gerçek” uzmanların özellikle de yönetmenlerin düşüncesi alınmalı.]
Bu konuda farklı görüşler var, doğal olarak. Yıkılsın, deniyor; çünkü güzelleşecek, “modern”leşecek, daha iyi olacak vb. Öte yandan da bir geleneği sürdürenler, “ortada kaldık” diyenler, var. Tabii ki bu proje bir “rant” meselesi, birileri buradan “nema”lanacak vb. bir durum da var. Bu tür kentsel dönüşüm projeleri niye Gaziosmanpaşa’da, Ümraniye’de ya da Maltepe’de yapılmıyor diyenler de!

Son durum
Bir başka konu ise son yıllarda Şehir Tiyatroları’nın kötü yönetildiği, geleneğine yakışmayan oyunların sergilendiği yönünde. (Kurumda özveriyle çalışan, kurumun geçmişini, değerlerini sahiplenip korumaya uğraşan sanatçıların varlığını göz ardı etmeyelim!) Bu da, doğrusunu söylemek gerekirse Refah Partisi’nin Büyükşehir Belediyesi’ni kazanmasıyla yani Tayyip Erdoğan’ın Başkan olmasıyla (sanırım 1994 yerel seçimleri) başladı.
Son sanat yönetmeninin yapıp-etmeleri, serüvenleri, yönetim biçimi İstanbul “kulis”lerinde yıllardır konuşulur oldu. Belediye’ye bağlı Kültür İşleri AŞ, Şehir Tiyatroları’nı “yönetir” oldu; sanat yönetmenliği adeta “memurluk” düzeyine indi. Gerçi Belediye’nin böylesine müdehalesi (düzenlemesi) Nuretin Sözen döneminde başlamıştı ya, o da bir başka mesele!
***
Genç oyuncu, tüm duygusallığıyla yaklaşıyor, kalbiyle yaklaşıyor bu “yıkıma”. Gözyaşlarını ve öfkesini tutamıyor.
İyi mi oluyor, kötü mü oluyor doğrusu pek karar verememekle birlikte, bu projenin kentin öncelikli gereksinimi olduğunu düşünmüyorum! Ama, her zamanki gibi birilerine kim acaba onlar! “iş” alanı doğuyor…

Kaynak: http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=78854&KOS_KOD=55&ForArsiv=1

20 Eylül 2007 Perşembe

Harbiye Kongre Vadisi'ne Onay Çıktı

20.09.2007
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Harbiye Kongre Vadisi'ne Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'nun Onay Verdiğini Söyledi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Harbiye Kongre Vadisi’ne Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nun onay verdiğini söyledi.

6-7 Ekim 2009’da İstanbul’da yapılacak Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) 2009 Yılı Guvernörler Toplantısı için tasarlanan Harbiye Kongre Vadisi’nde sona gelindi. Büyükşehir Belediyesi Harbiye Kongre Vadisi için kısa süre içinde ilk kazmayı vuracak. Toplam 83 bin 700 metrekare inşaat alanının nerdeyse tamamı yerin altına yapılacak. Yer üstünde sadece Muhsin Ertuğrul Sahnesi yapılacak. Mevcut tiyatro binasının yüksekliğini geçemeyecek yeni tiyatro binasının seyirci kapasitesi 600’den 700’e çıkarılacak. Tiyatro alanı iki katına çıkartılırken, idare binası küçültülecek. Harbiye Açık Hava Tiyatrosu aynen korunacak. Bölgedeki tüm yeşil alanlar korunacak, ancak inşaat sınırına giren ağaçlar raporlar doğrultusunda tekniğine uygun olarak taşınacak. Yerin altında bin ofis, yaklaşık 1000 araçlık otopark, çok amaçlı salonlar, kafeteryalar yer alacak.
http://www.haberler.com/harbiye-kongre-vadisi-ne-onay-cikti-haberi/

Muhsin Ertuğrul Sahnesi Yıkılıyor

20 Eylül, 2007
İstanbul'da 'Harbiye Kongre Vadisi Avan Projesi' hayata geçiriliyor. Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılıp yerine Lütfi Kırdar Kongre Binası ile uyumlu yeni bir bina yapılacak.

Proje, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi ve Rumeli Salonu, Hilton Convention Center ve Gümüş Caddesi, Harbiye Orduevi ve Askeri Müze, Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu ve Taşkışla Caddesi arasında kalan 17 bin metrekarelik alanı kapsıyor.

Toplam inşaat alanı ise 83 bin 695 metrekare. Yapılacak yeni tiyatro binasının 5 katı yer üstünde, 6 katı da yer altında inşa edilecek.

Mevcut binadaki 600 kişilik seyirci kapasitesi, yeni binada 696'ya çıkacak.
Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nun önünde bulunan alan da araç trafiğine kapatılıyor.
Bu alanda, sanatsal açık hava etkinlikleri için bir meydan oluşturulacak.

Kaynak: http://www.cnnturk.com/YASAM/DIGER/haber_detay.asp?PID=223&haberID=392379

Harbiye yeraltına inecek!



20/09/2007
İstanbul'un Harbiye semtinde 17 bin metrekarelik alanı kapsayan projede, Açık Hava Tiyatrosu (ortada) aynen korunuyor. Araç trafiği Lütfi Kırdar Rumeli Salonu'nun ön kısmından itibaren yeraltına inip Hilton'un önünden yukarı çıkacak.
Projeye onay çıktı; Harbiye, bir bölümü yeraltına inşa edilecek kongre vadisine dönüşüyor. Yeraltında araç trafiğinin yanı sıra salonlar, ofisler, kafeteryalar olacak. Üst kısım yayalara ve sanata açılacak. Muhsin Ertuğrul yıkılarak altı katı yeraltında 11 katlı yeni bir bina inşa edilecek

RADİKAL - İSTANBUL - Önemli kültür merkezlerini barındıran Harbiye 'iki katlı' olarak yeniden inşa edilecek. İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, 'Harbiye Kongre Vadisi' projesini onayladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bölgeyi sil baştan değiştirmek için önümüzdeki günlerde çalışmalara başlıyor. Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yıkılarak yeniden yapılacak, yeni tiyatro binası yerin altına doğru büyüyecek. Taşkışla Caddesi'ndeki trafik de yeraltına alınacak. Yeni vadinin 6-7 Ekim 2009'da yapılacak Dünya Bankası, IMF 2009 Yılı Guvernörler Toplantısı'na yetiştirilmesi planlanıyor.
İstanbul Metropolitan Planlama Merkezi uzmanlarının hazırladığı Harbiye Kongre Vadisi'nin projesi, Şişli ilçesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi mülkiyetinde olan ve Lütfi Kırdar Kongre Merkezi ve Rumeli Salonu, Hilton Convention Center ve Gümüş Caddesi, Harbiye Orduevi ve Askeri Müze, Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu ve Taşkışla Caddesi arasında kalan 17 bin metrekarelik alanı kapsıyor. Buradaki toplam 83 bin 695 metrekarelik inşaat alanının büyük çoğunluğu yerin altında olacak.

Tek bir yeni yapı olacak
Sadece Lütfi Kırdar Kongre Merkezi yüksekliğinde yeni bir yapı, yerüstünde inşa edilecek. Muhsin Ertuğrul Sahnesi'yle karşılaştırıldığında tiyatro alanı iki katına çıkartılırken, idare binası küçültülecek. Seyirci kapasitesi 600'den 700'e çıkarılacak. 1525 metrekarelik tiyatro, yeni projede 3 bin 500 metrekare üzerine yapılacak. Yeni tiyatro, beş katı yerüstünde, altı katı da yer-altında olmak üzere 11 kattan oluşacak.
Tiyatro binasının altında yapılacak altı katta da hem Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nu hem de Lütfi Kırdar Kongre Merkezini destekleyecek dört tane çok amaçlı salon, iki katta 759 araç kapasiteli kapalı otopark, kafeteryalar ve 1000 ofis bulunacak.
'Denize açılan bir konsept' olarak tasarlanan projede, ayrıca bir meydan oluşturulacak. Burası kent içinde kamuya açık her türlü sanatsal açık hava etkinlikleri ve festivallerin düzenlenebileceği bir dolaşım
alanı olacak. Bölgedeki Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu ise aynen korunacak. Açık Hava'nın önündeki yol tamamıyla yayalaştırılacak. Bu alanda sadece acil durumlar için servis yolu bağlantısı yapılacak. Taşkışla Caddesi'nin bir kısmı yeraltına alınacak. Araç trafiği Taşkışla Caddesi Lütfi Kırdar Rumeli Salonu ön kısmından itibaren yer-altına alınacak. Araçlar, Hilton Convention Center hizasından yüzeye çıkacak.
Bölgedeki tüm yeşil alanlar korunacak, ancak inşaat sınırına giren ağaçlar tekniğine uygun olarak taşınacak. Yerin altında 1000 ofis, yaklaşık 1000 araçlık otopark, çok amaçlı salonlar, simültane çeviri odaları, teknik odalar, kafeteryalar yer alacak. Zemin altında yapılacak çok amaçlı salonlar ile Lütfi Kırdar Kongre Salonu'na bağlantı holü yapılacak. Taşkışla'daki Osmanlı Çeşmesi de restore edilecek.

Harbiye Kongre Vadisi’ne ilk kazma vuruluyor…




20 Eylül 2007
Başkan Topbaş, Harbiye Kongre Vadisi Projesi’ne Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nun onay verdiğini açıkladı. Projeyle yenilenecek Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin altında ofis ve çok amaçlı salonlar ile otopark yer alacak.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “Harbiye Kongre Vadisi Avan Projesi”nin İstanbul 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından onaylandığını açıkladı. 6–7 Ekim 2009’da İstanbul’da yapılacak Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) 2009 Yılı Guvernörler Toplantısı için tasarlanan Harbiye Kongre Vadisi’nde sona gelindi.
Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi’nce (İMP) hazırlanan ve Koruma Kurulu tarafından onaylanan “Muhsin Ertuğrul Tiyatrosuna Bağlı Sanatsal Faaliyetler-Çok Amaçlı Salonlar Alternatifli Mimari Öneri Projesi” kapsamında, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yıkılarak yerine Lütfi Kırdar Kongre Binası ile uyumlu ve bu yüksekliği aşmayacak yeni bir tiyatro inşa edilecek. Büyükşehir Belediyesi, avan projenin onaylanmasının ardından uygulama projesini Kurul’a sunarak Harbiye Kongre Vadisi için ilk kazmayı vuracak.

Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Rumeli Salonu, Hilton Convention Center ve Gümüş Caddesi, Harbiye Orduevi ve Askeri Müze ile Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu ve Taşkışla Caddesi arasında kalan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi mülkiyetinde olan Şişli’deki 17 bin metrekarelik alanı kapsayan projede toplam inşaat alanı 83 bin 695 metrekare olacak.
Projede yapıların çoğu yeraltında olacak…

Yapılacak yeni tiyatro binası 5 katı yer üstünde, 6 katı da yeraltında olmak üzere 11 kattan oluşacak. Mevcut binadaki yönetim birimleri başka bir yere taşınacak. Eski binanın oturduğu 1525 metrekarelik inşaat alanı yeni binada 3 bin 500 metrekare olacak. Mevcut binadaki 600 kişilik seyirci kapasitesi de yeni binada 696’ya çıkarılacak.
Yeni tiyatro binasında zemin dahil üst katlarında 6 sanatçı odası, 368 metrekarelik fuaye alanı, ses, ışık kontrol, sahne ve sahne arkası oyuncular için lobi, prova odası ve diğer teknik birimler yer alacak. Tiyatro binasının altında yapılacak 6 katta da hem Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nu hem de Lütfi Kırdar Kongre Merkezini destekleyecek 4 tane çok amaçlı salon, 2 katta 759 araç kapasiteli kapalı otopark, kafeteryalar ve bin ofis bulunacak. “Denize açılan bir konsept” olarak tasarlanan projede, bölgede her türlü etkinliğin yapılabileceği bir meydan da oluşturulacak. Harbiye Açık Hava Tiyatrosu aynen korunacak.
Yolun bir kısmı da yeraltına alınıyor…

Projede, araç trafiği Taşkışla Caddesi Rumeli Salonunun ön kısmından itibaren yeraltına alınarak Hilton Convetion Center hizasında yüzeye çıkarılacak. Böylece Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nun önünde bulunan alan, araç trafiğine kapatılarak tamamen yayalaştırılmış yeni bir meydan oluşturulacak. Bu alanda sadece acil durumlar için servis yolu bağlantısı yapılacak. Oluşturulacak meydan, kent içinde kamuya açık her türlü sanatsal açık hava etkinlikleri ve festivallerin düzenlenebileceği bir dolaşım alanı olacak.
Taşkışla Caddesi üzerindeki trafik akışı yine çift yönlü olarak çalışacak. Rumeli Salonuna ulaşımın bağımsız hale getirildiği projede, tünel üzerinde araçlara dönüş verilerek tekrar Taşkışla Caddesi’ne katılım sağlanacak. Üst meydan kotunda yer alan Gümüş Caddesi, Lütfi Kırdar ile Hilton arasında sadece servis yolu işlevini yüklenecek ve bunun dışında alan tamamen yayaların kullanımına ayrılacak.

Bölgenin silueti korunacak…
Projede yapı alanının büyük bir kısmının yeraltında yapılacak olması nedeniyle siluet etkisi korunacak ve bu meydana en büyük katkıya yapacak olan Açıkhava Tiyatrosu’nun üzeri kapatılmayarak yapı mevcut kullanım amacına uygun olarak hizmet vermeye devam edecek.
Öte yandan, Taşkışla Caddesi üzerinde yer alan Osmanlı Çeşmesi, orijinal haliyle tekrar kendi alanına kazandırılacak. Üst meydan ile özdeşleşen heykeltıraş Prof. Hakkı Karayiğitoğlu’nun eseri de Lütfi Kırdar Kongre Merkezi yapı aksı ile Açıkhava Tiyatrosu aksının kesişme noktasına konumlandırılacak.
Yeşil bant da korunuyor…
Açık Hava Tiyatrosu önünde oluşturulacak meydan ile üst kottaki Muhsin Ertuğrul Tiyatrosunu da içine alan meydan arasındaki yeşil bant korunacak. Ancak, inşaat faaliyetleri sırasında inşaat sınırına giren ağaçlar, hazırlanan raporlar doğrultusunda ve tekniğine uygun olarak buradan taşınacak.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bu alan proje doğrultusunda hazırlanacak uygulama projesini de İstanbul 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun onayına sunacak. Hazine Müsteşarlığı’nın Harbiye Kongre Vadisi’nin 2009 yılında İstanbul’da yapılacak olan IMF Guvernörler Toplantısı’na yetiştirilmesini istemesi nedeniyle projenin uygulanmasına en kısa sürede başlanacak.

Kaynak: http://www.kultursanat.org/haber/haberid-323.html