24.04.2007
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni yıkmayı planlayan Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yetkilileri kendilerine danışman olarak ünlü tiyatrocu Kenan Işık'ı seçmişti.
Ancak sanatçılarla bakanlık arasında köprü vazifesi kurması beklenen Işık, zor günler geçiriyor. Sahnenin yıkılarak yeniden inşa edilmesine karşı çıkan tiyatrocu arkadaşlarıyla, Bakanlık yetkilileri arasında kalan Işık, yeniden yapımı destekleyip desteklememek konusunda kararsız kaldığını söylüyor.
Tutumu netleşmedi
İçinde yetiştiği Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde son olarak 'Ölümsüz Öykü' adlı oyunu sahneye koyan Işık şöyle konuşuyor: "Bakanlığın projelerini görevime başladıktan sonra değerlendireceğim. Ne yapılacağını bilmeden yıkımla ilgili yorumda bulunamam.
Kaynak: http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/24/gny/haber,72A1424FC473423F99567933652D6208
İletişim
muhsinertugrulsahnesi@gmail.com
İçindekiler
24 Nisan 2007 Salı
17 Nisan 2007 Salı
'Kongre Vadisi, SİT alanı kurallarına göre yapılacak'
17 Nisan 2007
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Harbiye'deki Kongre Vadisi'nin SİT alanı ilan edilmesi kararının, söz konusu alana çivi çakılamayacağı anlamına gelmediğini, çalışmaların SİT alanı kuralları içinde yapılacağını söyledi.
Harbiye'nin büyük bir kongre vadisine dönüştürülmesi ve bölgede modern kültür merkezleri inşa edilmesi planlanıyordu. Ancak geçtiğimiz hafta İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından bölgenin SİT alanı olması kararlaştırıldı ve bu karar onay için bakanlığa gönderildi. Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan, kararın ardından Zaman'a, 'oradaki hiçbir planın artık geçerli olmadığını, kendi kontrolleri olmadan burada hiçbir çalışma yapılamayacağını' açıkladı.
Bu gelişmeler üzerine Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, SİT alanlarının kendilerine göre kuralları olduğunu, ancak bunun 'çivi çakılamaz' anlamına gelmediğini söyledi. Projeyi yeni şartlara göre gerçekleştireceklerini belirten Topbaş, şöyle konuştu: "2 No'lu Kurul, bölgenin tamamını SİT ilanı yaptı. Tabii bu alanlardaki şartlara göre hareket edilecektir. Ancak bu hiçbir şey yapılamaz anlamına gelmez. Zaten kurul başkanı ile daha önceki görüşmelerimizde çalışmalarımızın bölgeyi rahatsız etmeyeceğini iletmiştik. Sanatçılarımıza da bu konunun detaylarını anlattık. Onlar da bu işin sandıkları gibi olmadığını anladı. Bizim daha zengin kongreler yapabilmek için böyle bir düzenleme yapmamız gerekiyor." İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, "Kongre alanı şehir merkezine yapılmasın" teklifine ise, "O zaman Olimpiyat Stadı'ndaki gibi yalnız kalırsınız. Oraya insanları götürmede zorluk çekersiniz." cevabını verdi.
Yasin Kılıç
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=528465
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Harbiye'deki Kongre Vadisi'nin SİT alanı ilan edilmesi kararının, söz konusu alana çivi çakılamayacağı anlamına gelmediğini, çalışmaların SİT alanı kuralları içinde yapılacağını söyledi.
Harbiye'nin büyük bir kongre vadisine dönüştürülmesi ve bölgede modern kültür merkezleri inşa edilmesi planlanıyordu. Ancak geçtiğimiz hafta İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından bölgenin SİT alanı olması kararlaştırıldı ve bu karar onay için bakanlığa gönderildi. Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan, kararın ardından Zaman'a, 'oradaki hiçbir planın artık geçerli olmadığını, kendi kontrolleri olmadan burada hiçbir çalışma yapılamayacağını' açıkladı.
Bu gelişmeler üzerine Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, SİT alanlarının kendilerine göre kuralları olduğunu, ancak bunun 'çivi çakılamaz' anlamına gelmediğini söyledi. Projeyi yeni şartlara göre gerçekleştireceklerini belirten Topbaş, şöyle konuştu: "2 No'lu Kurul, bölgenin tamamını SİT ilanı yaptı. Tabii bu alanlardaki şartlara göre hareket edilecektir. Ancak bu hiçbir şey yapılamaz anlamına gelmez. Zaten kurul başkanı ile daha önceki görüşmelerimizde çalışmalarımızın bölgeyi rahatsız etmeyeceğini iletmiştik. Sanatçılarımıza da bu konunun detaylarını anlattık. Onlar da bu işin sandıkları gibi olmadığını anladı. Bizim daha zengin kongreler yapabilmek için böyle bir düzenleme yapmamız gerekiyor." İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, "Kongre alanı şehir merkezine yapılmasın" teklifine ise, "O zaman Olimpiyat Stadı'ndaki gibi yalnız kalırsınız. Oraya insanları götürmede zorluk çekersiniz." cevabını verdi.
Yasin Kılıç
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=528465
16 Nisan 2007 Pazartesi
Koruma Kurulu Bölgeyi Sit Alani İlan Etti, Kongre Vadisi Projesi Rafa Kalkti
16/04/2007
İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun aldığı kararla, 2009’da yapılacak IMF toplantısı bahane edilerek aralarında Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve AKM’nin de bulunduğu binaların yıkılmasını öngören 'Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi' de rafa kalktı.
Sanatçılar ve toplumun çeşitli kesimlerini tepkilerine neden olan, aralarında İstanbul taksim’deki AKM Binası ile Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin de yer aldığı tarihi binaların yıkılmasına Anıtlar Kurulu ‘Dur’ dedi. Anıtlar Kurulu’nun aldığı kararla bölge SİT alanı ilan edilince, bölge için öngörülen yıkım da gerçekleşemeyecek.
Alınan karar ile Hilton Oteli, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve TRT dahil olmak üzere bölgenin tüm binaları tescillenmiş oldu. Buna göre 2009'da İstanbul'da yapılacak IMF toplantısı için başka bir yer bulunması gerekecek.
Yıkım da yapılamayacak, yeni yapılaşma da olmayacak
İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun; Taşkışla Divan Pastanesi'nden başlayarak Hilton Oteli, TRT binası, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Lütfi Kırdar Kongre Sarayı ve Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nu içine alan bölgeyi SİT alanı ilan etmesiyle burada yıkım ya da yeni bir yapılaşma gerçekleştirilemeyecek.
Karar, Divan Pastanesi'nden Dolmabahçe Küçük Çiftlik Parkı'na kadar çok geniş bir alanı kapsıyor.
Bakanlığın onayı bekleniyor
İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan, 1938'de yapılmış plandaki hatlara göre Harbiye bölgesindeki binaların zaten tescilli olduğunu söyledi.
Tapan "Bu bölgeye yeni binalar yapılamaz. Hilton ve çevresi olarak anılan bölgeyi tarihsel ve kentsel sit alanı ilan ettik. Müsvetteleri imzaladık. Bakanlığa gönderdik. Onaylanmasını bekliyoruz. Bir hafta sonra bakanlık onayı gelir ve bu bölge üzerindeki tartışmalar biter" dedi.
Amacımız bölgeyi koruma altına almaktır
Prof. Dr. Mete Tapan, SİT alanı olarak ilan ettikleri Harbiye bölgesi için pek çok proje düşünüldüğünü, ama oradaki hiçbir planın artık geçerli olmadığını söyledi.
Tapan "Koruma Kurulu'nun kontrolü dışında hiçbir çalışma yapılamaz. Bu kararı almadaki amacımız, bölgeyi koruma altına almak" dedi.
Proje rafa kalktı, IMF toplantısına yer aranacak
1 Nolu Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Zeynep Ahunbay'ın başvurusu üzerine Kurul'un çarşamba günkü toplantısında alınan kararla, Hilton Oteli, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve TRT dahil olmak üzere bölgenin tüm binaları tescillenmiş oldu. Kongre Vadisi rafa kalkacak
Kurulun aldığı kararın Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanmasıyla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, 2009'da İstanbul'da yapılacak Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) toplantılarına hazırlık amacıyla planladığı 'Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi' de rafa kalkmış olacak.
İhalesi bile yapılmış ama iptal edilmişti
Hilton Convention Center ile Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı arasını kapsayan proje alanı, arka tarafta Harbiye Askeri Müzesi'ne, ön tarafta da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu yeşil alanına kadar uzanıyordu. Bu alanda yapılması öngörülen değişiklikler ise şöyleydi: Muhsin Ertuğrul Tiyatro Sahnesi yıkılarak yerine kapasitesi, sahnesi ve yan mekânları daha büyük bir tiyatro binasının yapılması. Binanın 3 bin 500 kişilik salonunun çok amaçlı olarak kullanılabilmesinin sağlanması. İstanbul Şehir Tiyatrosu idari binaları yıkılarak, tiyatro yönetiminin başka bir yere taşınması. Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nun üstünün kapatılması. Radyo Evi'nin, müze haline getirilmesi.
2009 yılı Mart ayına kadar tamamlanması hedeflenen projenin ihalesi, 5 Nisan'da yapılmış, ancak teklif veren firmanın evrakının eksik olduğu gerekçesiyle yeni ihale, ileri bir tarihe ertelenmişti.
Topbaş: Karar, 'Harbiye’ye çivi çakılmayacak' anlamına gelmez
Bu arada 4. Dünya Belediye Başkanları Zirvesi'ne katılan İBB Başkanı Kadir Topbaş, medyada yer alan "Kongre Vadisi tehlikede, Harbiye'ye çivi çakılmayacak" şeklindeki haberleri değerlendirirken, kararın bölgeye çivi çakılmayacak anlamına gelmediğini söyledi.
SİT alanı kararına göre proje değiştirilecek
Topbaş, SİT alanlarının kendilerine göre kuralları bulunduğunu dile getirerek, kararın öngördüğü şartlara uygun olarak projenin yeniden düzenleneceğini ifade etti.
Kongre merkezi için "Seçtiğimiz adres doğru" diyen Topbaş, "O şartlara göre bir projelendirme yapacağız. Kararın SİT alanlarındaki anlayışa göre öngördüğü prensiplere göre yapılacaktır. Bir konsept proje geliştirdik. SİT alanlarının ön gördüğü şartlar doğrultusunda o proje düzenlencek ve yapılacak" şeklinde konuştu.
Kaynak: http://www.turizmgazetesi.com/news/news.aspx?id=35457
İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun aldığı kararla, 2009’da yapılacak IMF toplantısı bahane edilerek aralarında Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve AKM’nin de bulunduğu binaların yıkılmasını öngören 'Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi' de rafa kalktı.
Sanatçılar ve toplumun çeşitli kesimlerini tepkilerine neden olan, aralarında İstanbul taksim’deki AKM Binası ile Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin de yer aldığı tarihi binaların yıkılmasına Anıtlar Kurulu ‘Dur’ dedi. Anıtlar Kurulu’nun aldığı kararla bölge SİT alanı ilan edilince, bölge için öngörülen yıkım da gerçekleşemeyecek.
Alınan karar ile Hilton Oteli, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve TRT dahil olmak üzere bölgenin tüm binaları tescillenmiş oldu. Buna göre 2009'da İstanbul'da yapılacak IMF toplantısı için başka bir yer bulunması gerekecek.
Yıkım da yapılamayacak, yeni yapılaşma da olmayacak
İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun; Taşkışla Divan Pastanesi'nden başlayarak Hilton Oteli, TRT binası, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Lütfi Kırdar Kongre Sarayı ve Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nu içine alan bölgeyi SİT alanı ilan etmesiyle burada yıkım ya da yeni bir yapılaşma gerçekleştirilemeyecek.
Karar, Divan Pastanesi'nden Dolmabahçe Küçük Çiftlik Parkı'na kadar çok geniş bir alanı kapsıyor.
Bakanlığın onayı bekleniyor
İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan, 1938'de yapılmış plandaki hatlara göre Harbiye bölgesindeki binaların zaten tescilli olduğunu söyledi.
Tapan "Bu bölgeye yeni binalar yapılamaz. Hilton ve çevresi olarak anılan bölgeyi tarihsel ve kentsel sit alanı ilan ettik. Müsvetteleri imzaladık. Bakanlığa gönderdik. Onaylanmasını bekliyoruz. Bir hafta sonra bakanlık onayı gelir ve bu bölge üzerindeki tartışmalar biter" dedi.
Amacımız bölgeyi koruma altına almaktır
Prof. Dr. Mete Tapan, SİT alanı olarak ilan ettikleri Harbiye bölgesi için pek çok proje düşünüldüğünü, ama oradaki hiçbir planın artık geçerli olmadığını söyledi.
Tapan "Koruma Kurulu'nun kontrolü dışında hiçbir çalışma yapılamaz. Bu kararı almadaki amacımız, bölgeyi koruma altına almak" dedi.
Proje rafa kalktı, IMF toplantısına yer aranacak
1 Nolu Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Zeynep Ahunbay'ın başvurusu üzerine Kurul'un çarşamba günkü toplantısında alınan kararla, Hilton Oteli, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve TRT dahil olmak üzere bölgenin tüm binaları tescillenmiş oldu. Kongre Vadisi rafa kalkacak
Kurulun aldığı kararın Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanmasıyla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, 2009'da İstanbul'da yapılacak Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) toplantılarına hazırlık amacıyla planladığı 'Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi' de rafa kalkmış olacak.
İhalesi bile yapılmış ama iptal edilmişti
Hilton Convention Center ile Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı arasını kapsayan proje alanı, arka tarafta Harbiye Askeri Müzesi'ne, ön tarafta da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu yeşil alanına kadar uzanıyordu. Bu alanda yapılması öngörülen değişiklikler ise şöyleydi: Muhsin Ertuğrul Tiyatro Sahnesi yıkılarak yerine kapasitesi, sahnesi ve yan mekânları daha büyük bir tiyatro binasının yapılması. Binanın 3 bin 500 kişilik salonunun çok amaçlı olarak kullanılabilmesinin sağlanması. İstanbul Şehir Tiyatrosu idari binaları yıkılarak, tiyatro yönetiminin başka bir yere taşınması. Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nun üstünün kapatılması. Radyo Evi'nin, müze haline getirilmesi.
2009 yılı Mart ayına kadar tamamlanması hedeflenen projenin ihalesi, 5 Nisan'da yapılmış, ancak teklif veren firmanın evrakının eksik olduğu gerekçesiyle yeni ihale, ileri bir tarihe ertelenmişti.
Topbaş: Karar, 'Harbiye’ye çivi çakılmayacak' anlamına gelmez
Bu arada 4. Dünya Belediye Başkanları Zirvesi'ne katılan İBB Başkanı Kadir Topbaş, medyada yer alan "Kongre Vadisi tehlikede, Harbiye'ye çivi çakılmayacak" şeklindeki haberleri değerlendirirken, kararın bölgeye çivi çakılmayacak anlamına gelmediğini söyledi.
SİT alanı kararına göre proje değiştirilecek
Topbaş, SİT alanlarının kendilerine göre kuralları bulunduğunu dile getirerek, kararın öngördüğü şartlara uygun olarak projenin yeniden düzenleneceğini ifade etti.
Kongre merkezi için "Seçtiğimiz adres doğru" diyen Topbaş, "O şartlara göre bir projelendirme yapacağız. Kararın SİT alanlarındaki anlayışa göre öngördüğü prensiplere göre yapılacaktır. Bir konsept proje geliştirdik. SİT alanlarının ön gördüğü şartlar doğrultusunda o proje düzenlencek ve yapılacak" şeklinde konuştu.
Kaynak: http://www.turizmgazetesi.com/news/news.aspx?id=35457
14 Nisan 2007 Cumartesi
İstanbul’u yıkmak mı, onarmak mı?
14.04.2007
SELİM İLERİ
Atatürk Kültür Merkezi’nin, Açık Hava Tiyatrosu’nun, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin, bir de belki Radyoevi’nin yeniden düzenlenişi, ya da her birinden zamanın, hatıraların sökülüp alınışı. Ama niye? O, pek anlaşılamıyor. Uyarılar dinlenmiyor. Dilerim ki, kör bir inatlaşma başrolde değildir.
Geçen hafta, Tanpınar’ı ve Huzur’u unutmadım diyordum. Huzur’daki İstanbul’dan geriye ne kaldı, bir dökümünü çıkarsak diyordum. Böylesi dökümler, biliyorum ki, iç açıcı olmayacak. Ama ödeşmekte yarar var. Çünkü geriye kalanı kurtarmanın bir yolu da bu ödeşmelerden geçiyor.
Yirminci yüzyılın en büyük romancılarından Marcel Proust, Swann’ların Tarafı (Roza Hakmen’in çevirisi) aldı eserinde üç çan kulesi betimler. Anlatıcı yol almaktadır. Bu çan kuleleri her açı değişiminde ayrı bir görünüm edinir, gözü usul usul okşar:
“Ovaya konmuş üç kuş”, derken “üç altın direk”, derken “gökyüzüne çizilmiş üç çiçek”, en sonundaysa “yalnızlığa bırakılmış üç kız”…
Değerli yazarımız Tahsin Yücel, Anlatı Yerlemleri’nde, bu değişmece dizisinden yola çıkarak yaklaşmıştır Proust’un günümüze bile damga vuran eserine. Görünümdeki her yenileşme, ardı sıra, psikoloji üzerinde çok derin etkiler bırakır. Uçucu, kalıcı, düşsel, hüzün verici…
Hüzün verici: “yalnızlığa bırakılmış üç kız”… Bununla birlikte, göz yeniliklerin hepsinden hoşlanır; yolcu uzaklaşırken içi aydınlanır, bir ferahlık duygusuyla günbatımını, kızıl gökyüzünü, çan kulelerinin bir karaltı olarak silinişlerini alımlar.
Gözbağıyla sarmaş dolaş bu yenilik, yenilenme özlemi, bir yandan da, mimarisinde ‘tarih’, ‘anı’ değerleri aramış olmaktan kaynaklanıyor gibidir. Çan kuleleri yolcuya her an değişik görünse de, zamana bir meydan okuyuş söz konusudur.
Nitekim nice zaman geçecek, her şey hatıra olmuşken anlatıcı Kayıp Zamanın İzinde’yi yazmaya koyulacak, nihayet son eser Yakalanan Zaman’da üç çan kulesi yine yerli yerinde karşımıza çıkacak. Kimse yıkmamış, kimse yerle bir etmemiş. Tam tersine, uygar bir anlayışla korunmuş çan kuleleri.
Belki hemen Tanpınar’a başvurmalıyız. Fakat bu kez Huzur’a değil, Sahnenin Dışındakiler’e. Anlatıcı, “belediyemizin” kararıyla yıkılan evine pek aldırmaz. Gelgelelim “Yalnız bir şeye müteessir oldum” der. “Evimizin karşısında Elâgöz Mehmedefendi Camii de beraberce yol olmuş. Bu cami on yedinci asır başında yapılmış çok şirin bir eserdi. Fakat ayakta kalması, yıkılmaması için hiçbir gayrette bulunmadığıma göre bu teessürümden fazla bahsetmeye hakkım yok.”
İşte “İstanbul’u Yıkmak mı, Onarmak mı?”yı teessürümden, üzüntümden söz açmaya hakkım olsun diye yazıyorum…
Yahya Kemal, İstanbul’la, özellikle Boğaziçi’yle ilgili bir yazısında eski semtlerimizin her birinde ayrı bir ülke ve mevsim coğrafyası yaratılmak istendiğine değinir.
İstanbul, birbirinden o kadar farklı, hatta birbirinin karşıtı bu semtler, yöreler aracılığıyla, birçok mimariyi yan yana, iç içe sunar kentlisine. Göz daima oyalanır; düşünce, yenilikle karşılaştıkça bilenir, gönlün duyarlığı şu semtten o semte daima tazelenir.
Yahya Kemal’in dile getirdiği bu sonsuz canlanış, Abdülhak Şinasi’nin bütün eserini belirler. O da İstanbul’da, her köşede ayrı bir görünüm, ayrı bir iklim yakalar. Belki bu yüzden geçmiş yeniden yaşamaya koyulur. İstanbul bir zaman mucizesi yaratır.
Ne var ki, Abdülhak Şinasi İstanbul’un hızla değişmekte olduğunu da sezmiştir. Bütün o sözlerin, İstanbul’a dair yazıların, İstanbul peyzajının yitip gidişine tanık olmak… Rüya dinince, geriye yakınmak kalıyor. İşte Boğaziçi Mehtapları’ndan:
“Hâlâ daha, Boğaziçi sularındaki esrarlı mehtapları gördüğüm zaman, bilmem nasıl oluyor da, onları şimdiki neşesiz gözlerimle değil, kendilerini eskiden beraber görmüş olduğum annelerimin gözleriyle birlikte seyrediyormuşum ve onların hazlarını biraz daha temdid edebiliyormuşum gibi oluyor.”
Sanatçının yaşadığı İstanbul’a tutkusu, herhalde Tanpınar’ın Huzur’uyla birlikte son buluyor. Huzur İstanbul’un sona ermekte olduğunu da söyler. Biten, yalnızca Mümtaz’la Nuran’ın aşkı değildir.
Huzur’u okuduktan sonra, İstanbul’u biraz da o bakışla, romancının Mümtaz’da billûrlaşan bakışıyla görmeye çalışmıştım. Bir aşkın bir şehri nasıl bu kadar güzel gösterdiğini; sonra biten bir aşkın da çıplak gerçeklikle yüz yüze getirdiğini hissetmiştim.
Sonra, birçok ‘İstanbul yazarı’nın hep biten şeylerden söz açmış olduğunu öylece fark edecektim. Örnekse Malik Aksel. Çok değerli bir ressam olan Malik Aksel, çok değerli eserlerin yazarıdır aynı zamanda. Onun uçsuz bucaksız İstanbul hatıraları, İstanbul’un Ortası’nda derlenmiştir. Bu yapıtın yeni bir basımı yapıldı mı, bilmiyorum. Bendeki basım ne yazık ki hayli dersiz topsuzdur.
Malik Aksel kadirbilir bir ülkede yaşasaydı, İstanbul’un Ortası kimbilir nasıl özenli yayımlanırdı. Hele sanatçının, İstanbul hayatından suluboya resimleriyle bezenerek…
Aksel, İstanbul’un Ortası’nda bu şehrin özelliklerini, yapılarını, göreneklerini, efsanelerini, kişilerini alabildiğine alçakgönüllü söyleşilerle anlatır. Yalnızca yapılardan, mimari eserlerden iz sürün; son yüzyıl içinde İstanbul’u üstelik bayındırlık adına nasıl yıktığımız, yok ettiğimiz gözler önüne serilir. Aksel’in tatlı tatlı kaleme getirdiği o güzelim yapılar birer ikişer hayattan silinmiştir…
Malik Aksel’in yanı başında bir başka alçakgönüllü usta Süheyl Ünver’dir. Daha doğrusu, harikulâde resimlerindeki imzasıyla A. Süheyl Ünver. Yıldızlar Altında İstanbul’da ondan söz açmaya çalışmış ve bir peyzajını okurlarla paylaşmak istemiştim. O resmin altında şunlar yazılıydı: “Kalamış’ta 8. VII. 1953 akşamı böyle idi.” Ve devam ediyordu A. Süheyl Ünver:
“Belvü sahil gazinosu. Bu yer bugün mevcut ama 32 sene önceki o haz yok. 50 sene önce burada olan, devrinin Kalpso Oteli yok. Yalnız bölümlü yerlerin sıra ile damı görünüyor. Sağ başta, resimdeki gibi bir yeni köşk görmüştüm ki çizmişim. Ama o zamanın temiz havası yok. 32 sene önce bu civarda caddeye nazır, deniz gören köşkte (ki resimde görülmüyor) musikisi ile bizi yaşatan, beni arkadaşlığa kabul eden Münir Nurettin Selçuk’un hatırasını yaşatamadım. İşte bir “Belle vue”. Fikrimdeki bu resmin yalnız bu kısmı artık benim tek hatıram oldu. Buna razı olalım, yoksa bu da olamaz. Bu nâtamam hatıra daha başka ne ifade edebilirdi bilmem. Bu resim oturduğumuz yerin bir hatırası olabilirse ne mutlu bize! 1. VII. 1985”
Ünver’in şiirden ibaret çiziktirmesini ne zaman okusam için sızlıyor: Sonu gelmez yıkıp yok etmelere bir çığlık belki bu satırlar.
İstanbul’u yok ediyoruz. Bursa’yı, İzmir’i, Tokat’ı, Antalya’yı yok ediyoruz. Bodrum bugün tanınmaz bir Bodrum. Şehirlerimiz boyunca ne kadar yol alırsak alalım, Marcel Proust’un gördüklerini göremeyeceğiz. Tersine, hepsi de birbirine benzeyen, hepsi neredeyse bir örnek, en varlıklısına sunulmuşu bile dermeçatma, en lüksü en rüküş, çirkin yapılar, hatırası kalmamış şehirler, başta İstanbul!
Tarih bilincinden, kültürel süreklilikten sık sık söz açan kişiler, daha dün yerinde sapasağlam duran bir yapıyı, ertesi gün göremeyecek genç kuşakları bilinçsizlikle nasıl suçlayabilirler ki diye kendi kendime çok sormuşumdur.
Gelelim son günlerin trajik tartışmalarına: Atatürk Kültür Merkezi’nin, Açık Hava Tiyatrosu’nun, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin, bir de belki Radyoevi’nin yeniden düzenlenişi, ya da her birinden zamanın, hatıraların sökülüp alınışı. Ama niye? O, pek anlaşılamıyor. Uyarılar dinlenmiyor. Dilerim ki, kör bir inatlaşma başrolde değildir.
Ben Radyoevi’ni ve Açık Hava Tiyatrosu’nu çok severim. AKM’de ve Harbiye sahnesinde seyrettiğim güzel eserlerin hatıralarıyla o mekânlara da bağlıyımdır. Her birinin ayakta kalması, bugünkü işlevlerini sürdürmesi özlemimdir. Daha iyisini yapacağız boş hayaliyle onları yok etmeyelim.
Korumak ve onarmak güdülerinden, mimari eserlerinde bunca yoksun kalabilecek bir toplum, taş taş üstüne bırakmamaya yol alırken, çok daha kırılgan, dayanıksız insan ilişkilerinde nerelere sürüklenmez ki…
Kaynak: http://cumaertesi.zaman.com.tr/?bl=12&hn=4246
SELİM İLERİ
Atatürk Kültür Merkezi’nin, Açık Hava Tiyatrosu’nun, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin, bir de belki Radyoevi’nin yeniden düzenlenişi, ya da her birinden zamanın, hatıraların sökülüp alınışı. Ama niye? O, pek anlaşılamıyor. Uyarılar dinlenmiyor. Dilerim ki, kör bir inatlaşma başrolde değildir.
Geçen hafta, Tanpınar’ı ve Huzur’u unutmadım diyordum. Huzur’daki İstanbul’dan geriye ne kaldı, bir dökümünü çıkarsak diyordum. Böylesi dökümler, biliyorum ki, iç açıcı olmayacak. Ama ödeşmekte yarar var. Çünkü geriye kalanı kurtarmanın bir yolu da bu ödeşmelerden geçiyor.
Yirminci yüzyılın en büyük romancılarından Marcel Proust, Swann’ların Tarafı (Roza Hakmen’in çevirisi) aldı eserinde üç çan kulesi betimler. Anlatıcı yol almaktadır. Bu çan kuleleri her açı değişiminde ayrı bir görünüm edinir, gözü usul usul okşar:
“Ovaya konmuş üç kuş”, derken “üç altın direk”, derken “gökyüzüne çizilmiş üç çiçek”, en sonundaysa “yalnızlığa bırakılmış üç kız”…
Değerli yazarımız Tahsin Yücel, Anlatı Yerlemleri’nde, bu değişmece dizisinden yola çıkarak yaklaşmıştır Proust’un günümüze bile damga vuran eserine. Görünümdeki her yenileşme, ardı sıra, psikoloji üzerinde çok derin etkiler bırakır. Uçucu, kalıcı, düşsel, hüzün verici…
Hüzün verici: “yalnızlığa bırakılmış üç kız”… Bununla birlikte, göz yeniliklerin hepsinden hoşlanır; yolcu uzaklaşırken içi aydınlanır, bir ferahlık duygusuyla günbatımını, kızıl gökyüzünü, çan kulelerinin bir karaltı olarak silinişlerini alımlar.
Gözbağıyla sarmaş dolaş bu yenilik, yenilenme özlemi, bir yandan da, mimarisinde ‘tarih’, ‘anı’ değerleri aramış olmaktan kaynaklanıyor gibidir. Çan kuleleri yolcuya her an değişik görünse de, zamana bir meydan okuyuş söz konusudur.
Nitekim nice zaman geçecek, her şey hatıra olmuşken anlatıcı Kayıp Zamanın İzinde’yi yazmaya koyulacak, nihayet son eser Yakalanan Zaman’da üç çan kulesi yine yerli yerinde karşımıza çıkacak. Kimse yıkmamış, kimse yerle bir etmemiş. Tam tersine, uygar bir anlayışla korunmuş çan kuleleri.
Belki hemen Tanpınar’a başvurmalıyız. Fakat bu kez Huzur’a değil, Sahnenin Dışındakiler’e. Anlatıcı, “belediyemizin” kararıyla yıkılan evine pek aldırmaz. Gelgelelim “Yalnız bir şeye müteessir oldum” der. “Evimizin karşısında Elâgöz Mehmedefendi Camii de beraberce yol olmuş. Bu cami on yedinci asır başında yapılmış çok şirin bir eserdi. Fakat ayakta kalması, yıkılmaması için hiçbir gayrette bulunmadığıma göre bu teessürümden fazla bahsetmeye hakkım yok.”
İşte “İstanbul’u Yıkmak mı, Onarmak mı?”yı teessürümden, üzüntümden söz açmaya hakkım olsun diye yazıyorum…
Yahya Kemal, İstanbul’la, özellikle Boğaziçi’yle ilgili bir yazısında eski semtlerimizin her birinde ayrı bir ülke ve mevsim coğrafyası yaratılmak istendiğine değinir.
İstanbul, birbirinden o kadar farklı, hatta birbirinin karşıtı bu semtler, yöreler aracılığıyla, birçok mimariyi yan yana, iç içe sunar kentlisine. Göz daima oyalanır; düşünce, yenilikle karşılaştıkça bilenir, gönlün duyarlığı şu semtten o semte daima tazelenir.
Yahya Kemal’in dile getirdiği bu sonsuz canlanış, Abdülhak Şinasi’nin bütün eserini belirler. O da İstanbul’da, her köşede ayrı bir görünüm, ayrı bir iklim yakalar. Belki bu yüzden geçmiş yeniden yaşamaya koyulur. İstanbul bir zaman mucizesi yaratır.
Ne var ki, Abdülhak Şinasi İstanbul’un hızla değişmekte olduğunu da sezmiştir. Bütün o sözlerin, İstanbul’a dair yazıların, İstanbul peyzajının yitip gidişine tanık olmak… Rüya dinince, geriye yakınmak kalıyor. İşte Boğaziçi Mehtapları’ndan:
“Hâlâ daha, Boğaziçi sularındaki esrarlı mehtapları gördüğüm zaman, bilmem nasıl oluyor da, onları şimdiki neşesiz gözlerimle değil, kendilerini eskiden beraber görmüş olduğum annelerimin gözleriyle birlikte seyrediyormuşum ve onların hazlarını biraz daha temdid edebiliyormuşum gibi oluyor.”
Sanatçının yaşadığı İstanbul’a tutkusu, herhalde Tanpınar’ın Huzur’uyla birlikte son buluyor. Huzur İstanbul’un sona ermekte olduğunu da söyler. Biten, yalnızca Mümtaz’la Nuran’ın aşkı değildir.
Huzur’u okuduktan sonra, İstanbul’u biraz da o bakışla, romancının Mümtaz’da billûrlaşan bakışıyla görmeye çalışmıştım. Bir aşkın bir şehri nasıl bu kadar güzel gösterdiğini; sonra biten bir aşkın da çıplak gerçeklikle yüz yüze getirdiğini hissetmiştim.
Sonra, birçok ‘İstanbul yazarı’nın hep biten şeylerden söz açmış olduğunu öylece fark edecektim. Örnekse Malik Aksel. Çok değerli bir ressam olan Malik Aksel, çok değerli eserlerin yazarıdır aynı zamanda. Onun uçsuz bucaksız İstanbul hatıraları, İstanbul’un Ortası’nda derlenmiştir. Bu yapıtın yeni bir basımı yapıldı mı, bilmiyorum. Bendeki basım ne yazık ki hayli dersiz topsuzdur.
Malik Aksel kadirbilir bir ülkede yaşasaydı, İstanbul’un Ortası kimbilir nasıl özenli yayımlanırdı. Hele sanatçının, İstanbul hayatından suluboya resimleriyle bezenerek…
Aksel, İstanbul’un Ortası’nda bu şehrin özelliklerini, yapılarını, göreneklerini, efsanelerini, kişilerini alabildiğine alçakgönüllü söyleşilerle anlatır. Yalnızca yapılardan, mimari eserlerden iz sürün; son yüzyıl içinde İstanbul’u üstelik bayındırlık adına nasıl yıktığımız, yok ettiğimiz gözler önüne serilir. Aksel’in tatlı tatlı kaleme getirdiği o güzelim yapılar birer ikişer hayattan silinmiştir…
Malik Aksel’in yanı başında bir başka alçakgönüllü usta Süheyl Ünver’dir. Daha doğrusu, harikulâde resimlerindeki imzasıyla A. Süheyl Ünver. Yıldızlar Altında İstanbul’da ondan söz açmaya çalışmış ve bir peyzajını okurlarla paylaşmak istemiştim. O resmin altında şunlar yazılıydı: “Kalamış’ta 8. VII. 1953 akşamı böyle idi.” Ve devam ediyordu A. Süheyl Ünver:
“Belvü sahil gazinosu. Bu yer bugün mevcut ama 32 sene önceki o haz yok. 50 sene önce burada olan, devrinin Kalpso Oteli yok. Yalnız bölümlü yerlerin sıra ile damı görünüyor. Sağ başta, resimdeki gibi bir yeni köşk görmüştüm ki çizmişim. Ama o zamanın temiz havası yok. 32 sene önce bu civarda caddeye nazır, deniz gören köşkte (ki resimde görülmüyor) musikisi ile bizi yaşatan, beni arkadaşlığa kabul eden Münir Nurettin Selçuk’un hatırasını yaşatamadım. İşte bir “Belle vue”. Fikrimdeki bu resmin yalnız bu kısmı artık benim tek hatıram oldu. Buna razı olalım, yoksa bu da olamaz. Bu nâtamam hatıra daha başka ne ifade edebilirdi bilmem. Bu resim oturduğumuz yerin bir hatırası olabilirse ne mutlu bize! 1. VII. 1985”
Ünver’in şiirden ibaret çiziktirmesini ne zaman okusam için sızlıyor: Sonu gelmez yıkıp yok etmelere bir çığlık belki bu satırlar.
İstanbul’u yok ediyoruz. Bursa’yı, İzmir’i, Tokat’ı, Antalya’yı yok ediyoruz. Bodrum bugün tanınmaz bir Bodrum. Şehirlerimiz boyunca ne kadar yol alırsak alalım, Marcel Proust’un gördüklerini göremeyeceğiz. Tersine, hepsi de birbirine benzeyen, hepsi neredeyse bir örnek, en varlıklısına sunulmuşu bile dermeçatma, en lüksü en rüküş, çirkin yapılar, hatırası kalmamış şehirler, başta İstanbul!
Tarih bilincinden, kültürel süreklilikten sık sık söz açan kişiler, daha dün yerinde sapasağlam duran bir yapıyı, ertesi gün göremeyecek genç kuşakları bilinçsizlikle nasıl suçlayabilirler ki diye kendi kendime çok sormuşumdur.
Gelelim son günlerin trajik tartışmalarına: Atatürk Kültür Merkezi’nin, Açık Hava Tiyatrosu’nun, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin, bir de belki Radyoevi’nin yeniden düzenlenişi, ya da her birinden zamanın, hatıraların sökülüp alınışı. Ama niye? O, pek anlaşılamıyor. Uyarılar dinlenmiyor. Dilerim ki, kör bir inatlaşma başrolde değildir.
Ben Radyoevi’ni ve Açık Hava Tiyatrosu’nu çok severim. AKM’de ve Harbiye sahnesinde seyrettiğim güzel eserlerin hatıralarıyla o mekânlara da bağlıyımdır. Her birinin ayakta kalması, bugünkü işlevlerini sürdürmesi özlemimdir. Daha iyisini yapacağız boş hayaliyle onları yok etmeyelim.
Korumak ve onarmak güdülerinden, mimari eserlerinde bunca yoksun kalabilecek bir toplum, taş taş üstüne bırakmamaya yol alırken, çok daha kırılgan, dayanıksız insan ilişkilerinde nerelere sürüklenmez ki…
Kaynak: http://cumaertesi.zaman.com.tr/?bl=12&hn=4246
Kongre Vadisi tehlikede, Harbiye'ye çivi çakılamayacak
14 Nisan 2007
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Türkiye'nin kongre turizmi açısından önemli bir projeye hazırlanırken, çarşamba günü gelen bir karar, bütün hazırlıkları sekteye uğrattı.
Projeye göre Harbiye büyük bir kongre vadisine dönüştürülerek, bölgede modern kongre ve kültür merkezleri inşa edilecekti. Proje, Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Açık Hava Tiyatrosu gibi kurumları etkileyeceği için başta tiyatrocular olmak üzere sanat dünyasının tepkisiyle karşılaştı. Belediye, tiyatroculara yeni bir merkez gösterirken, anlaşma noktasına gelindi. Ancak İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, aldığı ani bir kararla tartışmalara yeni bir boyut getirdi. Kurul, Harbiye'yi tarihsel ve kentsel sit alanı ilan etti. Taşkışla Divan Pastanesi'nden başlayarak Hilton Oteli, TRT binası, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Lütfi Kırdar Kongre Sarayı ve Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nu içine alan bölgede yıkım ya da yeni bir yapılaşma gerçekleştirilemeyecek. Karar, Divan Pastanesi'nden Dolmabahçe Küçük Çiftlik Parkı'na kadar çok geniş bir alanı kapsıyor.
İstanbul 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan, 1938'de yapılmış plandaki hatlara göre Harbiye bölgesindeki binaların zaten tescilli olduğunu söyledi. Tapan "Bu bölgeye yeni binalar yapılamaz. Hilton ve çevresi olarak anılan bölgeyi tarihsel ve kentsel sit alanı ilan ettik. Müsvetteleri imzaladık. Bakanlığa gönderdik. Onaylanmasını bekliyoruz. Bir hafta sonra bakanlık onayı gelir ve bu bölge üzerindeki tartışmalar biter." dedi.
Prof. Dr. Mete Tapan, SİT alanı olarak ilan ettikleri Harbiye bölgesi için pek çok proje düşünüldüğünü, ama oradaki hiçbir planın artık geçerli olmadığını söyledi. Tapan "Koruma Kurulu'nun kontrolü dışında hiçbir çalışma yapılamaz. Bu kararı almadaki amacımız bölgeyi koruma altına almak." dedi. 1 Nolu Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Zeynep Ahunbay'ın başvurusu üzerine Kurul'un çarşamba günkü toplantısında alınan kararla, Hilton Oteli, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve TRT dahil olmak üzere bölgenin tüm binaları tescillenmiş oldu.
Kongre Vadisi rafa kalkacak
Kurulun aldığı kararın Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanmasıyla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, 2009'da İstanbul'da yapılacak Dünya Bankası Uluslararası Para Fonu (IMF) toplantılarına hazırlık amacıyla planladığı 'Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi' de rafa kalkmış olacak. Hilton Convention Center ile Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı arasını kapsayan proje alanı, arka tarafta Harbiye Askeri Müzesi'ne, ön tarafta da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu yeşil alanına kadar uzanıyordu. Bu alanda yapılması öngörülen değişiklikler ise şöyleydi: Muhsin Ertuğrul Tiyatro Sahnesi yıkılarak yerine kapasitesi, sahnesi ve yan mekânları daha büyük bir tiyatro binası yapılacak. Binanın 3 bin 500 kişilik salonu çok amaçlı olarak kullanılabilecek. İstanbul Şehir Tiyatrosu idari binaları yıkılarak, tiyatro yönetimi başka bir yere taşınacak. Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nun üstü kapatılacak. Radyo Evi, müze haline getirilecek. 2009 yılı Mart ayına kadar tamamlanması hedeflenen projenin ihalesi, 5 Nisan'da yapılmış, ancak teklif veren firmanın evrakının eksik olduğu gerekçesiyle yeni ihale, ileri bir tarihe ertelenmişti.
Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nun üstünün kapatılmasını ve Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılıp daha modern bir binaya dönüştürülmesini öngören Kongre Vadisi projesi, geçtiğimiz ay İstanbul Şehir Tiyatroları'nda şaşkınlıkla karşılanmış, tiyatrocular o günden bu yana çeşitli eylemlerle seslerini duyurmaya çalışmıştı. Pek çok toplantı ve eylem yapan tiyatroculara İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından yeni binalar önerilen şu günlerde bu haber, Şehir Tiyatroları yönetimi tarafından sevinçle karşılandı.
Jülide Karahan
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=527428
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Türkiye'nin kongre turizmi açısından önemli bir projeye hazırlanırken, çarşamba günü gelen bir karar, bütün hazırlıkları sekteye uğrattı.
Projeye göre Harbiye büyük bir kongre vadisine dönüştürülerek, bölgede modern kongre ve kültür merkezleri inşa edilecekti. Proje, Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Açık Hava Tiyatrosu gibi kurumları etkileyeceği için başta tiyatrocular olmak üzere sanat dünyasının tepkisiyle karşılaştı. Belediye, tiyatroculara yeni bir merkez gösterirken, anlaşma noktasına gelindi. Ancak İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, aldığı ani bir kararla tartışmalara yeni bir boyut getirdi. Kurul, Harbiye'yi tarihsel ve kentsel sit alanı ilan etti. Taşkışla Divan Pastanesi'nden başlayarak Hilton Oteli, TRT binası, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Lütfi Kırdar Kongre Sarayı ve Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nu içine alan bölgede yıkım ya da yeni bir yapılaşma gerçekleştirilemeyecek. Karar, Divan Pastanesi'nden Dolmabahçe Küçük Çiftlik Parkı'na kadar çok geniş bir alanı kapsıyor.
İstanbul 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan, 1938'de yapılmış plandaki hatlara göre Harbiye bölgesindeki binaların zaten tescilli olduğunu söyledi. Tapan "Bu bölgeye yeni binalar yapılamaz. Hilton ve çevresi olarak anılan bölgeyi tarihsel ve kentsel sit alanı ilan ettik. Müsvetteleri imzaladık. Bakanlığa gönderdik. Onaylanmasını bekliyoruz. Bir hafta sonra bakanlık onayı gelir ve bu bölge üzerindeki tartışmalar biter." dedi.
Prof. Dr. Mete Tapan, SİT alanı olarak ilan ettikleri Harbiye bölgesi için pek çok proje düşünüldüğünü, ama oradaki hiçbir planın artık geçerli olmadığını söyledi. Tapan "Koruma Kurulu'nun kontrolü dışında hiçbir çalışma yapılamaz. Bu kararı almadaki amacımız bölgeyi koruma altına almak." dedi. 1 Nolu Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Zeynep Ahunbay'ın başvurusu üzerine Kurul'un çarşamba günkü toplantısında alınan kararla, Hilton Oteli, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve TRT dahil olmak üzere bölgenin tüm binaları tescillenmiş oldu.
Kongre Vadisi rafa kalkacak
Kurulun aldığı kararın Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanmasıyla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, 2009'da İstanbul'da yapılacak Dünya Bankası Uluslararası Para Fonu (IMF) toplantılarına hazırlık amacıyla planladığı 'Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi' de rafa kalkmış olacak. Hilton Convention Center ile Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı arasını kapsayan proje alanı, arka tarafta Harbiye Askeri Müzesi'ne, ön tarafta da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu yeşil alanına kadar uzanıyordu. Bu alanda yapılması öngörülen değişiklikler ise şöyleydi: Muhsin Ertuğrul Tiyatro Sahnesi yıkılarak yerine kapasitesi, sahnesi ve yan mekânları daha büyük bir tiyatro binası yapılacak. Binanın 3 bin 500 kişilik salonu çok amaçlı olarak kullanılabilecek. İstanbul Şehir Tiyatrosu idari binaları yıkılarak, tiyatro yönetimi başka bir yere taşınacak. Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nun üstü kapatılacak. Radyo Evi, müze haline getirilecek. 2009 yılı Mart ayına kadar tamamlanması hedeflenen projenin ihalesi, 5 Nisan'da yapılmış, ancak teklif veren firmanın evrakının eksik olduğu gerekçesiyle yeni ihale, ileri bir tarihe ertelenmişti.
Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nun üstünün kapatılmasını ve Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılıp daha modern bir binaya dönüştürülmesini öngören Kongre Vadisi projesi, geçtiğimiz ay İstanbul Şehir Tiyatroları'nda şaşkınlıkla karşılanmış, tiyatrocular o günden bu yana çeşitli eylemlerle seslerini duyurmaya çalışmıştı. Pek çok toplantı ve eylem yapan tiyatroculara İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından yeni binalar önerilen şu günlerde bu haber, Şehir Tiyatroları yönetimi tarafından sevinçle karşılandı.
Jülide Karahan
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=527428
11 Nisan 2007 Çarşamba
Kongre Vadisi İstanbul'a İhanettir - Okuyucu Görüşleri
muharrem hanbay - Manisa 11 Nisan 2007, Çarşamba 00:46
yenilik yapılmasıa karşı değilim ama bu yenişliğin içine Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu gibi bir tiyatronun yıkılıp yerine yeni bir tanesinin yapılamasına karşıyım madem istanbul kültür şehri yapılacak neden bir kültür aracını yıkalımki onu yıkmak yerine maliye bakanımızın kaçak villalarını yıkalım Daha iyi olmazmı?ama bunun pek mümkün olacağını zannetmiyorum şu ülkede ve özellikle bu hükümet döneminde neyse ki Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yerine kaçak bir villa değil yeni bir tiyatro yapılacak.Hiç yoktan iyidir
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/404724.asp&p=1
yenilik yapılmasıa karşı değilim ama bu yenişliğin içine Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu gibi bir tiyatronun yıkılıp yerine yeni bir tanesinin yapılamasına karşıyım madem istanbul kültür şehri yapılacak neden bir kültür aracını yıkalımki onu yıkmak yerine maliye bakanımızın kaçak villalarını yıkalım Daha iyi olmazmı?ama bunun pek mümkün olacağını zannetmiyorum şu ülkede ve özellikle bu hükümet döneminde neyse ki Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yerine kaçak bir villa değil yeni bir tiyatro yapılacak.Hiç yoktan iyidir
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/404724.asp&p=1
10 Nisan 2007 Salı
Deterjan reyonu gibi tiyatro istemiyoruz!
10.04.2007
Kongre Vadisi kapsamında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karşı çıkan tiyatrocuların eylemi sürüyor. Tiyatrocular, “Bağımsız tiyatro istiyoruz, bir binanın içinde deterjan reyonu gibi tiyatro istemiyoruz” diyor.
Her akşam saat 19.00’da oyun başlamadan önce Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin önünde mumlar yanmaya, Muhsin Ertuğrul’un maskesini takan tiyatrocular ise nöbet tutmaya devam ediyor. Yıkım kararından vazgeçilene kadar eylemin devam edeceğini söyleyen İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği Başkanı Haşmet Zeybek, “Bu bina özetle bizim belleğimiz, o yüzden bu binanın yıkılmasını istemiyoruz, tiyatro binası da tiyatro sanatı gibi bağımsız olmalı, herhangi bir binaya eklenmemeli’ dedi.
Projedeki yıkım kararı iptal edilinceye kadar Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin önünde nöbet tutmaya devam edeceklerini vurgulayan Haşmet Zeybek, “Sahnenin bozulmasını ve başka işlevler için kullanılmasını” istemediklerinin altını çizdi.
Muhsin Ertuğrul Binası Bizim Belleğimiz
Zeybek, “Özetle söylemek gerekirse Muhsin Ertuğrul binası bizim belleğimiz O yüzden bu binanın yıkılmasını istemiyoruz. Biz tiyatro binasının da tiyatro sanatı gibi bağımsız olmasını istiyoruz, herhangi bir binanın içinde deterjan reyonu gibi olmasını değil, bize ait ve kalıcı bir yer olmasını istiyoruz. Bu nedenle de Kongre Vadisi projesi için yapılan ihalenin sonuçları açıklanıncaya ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmayacağı kararı çıkıncaya kadar nöbet tutmaya devam edeceğiz” dedi.
Yıkımda Geri Adim Attıracağımıza İnanıyoruz
Önümüzdeki Çarşamba günü, yıkımın engellenmesi talebiyle açılan davanın duruşmasına katılacaklarını ve hukuki mücadeleyi de sürdürdüklerini söyleyen Zeybek, kamuoyu duyarlılığından ise memnun: “Kamuoyu gerçekten çok duyarlı, tepkilerden çok memnunuz, sanıyoruz ki bu kararda geri adım attıracağız. Çünkü çok iyi biliyoruz ki böyle şeyler ortaya atılıyor ve tepki gördüğü zaman geri çekiliyor, tepki görmese devam ediyor. Sürekli tepkisiz bir toplum olmakla eleştirir ve eleştiriliriz ama gerçekten de biz bu taktiği öğrenmekte biraz geç kalmış bir toplumuz.”
Turizmcilerin Baskısı Etkili Oldu
İstanbul Şehir Tiyatroları’nın büyük şehir belediyesine bağlı olmasının iletişim kolaylığı sağladığını belirten Zeybek, yıkım fikrinde turizmcilerin önemli katkısının olduğu ancak tepkiler üzerine geri adım atıldığı görüşünde. “Kongre Vadisi için Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun yıkılması fikrini ortaya atıp ihale açan Büyükşehir Belediyesi. Ancak hiç kimse tiyatro yıkan belediye başkanı olarak anılmak istemez, bu biraz turizmcilerin baskısı ile oldu. Turizmciler de gelen tepkiler üzerine ağız değiştirip, ‘Biz de Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun yıkılmasına karşıyız’ diyor. Ancak başlangıçta tamamen yıkmak ve yerine yerin altına sekiz kat inmek gibi bir planları vardı.”
Kaynak: http://www.kadiniz.com/haber.php?id=223
Kongre Vadisi kapsamında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karşı çıkan tiyatrocuların eylemi sürüyor. Tiyatrocular, “Bağımsız tiyatro istiyoruz, bir binanın içinde deterjan reyonu gibi tiyatro istemiyoruz” diyor.
Her akşam saat 19.00’da oyun başlamadan önce Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin önünde mumlar yanmaya, Muhsin Ertuğrul’un maskesini takan tiyatrocular ise nöbet tutmaya devam ediyor. Yıkım kararından vazgeçilene kadar eylemin devam edeceğini söyleyen İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği Başkanı Haşmet Zeybek, “Bu bina özetle bizim belleğimiz, o yüzden bu binanın yıkılmasını istemiyoruz, tiyatro binası da tiyatro sanatı gibi bağımsız olmalı, herhangi bir binaya eklenmemeli’ dedi.
Projedeki yıkım kararı iptal edilinceye kadar Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin önünde nöbet tutmaya devam edeceklerini vurgulayan Haşmet Zeybek, “Sahnenin bozulmasını ve başka işlevler için kullanılmasını” istemediklerinin altını çizdi.
Muhsin Ertuğrul Binası Bizim Belleğimiz
Zeybek, “Özetle söylemek gerekirse Muhsin Ertuğrul binası bizim belleğimiz O yüzden bu binanın yıkılmasını istemiyoruz. Biz tiyatro binasının da tiyatro sanatı gibi bağımsız olmasını istiyoruz, herhangi bir binanın içinde deterjan reyonu gibi olmasını değil, bize ait ve kalıcı bir yer olmasını istiyoruz. Bu nedenle de Kongre Vadisi projesi için yapılan ihalenin sonuçları açıklanıncaya ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmayacağı kararı çıkıncaya kadar nöbet tutmaya devam edeceğiz” dedi.
Yıkımda Geri Adim Attıracağımıza İnanıyoruz
Önümüzdeki Çarşamba günü, yıkımın engellenmesi talebiyle açılan davanın duruşmasına katılacaklarını ve hukuki mücadeleyi de sürdürdüklerini söyleyen Zeybek, kamuoyu duyarlılığından ise memnun: “Kamuoyu gerçekten çok duyarlı, tepkilerden çok memnunuz, sanıyoruz ki bu kararda geri adım attıracağız. Çünkü çok iyi biliyoruz ki böyle şeyler ortaya atılıyor ve tepki gördüğü zaman geri çekiliyor, tepki görmese devam ediyor. Sürekli tepkisiz bir toplum olmakla eleştirir ve eleştiriliriz ama gerçekten de biz bu taktiği öğrenmekte biraz geç kalmış bir toplumuz.”
Turizmcilerin Baskısı Etkili Oldu
İstanbul Şehir Tiyatroları’nın büyük şehir belediyesine bağlı olmasının iletişim kolaylığı sağladığını belirten Zeybek, yıkım fikrinde turizmcilerin önemli katkısının olduğu ancak tepkiler üzerine geri adım atıldığı görüşünde. “Kongre Vadisi için Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun yıkılması fikrini ortaya atıp ihale açan Büyükşehir Belediyesi. Ancak hiç kimse tiyatro yıkan belediye başkanı olarak anılmak istemez, bu biraz turizmcilerin baskısı ile oldu. Turizmciler de gelen tepkiler üzerine ağız değiştirip, ‘Biz de Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun yıkılmasına karşıyız’ diyor. Ancak başlangıçta tamamen yıkmak ve yerine yerin altına sekiz kat inmek gibi bir planları vardı.”
Kaynak: http://www.kadiniz.com/haber.php?id=223
9 Nisan 2007 Pazartesi
Can Ataklı haber müdürlerini uyardı? Peki neden...
İşte Ataklı'dan çok dramatik bir olay...
9 Nisan 2007
Tiyatro sanatçıları Harbiye'deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmak istenmesini protesto etti. Protestoya 80 yaşındaki ünlü sanatçı Mücap Oğluoğlu da katıldı.Protestoyu izleyen muhabir tiyatro sanatçılarına öyle bir soru sordu ki!...
Haber müdürlerinden küçük bir rica
Hafta içinde tiyatro sanatçıları Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasını önlemek ve kararı protesto etmek için tiyatro binasının önünde toplanmıştı. Büyük tesadüf eseri, aynı gün belediye tek firmanın katılacağını gerekçe göstererek ihaleyi iptal etti.
Doğal olarak bu protesto eylemini izlemek için çok sayıda gazete ve televizyon muhabiri de tiyatronun önünde toplanmıştı.
Protestoya katılan yılların sanatçısı, 80 yaşına ulaşmış Mücap Ofluoğlu binanın merdivenlerini çıkarken, muhabir arkadaşlarımızdan biri tiyatro sanatçılarına “Muhsin Ertuğrul bu mu?” diye sormuş. Bu soru çok kısa sürede kulaktan kulağa tüm sanatçılar arasında yayılmış. Sanatçılar bir muhabirin Muhsin Ertuğrul konusunda bu kadar bilgisiz olmasını çok yadırgamışlar.
Bu arada 10 yıl Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği yapan Gencay Gürün de oradaymış. Televizyon kameraları dizilerden tanıdıkları sanatçıların etrafında toplanıp görüş almaya çalışırken, Gencay Gürün’ü tanıyıp da soru soran tek muhabir bile olmamış.
Gazeteciler her şeyi bilmek ve herkesi tanımak zorunda değil. Ama hiç olmazsa izledikleri bir haber konusunda bilgili olmalılar. İnsan entelektüel bir çevrede bu tür şeyler konuşulduğunda üzülüyor. Haber müdürlerinin dikkatine sunmak istiyorum.
Kaynak: Gazete Vatan
9 Nisan 2007
Tiyatro sanatçıları Harbiye'deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmak istenmesini protesto etti. Protestoya 80 yaşındaki ünlü sanatçı Mücap Oğluoğlu da katıldı.Protestoyu izleyen muhabir tiyatro sanatçılarına öyle bir soru sordu ki!...
Haber müdürlerinden küçük bir rica
Hafta içinde tiyatro sanatçıları Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasını önlemek ve kararı protesto etmek için tiyatro binasının önünde toplanmıştı. Büyük tesadüf eseri, aynı gün belediye tek firmanın katılacağını gerekçe göstererek ihaleyi iptal etti.
Doğal olarak bu protesto eylemini izlemek için çok sayıda gazete ve televizyon muhabiri de tiyatronun önünde toplanmıştı.
Protestoya katılan yılların sanatçısı, 80 yaşına ulaşmış Mücap Ofluoğlu binanın merdivenlerini çıkarken, muhabir arkadaşlarımızdan biri tiyatro sanatçılarına “Muhsin Ertuğrul bu mu?” diye sormuş. Bu soru çok kısa sürede kulaktan kulağa tüm sanatçılar arasında yayılmış. Sanatçılar bir muhabirin Muhsin Ertuğrul konusunda bu kadar bilgisiz olmasını çok yadırgamışlar.
Bu arada 10 yıl Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği yapan Gencay Gürün de oradaymış. Televizyon kameraları dizilerden tanıdıkları sanatçıların etrafında toplanıp görüş almaya çalışırken, Gencay Gürün’ü tanıyıp da soru soran tek muhabir bile olmamış.
Gazeteciler her şeyi bilmek ve herkesi tanımak zorunda değil. Ama hiç olmazsa izledikleri bir haber konusunda bilgili olmalılar. İnsan entelektüel bir çevrede bu tür şeyler konuşulduğunda üzülüyor. Haber müdürlerinin dikkatine sunmak istiyorum.
Kaynak: Gazete Vatan
7 Nisan 2007 Cumartesi
Kongre Vadisi İstanbul'a İhanettir - Okuyucu Görüşleri
oguz kınık - İstanbul 07 Nisan 2007, Cumartesi 06:14
Son derece doğru bir karar ve proje gibi gözüküyor.Herhalde Kurtköy yada Silivri de yapılacak değildi. Gelişimi durduramazsınız.Aynı "herşeye karşıyım" anlayışı boğaz köprülerine de otoyolarına da maslak taki kulelere de karşıydı.Bugün Levent-maslak hattında metrekaresi 1000 USD a kiralık ofis YOK.İstanbul u sanat, ekonomi ve turizm merkezi yapmamız lazım.Allahın çölündeki Dubai ye bakınız lütfen..
Bora - İstanbul 07 Nisan 2007, Cumartesi 03:40
Bu görüşü savunanlara soruyorum. En son ne zaman tiyatroya veya operaya gittiniz?
Fuat Temel - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 20:31
Kesinlikle destekliorum kesinlikle deyişime yenılıklere gelişmeye inanıyorum..Bugun AKM dediginiz yer insanların buluşma noktası başkada bir işe yaramıyor,yenilenmeli o çirkin bina güzelleşmeli aktif hakla getirilmeli herseyede muhalefet etmeyin gercekden muhalefet etmeyi bilmitorsunuz CHP muhalefeti herseye karşı çıkmak olarak deyiştirdi.
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/404724.asp&p=1
Son derece doğru bir karar ve proje gibi gözüküyor.Herhalde Kurtköy yada Silivri de yapılacak değildi. Gelişimi durduramazsınız.Aynı "herşeye karşıyım" anlayışı boğaz köprülerine de otoyolarına da maslak taki kulelere de karşıydı.Bugün Levent-maslak hattında metrekaresi 1000 USD a kiralık ofis YOK.İstanbul u sanat, ekonomi ve turizm merkezi yapmamız lazım.Allahın çölündeki Dubai ye bakınız lütfen..
Bora - İstanbul 07 Nisan 2007, Cumartesi 03:40
Bu görüşü savunanlara soruyorum. En son ne zaman tiyatroya veya operaya gittiniz?
Fuat Temel - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 20:31
Kesinlikle destekliorum kesinlikle deyişime yenılıklere gelişmeye inanıyorum..Bugun AKM dediginiz yer insanların buluşma noktası başkada bir işe yaramıyor,yenilenmeli o çirkin bina güzelleşmeli aktif hakla getirilmeli herseyede muhalefet etmeyin gercekden muhalefet etmeyi bilmitorsunuz CHP muhalefeti herseye karşı çıkmak olarak deyiştirdi.
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/404724.asp&p=1
6 Nisan 2007 Cuma
İki açı, iki açık
6 Nisan 2007
Yalçın BAYER ybayer@hurriyet.com.tr
BAŞBAKAN'ın uçağına alınacak alınmayacak gazeteci listesi, en büyük andıçtır. Andıcı tazelemesi, güçlendirmesi, meşru hale getirmesidir.
Başbakan 'andıçlanan' 'Erbakan Hocasının' hıncını çıkartma telaşı ve gayreti içinde görünüyor.
Başbakan'ın kendi uçağına alınacak-alınmayacak gazeteci listesi de daha büyük bir andıç değil midir?
'Gazeteci sansürü' değil midir?
Başbakan savcıları göreve çağırıyor. Peki savcılar nerede?
Evet savcılar, Başbakan Mehmetçiğe 'kelle' ifadesini kullandığında nerede bulunuyorlarsa orada...
Cumhuriyet'in ve Anayasa'nın temel ilkesi olan laiklikle, 6 milyon Yahudi'nin canisi olarak tarihe geçen Hitler'le bağ kurduğunda neredeyse orada...
Başbakanlık'taki andıç için savcılardan önce kendisine bağlı Başbakanlık Teftiş Kurulu'na, Başbakanlık Denetleme Kurulu'na da soruşturma başlatılması için bizzat emir vermesi gerekmiyor.
Bu yasa gereğidir; ayrıca hukuk kurumu olduğu için de aklın gereğidir.
Kendi 'andıcı' ile ilgili kendi başlatacağı bu soruşturma belki savcılara da ilham kaynağı olacaktır.
A. TAN
Cumhurbaşkanlığı: Almanlar, isim belirlenmemesine çok şaşırdılar
ALMAN Yeşiller Partisi'nin Avrupa Politikası Sözcüsü Rainder Steenblock beraberindeki milletvekilleri ile Meclis'te yaptıkları temaslardan sonra Alman Büyükelçiliği'nde yemek yiyorlar. Yemeğe Prof. Doğu Ergil, Doç. Mesut Yeğen, AKP Adıyaman Milletvekili Faruk Ünsal, HAK-PAR Genel Başkanı Sertaç Bucak, DTP Genel Başkan Yardımcısı Niyazi Gül katılıyor. Yemekte, %10 seçim barajı ve Kürt sorunu gündeme geliyor. Almanlar, AKP temsilcisine "Erdoğan son derece karizmatik bir lider. Cumhurbaşkanı olursa, AKP dağılabilir, bunu göremiyor musunuz" diyor. Alman heyeti, cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin başlamasına neredeyde 15 gün kaldığını, ancak hâlâ adayın belirlenememesini de 'şaşkınlıkla' karşıladıklarını belirtiyorlar. Fransa'da cumhurbaşkanının iki yıl öncesinden belli olduğunu ve çalışmaya başladığını ve ABD'de de buna benzer sürecin işlediğini kaydediyorlar. Bu Cumhuriyet'de Ayşe Sayın'ın yazdığı bir haberin özeti.
Cumhurbaşkanlığı makamının 'kaçırılmak' istenmesin Almanların Yeşiller'i demokratik bulmuyor.
Bal gibi olacak
BU ülkenin, cumhuriyetin artık sizin korumanıza ihtiyacı yok. Bırakın artık, ülkenin kaderiyle oynayıp durmayın. Akan su yatağını bulurmuş, neden hâlâ baş ağrısı gibi durmadan ülkenin geleceğinin önünde set olup duruyorsunuz.
Atatürkçüymüş, cumhuriyetçiymiş, laisizm sarmalıyla sarhoş olmuş falan filan.
Herkes Atatürk'ü sevmeyi sizden mi öğrenecek, herkes bir ülkede nasıl özgür olunur bilmiyor mu? Ülkeye bağlı olmasak onun uğrunda ölür müyüz? Yazık ediyorsunuz ülkenin geleceğine. Vicdan yok mu sizde? Sanki Sayın Erdoğan bu ülkeyi sevmeyi, Atatürk'ü sevmeyi, Anayasa'ya bağlılığı sizden öğrenecek. Öğrenmeyecek bayım öğrenmeyecek.
Sayın Erdoğan ne yaptı? Ülkeyi geliştirmek için gece gündüz çalıştı ama seçkinler grubu olmaz diyor. Neden olmaz kardeşim neden olmasın? Olacak, bal gibi olacak, siz istemeseniz de olacak.
Hamdi BAĞCI
Sezer'i 'yok' saydılar
KULVAR gazetesi sahibi Haşim Karakaş diyor ki:
Ümraniye Belediyesi'nin 2006 yılı faaliyet raporunu içeren 120 sayfalık kitapçığın giriş sayfasında M.Kemal Atatürk'ün, 2. sayfada Erdoğan'ın, 3. sayfada Kadir Topbaş'ın ve 4. sayfada da Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can'ın fotoğrafları var. Yani Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yok sayılmış.
Meclis'te bu konudaki tartışmalarda Belediye Başkanı Can "Ne yapalım, unutmuşuz" diyerek konuyu geçiştirdi. Acaba Başbakanımız, Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklamış olsaydı, AKP'li Ümraniye Belediyesi, bu kitapçığa Erdoğan'ın resmini koyar mıydı?
Atatürk'ün partisine 'cibiliyetsiz' denemez
BAŞBAKAN'ın, CHP'ye 'cibiliyetsiz' (soysuz, sütü bozuk; Cüneyt Arcayürek, Cumhuriyet, 4.4.2207)
demiş.
Bu hakaret, Sayın Baykal'ın "ağzını yıka, dişlerini fırçala", yanıtıyla geçiştirilebilecek basit bir hakaret olmayıp çok ağır bir hakarettir. Aynı zamanda ağır bir suçtur.
CHP, Atatürk tarafından 'Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Derneği'nin bir siyasal partiye dönüştürülmesiyle oluşturulmuş bir partidir.
Dolayısıyla bu hakaret, Ulusal Kurtuluş Savaşımımızı yönetmiş, Lozan Barış Antlaşmasını yapmış, Cumhuriyetimizi kurmuş ve Türk Aydınlanma Devrimi'ni gerçekleştirmiş olan bu derneğe ve bunun devamı olan Atatürk'ün partisine, dolayısıyla hem derneğin hem de partinin Genel Başkanı olan Atatürk'e yapılmış bir hakarettir.
'Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği'nin karşısında olan teslimiyetçi ve işbirlikçi hainlerin başında bulunan Padişah Vahdettin'i ve Başbakan Damat Ferit Paşa hükümetini Atatürk 'Nutuk'ta şöyle betimlemektadir:
"Saltanat ve Hilafet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz ve korkak. İşgalcilerin her buyruğunu yerine getirmekte.."
Atatürk'ün ölümünden sonra CHP, Atatürk'ün yolundan ayrılmış olabilir. Şu anda CHP'li olmayabiliriz. Fakat Kemalist ve aynı zamanda şehit torunları olan bizler, 'Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği'nin ve Atatürk'ün partisinin ve dahi Atatürk'ün manevi mirasçılarıyız.
Yargıtay kararına göre zaten her Türk vatandaşı, Atatürk'e hakaret suçu işleyenleri dava edebileceği gibi, açılmış davalara da müdahil olabilir. Bu nedenle tüm Kemalistleri, Sayın Başbakan aleyhine dava açmaya davet ediyorum.
Prof. Dr. Süleyman ÇELİK- Ondokuz Mayıs Üniversitesi-Samsun
Neden Prof. Sinanoğlu
"TÜRKİYE Cumhuriyeti profesörü unvanına sahip ilk ve tek Türk bilim adamı. 26 yaşında profesör olarak dünyanın en genç yaşta profesör olma unvanını elde etmiş ve yapmış olduğu bilimsel çalışmaları ile Türkiye'de ve dünyada saygın konuma gelmiş, adının verildiği kurumlarda bilim dünyasına büyük katkılar sağlamıştır. Ülkemizin bilim ve teknoloji alanında atılım yapabilmesi için bu konularda da öngörüsü geniş bir cumhurbaşkanına ihtiyacı vardır. Cumhurbaşkanlığı da siyaset üstü bir kurum olup halkın her kesimine, görüşlerine bakmaksızın kulak vermesi ve birleştirici unsurunu kullanması gerekmektedir."
'Kemalistler' sitesinde Cumhurbaşkanlığı'na 'süper bir aday' olarak yukarıda tarifi yapılan Prof. Oktay Sinanoğlu için "Dâhi, Türk diline sahip çıkan, milli birlik isteyen, tevazu sahibi, vatansever bir insan."
Biliyor musunuz
GEBZE, Darıca Süreyya Yalçın İlköğretim Okulu'nda öğrencilerinin gözleri önünde meslektaşı tarafından vurulan ve cenazesi büyük bir kalabalık tarafından kaldırılan Hüseyin Cebe, memleketi Malatya'nın Akçadağ ilçesinde toprağa verilirken, Cebe'nin amcası Şerif Cebe'nin "Vatansever, Atatürkçü, laik bir öğretmen olan yeğenimin vurulma gerekçesi Alevilik. O öğretmen daha önceden iki öğretmeni vuracağını söylemiş" dediğini...
Büyükşehir, ihaleyi iptal etti, tiyatro sanatçıları şimdiye kadar en büyük eylemi ortaya koydu
DÜN köşemizden duyurduğumuz "Tiyatro'ya 2. darbe' yazısında sözünü ettiğimiz 'Harbiye Kültür Vadisi' projesi ihalesi 'şartlar oluşmadığı' için iptal edilirken, 'Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımına karşı çıkan Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Şehir Tiyatrosu'nun oyuncu ve teknik elemanları, Şehir Tiyatroları'nın tarihinde ilk kez bu kadar büyük bir eylem ortaya koydular.
Büyükşehir Belediyesi'nin açtığı 'Harbiye Kültür Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi Hizmet Alımı İşi' ihalesi yapıldığı saatlerde, Harbiye'deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin önünde toplanan sanatçı ve teknik elemanlar, tiyatro binalarının yıkımına karşı sessiz bir eylem başlıyorlardı.
Bazı pankartlarda "Yıkılırsa Zobu ve Muhsin Bey'in kemikleri sızlar", "Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılmak isteniyor, tiyatronun haberi yok" deniyordu.
Sanatçıların yüzlerinde Muhsin Ertuğrul maskeleri vardı.
Slogan atılmıyordu.
Bu arada Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği'nin bir bildiri okundu.
Bildiriyi, Şehir Tiyatroları'nın eski Sanat Yönetmeni Erol Keskin okudu.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımına karşı gerçekleştirilen eyleme katılan bazı isimler şunlar:
Şehir Tiyatroları'nın eski Sanat Yönetmenlerinden Gencay Gürün, Göksel Kortay, Haldun Dormen, Hadi Çaman, Ayla Algan, Fuat İşhan, Mücap Ofluoğlu, Aytaç Arman ve Muhsin Ertuğrul'un eşi Handan Ertuğrul...
Şehir Tiyatrolarında görev yapmış çok sayıda emekli ve yaşlı sanatçı da Harbiye'ye gelmişti.
Şehir Tiyatrolarında 650'e yakın personel çalışıyor, bunun 380'i tiyatro sanatçısı, geri kalanı da teknik eleman...
İHALE İPTAL EDİLDİ
Bu arada Büyükşehir'den, ihalenin, şartlar oluşmadığı gerekçesiyle iptal edildiği haberi geldi.
Büyükşehir'den yapılan yazılı açıklamada, ihale için 4 katılımcının şartname aldığı hatırlatılarak, İhale Komisyonunun toplandığı ve ihaleye bir firmanın teklif verdiği anımsatıldı.
Açıklamada, “İhale Komisyonunun değerlendirmesi sonucu; Arima firmasının verdiği teklif evrakı eksik olduğu ve ihale şartlarını sağlamadığı için ihale gerçekleşmedi" denildi.
Arima firmasının, Erol Kuzubaşoğlu'na ait olduğu öğrenildi.
EYLEM SÜRECEK
Şehir Tiyatrosu sanatçılarının buna rağmen eylemi sürdürecekleri açıklandı.
Bildiri dağıtan sanatçılar, 10 kişilik gruplar halinde eylemlerini 23.30'a kadar sürdürecekler.
Bir tiyatro sanatçısı "Bu Büyükşehir Belediyesi'nde en büyük sanatçı eylemidir. Oyuncusundan teknik elemana kadar herkes birlikte hareket ediyoruz" dedi.
ULUSOY NE DİYOR
TURİZM sektörünün en önemli meslek örgütlerinden TÜRSAB Genel Başkanı Başaran Ulusoy, 'Tiyatroya 2. darbe' başlıklı 'Kongre Vadisi' ile ilgili yazımızda adlarının geçmesi üzerine bir açıklama gönderdi. Açıklama şöyle:
"Söz konusu yazının içeriğinde, AKM'nin yıkım kararının ardından Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin de yıkılacağı, bu sebeple de Birliğimizin öncülük ettiği bu projeye mimar ve sanatçıların tepkili olduklarından bahsedilmektedir.
Bilindiği gibi AKM ile Kongre Vadisi Projesi arasında hiçbir bağlantı bulunmamakta olup, biri Kültür ve Turizm Bakanlığı diğeri ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı mülkiyetinde bulunan iki farklı yapıdır. Ve bu iki yapının iyileştirilmesine yönelik projeler arasında hiçbir ilişki bulunmamaktadır.
Kaldı ki, Birliğimizin sanata ve sanatçıya verdiği değer ve önemin hangi boyutlarda olduğu bugüne kadar yaptığı çalışmalardan da çok net anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, sanki bir inşaat firmasıymış gibi gösterilmeye çalışılması, son derece yanlış bir yaklaşımdır."
(Aslında bizim yazımız, hem AKM'nin hem de Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımına ilişkin sanatçıların gösterdiği tepkiyi ve ihalenin bugün (dün) yapılacak ihaleyi anlatıyordu.
Biz de, TÜRSAB'ın sadece Kongre Vadisi projesinde yeraldığını, AKM ile bir ilgileri olmadığını biliyoruz tabii ki... Ancak hem mimarlar olsun, hem de sanatçılar olsun, her iki sanat merkezinin yıkılmasına karşı çıktıklarını vurgulamak istedik. Yoksa ikisini karıştırmış değiliz.)
Ulusoy, 23 martta yayınladığı bildiri de göndermiş. Metinde, Habitat 1966 ile ilgili olarak şöyle diyor:
"İşte bu yıllarda İstkanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nın devreye girmesi ile Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi, Hilton Exhibition Center, İstanbul Radyoevi binası ve aşağıda Açık Hava Tiyatrosu ile tamamlanan devasa bir 'Kongre Vadisi' ortaya çıkmıştır."
SANATÇIYA SAYGI YOK
İstanbul'un tabii ki bu yerlere acil gereksinimi var. Ulusoy'un başarılı çalışmalarını da biliyoruz.
Bakın o bildiride ne güzel söylüyor:
"İstanbul'un o eşsiz silüetini bozmayacak, aksine bu güzelliklere destek verecek projelere imza atardım. Eski yerleşimi korur, yeni yerleşimin bu silüeti bozmasına izin vermezdim."
Dünya Kenti 2010 için bir anda panikleyen Büyükşehir Belediyesi'nin, bir anda AKM'yi, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni alel acele yıkmaya kalkışması, kamuoyu ile hiçbir şeyi paylaşmaması, ortaya konulacak projenin ne olduğunun bilinmemesi ve tartışılmaması, yönetmen ve sanatçılarla konuşulmaması ve "ben yaptım oldu" zihniyeti tabii ki, tepki doğuracaktır.
İlk önce sanatçıya saygı gerekli değil mi?
Burası Belediye'nin dediği gibi 'Kültür Vadisi' mi, yoksa TÜRSAB'ın vurguladığı gibi
'Kültür Vadisi'mi olacaktır, hangisi...
İstanbullular bunu öğrenmek istiyorlar.
Rus halkının %63.4'ü 'Türkiye dost, partner' diyor
MOSKOVADA'dan yayın yapan günlük haber sitesi TürkRus.Com'un, Rusya Kamuoyu Araştırmaları Merkezi'ne (VTsIOM) yaptırdığı özel anket, her üç Rusya vatandaşından ikisinin Türkiye'ye 'dost ya da partner ülke' gözüyle baktığını ortaya koydu.
Anket, ülkenin en saygın kamuoyu araştırma şirketi olan VITsIOM tarafından, mart ayı sonunda Rusya çapında 153 yerleşim biriminde 1600 kişiyle yüz yüze gmrülülkerek yapıldı. “Rusya için sizce Türkiye neyi temsil ediyor?”sorusuna anket katılımcılarının %52.8'i 'partner', %11.5'i 'dost' cevabını verdi. Türkiye'yi Rusya'nın 'rakibi' olarak gören Rusların oranı % 12.1. Sadece %3.6'lık bir kitle Türkiye'yi 'düşman' olarak algılıyor. Anket katılımcılarından yüzde 20'si ise, soruyu cevapsız bıraktı.
Anket sonuçları, özellikle gençler ve orta yaşlılar arasında Türkiye'ye “dost ve partner” olarak bakanların oranının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Anketi yapan şirketin uzmanları, en yaşlı gruptakiler içinde Türkiye'nin rakip ya da düşman olduğunu düşünenlerin daha yüksek olduğunu, bunun da eski dönemin önyargılarından kaynaklandığını düşünüyor. Bir başka önemli nokta da, gelir düzeyi arttıkça Türkiye'ye sempati ile bakanların oranının artması.
TürkRus.Com sitesinin editörü Suat Taşpınar, “Çok değil 15 yıl önce, önyargıların etkisiyle halkların birbirlerine ‘hasım' gözüyle baktıkları bir dönemden yola çıktık. 15 yılın sonunda eğer Rusya'nın en önemli, en saygın kamuoyu araştırma şirketinin ülke çapındaki dev anketi, ‘Her üç Rusya vatandaşından ikisi Türkiye'yi partner ya da dost olarak görüyor' diyorsa, bu muazzam bir sonuç” dedi. Taşpınar, “Özellikle turizm, halkların karşılıklı olarak birbirlerini daha yakından tanımasına ve önyargıların azalmasına büyük katkı sağladı. Turizm sayesinde, hayatlarının en güzel çocukluk anılarını Türkiye'de yaşayan bir Rus nesli yetişiyor. Onlar gerçek Türkiye dostları olacaklar ve Rusya'da Türkiye lobisi böylece kendiliğinden oluşacak. Son yıllarda Rusların Türkiye'ye bakışı olumlu yönde hızla değiştiyse, bunda Putin faktörü de çok önemli. Çünkü Rusya'da en önemli ve hatta tek etkili ‘kanaat önderi' olarak Putin'in Türkiye ile ilgili olumlu sözleri ve attığı yapıcı adımlar, halkta da drin etki yarattı” değerlendirmesini yaptı.
Anket, Rusya'daki en büyük Türk şirketlerinden Rönesans İnşaat'ın sponsorluğunda yapıldı. www.turkrus.com ; e-mail: bilgi@turkrus.com
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6279322&yazarid=42
Yalçın BAYER ybayer@hurriyet.com.tr
BAŞBAKAN'ın uçağına alınacak alınmayacak gazeteci listesi, en büyük andıçtır. Andıcı tazelemesi, güçlendirmesi, meşru hale getirmesidir.
Başbakan 'andıçlanan' 'Erbakan Hocasının' hıncını çıkartma telaşı ve gayreti içinde görünüyor.
Başbakan'ın kendi uçağına alınacak-alınmayacak gazeteci listesi de daha büyük bir andıç değil midir?
'Gazeteci sansürü' değil midir?
Başbakan savcıları göreve çağırıyor. Peki savcılar nerede?
Evet savcılar, Başbakan Mehmetçiğe 'kelle' ifadesini kullandığında nerede bulunuyorlarsa orada...
Cumhuriyet'in ve Anayasa'nın temel ilkesi olan laiklikle, 6 milyon Yahudi'nin canisi olarak tarihe geçen Hitler'le bağ kurduğunda neredeyse orada...
Başbakanlık'taki andıç için savcılardan önce kendisine bağlı Başbakanlık Teftiş Kurulu'na, Başbakanlık Denetleme Kurulu'na da soruşturma başlatılması için bizzat emir vermesi gerekmiyor.
Bu yasa gereğidir; ayrıca hukuk kurumu olduğu için de aklın gereğidir.
Kendi 'andıcı' ile ilgili kendi başlatacağı bu soruşturma belki savcılara da ilham kaynağı olacaktır.
A. TAN
Cumhurbaşkanlığı: Almanlar, isim belirlenmemesine çok şaşırdılar
ALMAN Yeşiller Partisi'nin Avrupa Politikası Sözcüsü Rainder Steenblock beraberindeki milletvekilleri ile Meclis'te yaptıkları temaslardan sonra Alman Büyükelçiliği'nde yemek yiyorlar. Yemeğe Prof. Doğu Ergil, Doç. Mesut Yeğen, AKP Adıyaman Milletvekili Faruk Ünsal, HAK-PAR Genel Başkanı Sertaç Bucak, DTP Genel Başkan Yardımcısı Niyazi Gül katılıyor. Yemekte, %10 seçim barajı ve Kürt sorunu gündeme geliyor. Almanlar, AKP temsilcisine "Erdoğan son derece karizmatik bir lider. Cumhurbaşkanı olursa, AKP dağılabilir, bunu göremiyor musunuz" diyor. Alman heyeti, cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin başlamasına neredeyde 15 gün kaldığını, ancak hâlâ adayın belirlenememesini de 'şaşkınlıkla' karşıladıklarını belirtiyorlar. Fransa'da cumhurbaşkanının iki yıl öncesinden belli olduğunu ve çalışmaya başladığını ve ABD'de de buna benzer sürecin işlediğini kaydediyorlar. Bu Cumhuriyet'de Ayşe Sayın'ın yazdığı bir haberin özeti.
Cumhurbaşkanlığı makamının 'kaçırılmak' istenmesin Almanların Yeşiller'i demokratik bulmuyor.
Bal gibi olacak
BU ülkenin, cumhuriyetin artık sizin korumanıza ihtiyacı yok. Bırakın artık, ülkenin kaderiyle oynayıp durmayın. Akan su yatağını bulurmuş, neden hâlâ baş ağrısı gibi durmadan ülkenin geleceğinin önünde set olup duruyorsunuz.
Atatürkçüymüş, cumhuriyetçiymiş, laisizm sarmalıyla sarhoş olmuş falan filan.
Herkes Atatürk'ü sevmeyi sizden mi öğrenecek, herkes bir ülkede nasıl özgür olunur bilmiyor mu? Ülkeye bağlı olmasak onun uğrunda ölür müyüz? Yazık ediyorsunuz ülkenin geleceğine. Vicdan yok mu sizde? Sanki Sayın Erdoğan bu ülkeyi sevmeyi, Atatürk'ü sevmeyi, Anayasa'ya bağlılığı sizden öğrenecek. Öğrenmeyecek bayım öğrenmeyecek.
Sayın Erdoğan ne yaptı? Ülkeyi geliştirmek için gece gündüz çalıştı ama seçkinler grubu olmaz diyor. Neden olmaz kardeşim neden olmasın? Olacak, bal gibi olacak, siz istemeseniz de olacak.
Hamdi BAĞCI
Sezer'i 'yok' saydılar
KULVAR gazetesi sahibi Haşim Karakaş diyor ki:
Ümraniye Belediyesi'nin 2006 yılı faaliyet raporunu içeren 120 sayfalık kitapçığın giriş sayfasında M.Kemal Atatürk'ün, 2. sayfada Erdoğan'ın, 3. sayfada Kadir Topbaş'ın ve 4. sayfada da Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can'ın fotoğrafları var. Yani Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yok sayılmış.
Meclis'te bu konudaki tartışmalarda Belediye Başkanı Can "Ne yapalım, unutmuşuz" diyerek konuyu geçiştirdi. Acaba Başbakanımız, Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklamış olsaydı, AKP'li Ümraniye Belediyesi, bu kitapçığa Erdoğan'ın resmini koyar mıydı?
Atatürk'ün partisine 'cibiliyetsiz' denemez
BAŞBAKAN'ın, CHP'ye 'cibiliyetsiz' (soysuz, sütü bozuk; Cüneyt Arcayürek, Cumhuriyet, 4.4.2207)
demiş.
Bu hakaret, Sayın Baykal'ın "ağzını yıka, dişlerini fırçala", yanıtıyla geçiştirilebilecek basit bir hakaret olmayıp çok ağır bir hakarettir. Aynı zamanda ağır bir suçtur.
CHP, Atatürk tarafından 'Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Derneği'nin bir siyasal partiye dönüştürülmesiyle oluşturulmuş bir partidir.
Dolayısıyla bu hakaret, Ulusal Kurtuluş Savaşımımızı yönetmiş, Lozan Barış Antlaşmasını yapmış, Cumhuriyetimizi kurmuş ve Türk Aydınlanma Devrimi'ni gerçekleştirmiş olan bu derneğe ve bunun devamı olan Atatürk'ün partisine, dolayısıyla hem derneğin hem de partinin Genel Başkanı olan Atatürk'e yapılmış bir hakarettir.
'Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği'nin karşısında olan teslimiyetçi ve işbirlikçi hainlerin başında bulunan Padişah Vahdettin'i ve Başbakan Damat Ferit Paşa hükümetini Atatürk 'Nutuk'ta şöyle betimlemektadir:
"Saltanat ve Hilafet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz ve korkak. İşgalcilerin her buyruğunu yerine getirmekte.."
Atatürk'ün ölümünden sonra CHP, Atatürk'ün yolundan ayrılmış olabilir. Şu anda CHP'li olmayabiliriz. Fakat Kemalist ve aynı zamanda şehit torunları olan bizler, 'Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği'nin ve Atatürk'ün partisinin ve dahi Atatürk'ün manevi mirasçılarıyız.
Yargıtay kararına göre zaten her Türk vatandaşı, Atatürk'e hakaret suçu işleyenleri dava edebileceği gibi, açılmış davalara da müdahil olabilir. Bu nedenle tüm Kemalistleri, Sayın Başbakan aleyhine dava açmaya davet ediyorum.
Prof. Dr. Süleyman ÇELİK- Ondokuz Mayıs Üniversitesi-Samsun
Neden Prof. Sinanoğlu
"TÜRKİYE Cumhuriyeti profesörü unvanına sahip ilk ve tek Türk bilim adamı. 26 yaşında profesör olarak dünyanın en genç yaşta profesör olma unvanını elde etmiş ve yapmış olduğu bilimsel çalışmaları ile Türkiye'de ve dünyada saygın konuma gelmiş, adının verildiği kurumlarda bilim dünyasına büyük katkılar sağlamıştır. Ülkemizin bilim ve teknoloji alanında atılım yapabilmesi için bu konularda da öngörüsü geniş bir cumhurbaşkanına ihtiyacı vardır. Cumhurbaşkanlığı da siyaset üstü bir kurum olup halkın her kesimine, görüşlerine bakmaksızın kulak vermesi ve birleştirici unsurunu kullanması gerekmektedir."
'Kemalistler' sitesinde Cumhurbaşkanlığı'na 'süper bir aday' olarak yukarıda tarifi yapılan Prof. Oktay Sinanoğlu için "Dâhi, Türk diline sahip çıkan, milli birlik isteyen, tevazu sahibi, vatansever bir insan."
Biliyor musunuz
GEBZE, Darıca Süreyya Yalçın İlköğretim Okulu'nda öğrencilerinin gözleri önünde meslektaşı tarafından vurulan ve cenazesi büyük bir kalabalık tarafından kaldırılan Hüseyin Cebe, memleketi Malatya'nın Akçadağ ilçesinde toprağa verilirken, Cebe'nin amcası Şerif Cebe'nin "Vatansever, Atatürkçü, laik bir öğretmen olan yeğenimin vurulma gerekçesi Alevilik. O öğretmen daha önceden iki öğretmeni vuracağını söylemiş" dediğini...
Büyükşehir, ihaleyi iptal etti, tiyatro sanatçıları şimdiye kadar en büyük eylemi ortaya koydu
DÜN köşemizden duyurduğumuz "Tiyatro'ya 2. darbe' yazısında sözünü ettiğimiz 'Harbiye Kültür Vadisi' projesi ihalesi 'şartlar oluşmadığı' için iptal edilirken, 'Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımına karşı çıkan Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Şehir Tiyatrosu'nun oyuncu ve teknik elemanları, Şehir Tiyatroları'nın tarihinde ilk kez bu kadar büyük bir eylem ortaya koydular.
Büyükşehir Belediyesi'nin açtığı 'Harbiye Kültür Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi Hizmet Alımı İşi' ihalesi yapıldığı saatlerde, Harbiye'deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin önünde toplanan sanatçı ve teknik elemanlar, tiyatro binalarının yıkımına karşı sessiz bir eylem başlıyorlardı.
Bazı pankartlarda "Yıkılırsa Zobu ve Muhsin Bey'in kemikleri sızlar", "Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılmak isteniyor, tiyatronun haberi yok" deniyordu.
Sanatçıların yüzlerinde Muhsin Ertuğrul maskeleri vardı.
Slogan atılmıyordu.
Bu arada Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği'nin bir bildiri okundu.
Bildiriyi, Şehir Tiyatroları'nın eski Sanat Yönetmeni Erol Keskin okudu.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımına karşı gerçekleştirilen eyleme katılan bazı isimler şunlar:
Şehir Tiyatroları'nın eski Sanat Yönetmenlerinden Gencay Gürün, Göksel Kortay, Haldun Dormen, Hadi Çaman, Ayla Algan, Fuat İşhan, Mücap Ofluoğlu, Aytaç Arman ve Muhsin Ertuğrul'un eşi Handan Ertuğrul...
Şehir Tiyatrolarında görev yapmış çok sayıda emekli ve yaşlı sanatçı da Harbiye'ye gelmişti.
Şehir Tiyatrolarında 650'e yakın personel çalışıyor, bunun 380'i tiyatro sanatçısı, geri kalanı da teknik eleman...
İHALE İPTAL EDİLDİ
Bu arada Büyükşehir'den, ihalenin, şartlar oluşmadığı gerekçesiyle iptal edildiği haberi geldi.
Büyükşehir'den yapılan yazılı açıklamada, ihale için 4 katılımcının şartname aldığı hatırlatılarak, İhale Komisyonunun toplandığı ve ihaleye bir firmanın teklif verdiği anımsatıldı.
Açıklamada, “İhale Komisyonunun değerlendirmesi sonucu; Arima firmasının verdiği teklif evrakı eksik olduğu ve ihale şartlarını sağlamadığı için ihale gerçekleşmedi" denildi.
Arima firmasının, Erol Kuzubaşoğlu'na ait olduğu öğrenildi.
EYLEM SÜRECEK
Şehir Tiyatrosu sanatçılarının buna rağmen eylemi sürdürecekleri açıklandı.
Bildiri dağıtan sanatçılar, 10 kişilik gruplar halinde eylemlerini 23.30'a kadar sürdürecekler.
Bir tiyatro sanatçısı "Bu Büyükşehir Belediyesi'nde en büyük sanatçı eylemidir. Oyuncusundan teknik elemana kadar herkes birlikte hareket ediyoruz" dedi.
ULUSOY NE DİYOR
TURİZM sektörünün en önemli meslek örgütlerinden TÜRSAB Genel Başkanı Başaran Ulusoy, 'Tiyatroya 2. darbe' başlıklı 'Kongre Vadisi' ile ilgili yazımızda adlarının geçmesi üzerine bir açıklama gönderdi. Açıklama şöyle:
"Söz konusu yazının içeriğinde, AKM'nin yıkım kararının ardından Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin de yıkılacağı, bu sebeple de Birliğimizin öncülük ettiği bu projeye mimar ve sanatçıların tepkili olduklarından bahsedilmektedir.
Bilindiği gibi AKM ile Kongre Vadisi Projesi arasında hiçbir bağlantı bulunmamakta olup, biri Kültür ve Turizm Bakanlığı diğeri ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı mülkiyetinde bulunan iki farklı yapıdır. Ve bu iki yapının iyileştirilmesine yönelik projeler arasında hiçbir ilişki bulunmamaktadır.
Kaldı ki, Birliğimizin sanata ve sanatçıya verdiği değer ve önemin hangi boyutlarda olduğu bugüne kadar yaptığı çalışmalardan da çok net anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, sanki bir inşaat firmasıymış gibi gösterilmeye çalışılması, son derece yanlış bir yaklaşımdır."
(Aslında bizim yazımız, hem AKM'nin hem de Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımına ilişkin sanatçıların gösterdiği tepkiyi ve ihalenin bugün (dün) yapılacak ihaleyi anlatıyordu.
Biz de, TÜRSAB'ın sadece Kongre Vadisi projesinde yeraldığını, AKM ile bir ilgileri olmadığını biliyoruz tabii ki... Ancak hem mimarlar olsun, hem de sanatçılar olsun, her iki sanat merkezinin yıkılmasına karşı çıktıklarını vurgulamak istedik. Yoksa ikisini karıştırmış değiliz.)
Ulusoy, 23 martta yayınladığı bildiri de göndermiş. Metinde, Habitat 1966 ile ilgili olarak şöyle diyor:
"İşte bu yıllarda İstkanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nın devreye girmesi ile Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi, Hilton Exhibition Center, İstanbul Radyoevi binası ve aşağıda Açık Hava Tiyatrosu ile tamamlanan devasa bir 'Kongre Vadisi' ortaya çıkmıştır."
SANATÇIYA SAYGI YOK
İstanbul'un tabii ki bu yerlere acil gereksinimi var. Ulusoy'un başarılı çalışmalarını da biliyoruz.
Bakın o bildiride ne güzel söylüyor:
"İstanbul'un o eşsiz silüetini bozmayacak, aksine bu güzelliklere destek verecek projelere imza atardım. Eski yerleşimi korur, yeni yerleşimin bu silüeti bozmasına izin vermezdim."
Dünya Kenti 2010 için bir anda panikleyen Büyükşehir Belediyesi'nin, bir anda AKM'yi, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni alel acele yıkmaya kalkışması, kamuoyu ile hiçbir şeyi paylaşmaması, ortaya konulacak projenin ne olduğunun bilinmemesi ve tartışılmaması, yönetmen ve sanatçılarla konuşulmaması ve "ben yaptım oldu" zihniyeti tabii ki, tepki doğuracaktır.
İlk önce sanatçıya saygı gerekli değil mi?
Burası Belediye'nin dediği gibi 'Kültür Vadisi' mi, yoksa TÜRSAB'ın vurguladığı gibi
'Kültür Vadisi'mi olacaktır, hangisi...
İstanbullular bunu öğrenmek istiyorlar.
Rus halkının %63.4'ü 'Türkiye dost, partner' diyor
MOSKOVADA'dan yayın yapan günlük haber sitesi TürkRus.Com'un, Rusya Kamuoyu Araştırmaları Merkezi'ne (VTsIOM) yaptırdığı özel anket, her üç Rusya vatandaşından ikisinin Türkiye'ye 'dost ya da partner ülke' gözüyle baktığını ortaya koydu.
Anket, ülkenin en saygın kamuoyu araştırma şirketi olan VITsIOM tarafından, mart ayı sonunda Rusya çapında 153 yerleşim biriminde 1600 kişiyle yüz yüze gmrülülkerek yapıldı. “Rusya için sizce Türkiye neyi temsil ediyor?”sorusuna anket katılımcılarının %52.8'i 'partner', %11.5'i 'dost' cevabını verdi. Türkiye'yi Rusya'nın 'rakibi' olarak gören Rusların oranı % 12.1. Sadece %3.6'lık bir kitle Türkiye'yi 'düşman' olarak algılıyor. Anket katılımcılarından yüzde 20'si ise, soruyu cevapsız bıraktı.
Anket sonuçları, özellikle gençler ve orta yaşlılar arasında Türkiye'ye “dost ve partner” olarak bakanların oranının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Anketi yapan şirketin uzmanları, en yaşlı gruptakiler içinde Türkiye'nin rakip ya da düşman olduğunu düşünenlerin daha yüksek olduğunu, bunun da eski dönemin önyargılarından kaynaklandığını düşünüyor. Bir başka önemli nokta da, gelir düzeyi arttıkça Türkiye'ye sempati ile bakanların oranının artması.
TürkRus.Com sitesinin editörü Suat Taşpınar, “Çok değil 15 yıl önce, önyargıların etkisiyle halkların birbirlerine ‘hasım' gözüyle baktıkları bir dönemden yola çıktık. 15 yılın sonunda eğer Rusya'nın en önemli, en saygın kamuoyu araştırma şirketinin ülke çapındaki dev anketi, ‘Her üç Rusya vatandaşından ikisi Türkiye'yi partner ya da dost olarak görüyor' diyorsa, bu muazzam bir sonuç” dedi. Taşpınar, “Özellikle turizm, halkların karşılıklı olarak birbirlerini daha yakından tanımasına ve önyargıların azalmasına büyük katkı sağladı. Turizm sayesinde, hayatlarının en güzel çocukluk anılarını Türkiye'de yaşayan bir Rus nesli yetişiyor. Onlar gerçek Türkiye dostları olacaklar ve Rusya'da Türkiye lobisi böylece kendiliğinden oluşacak. Son yıllarda Rusların Türkiye'ye bakışı olumlu yönde hızla değiştiyse, bunda Putin faktörü de çok önemli. Çünkü Rusya'da en önemli ve hatta tek etkili ‘kanaat önderi' olarak Putin'in Türkiye ile ilgili olumlu sözleri ve attığı yapıcı adımlar, halkta da drin etki yarattı” değerlendirmesini yaptı.
Anket, Rusya'daki en büyük Türk şirketlerinden Rönesans İnşaat'ın sponsorluğunda yapıldı. www.turkrus.com ; e-mail: bilgi@turkrus.com
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6279322&yazarid=42
Tiyatroculardan Maskeli Tepki
150'yi aşkın tiyatrocu, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkım kararına tepkilerini göstermek için maskeli eylem yaptı.
İstanbul Şehir Tiyatrosu oyuncuları, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde yüzlerine taktıkları Muhsin Ertuğrul maskesiyle sessiz bir eylem gerçekleştirdi. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılarak yerine yeni bir tesis yapılmak istenmesi nedeniyle düzenlenen eyleme, 150'yi aşkın tiyatrocu katıldı. "İstanbul: Susuyoruz, lütfen dinle" adı altında gerçekleştirilen eylemde, tiyatrocuların hepsi yüzlerine taktıkları Muhsin Ertuğrul maskesiyle tepkilerini gösterdi. Tiyatrocu Orhan Alkaya ise "Sesimizi susarak duyurduk" dedi.
Güngör KARAKUŞ (MERKEZ)
Kaynak: http://www.takvim.com.tr/gnc119.html
İstanbul Şehir Tiyatrosu oyuncuları, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde yüzlerine taktıkları Muhsin Ertuğrul maskesiyle sessiz bir eylem gerçekleştirdi. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılarak yerine yeni bir tesis yapılmak istenmesi nedeniyle düzenlenen eyleme, 150'yi aşkın tiyatrocu katıldı. "İstanbul: Susuyoruz, lütfen dinle" adı altında gerçekleştirilen eylemde, tiyatrocuların hepsi yüzlerine taktıkları Muhsin Ertuğrul maskesiyle tepkilerini gösterdi. Tiyatrocu Orhan Alkaya ise "Sesimizi susarak duyurduk" dedi.
Güngör KARAKUŞ (MERKEZ)
Kaynak: http://www.takvim.com.tr/gnc119.html
Sessiz 'çığlık' bu defa gür çıktı
06/04/2007
Tiyatro ve sanat dünyasının üstünde dolaşan kara bulutların ardı arkası kesilmiyor. Bakanlığın, Atatürk Kültür Merkezi ve Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni yıkmak istemesine, sanatçılar ve sanat kurumları dün bir kez daha büyük tepki gösterdi. Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde bir araya gelen sanatçılar bir basın açıklamasıyla tepkilerini dile getirdiler.
Şehir Tiyotroları adına basın açıklamasını Erol Keskin oloıdu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi. "İstanbul Şehir Tiyatrosu, 93 yıla uzanan nitelikli sanat serüvenini 'özerk' bir tiyatro kurumu olarak ve dünyadaki benzerleri gibi yasal güvenceye kavuşarak sürdürmelidir. Türkiye tiyotro tarinin belleğini oluşturan şehir tiyatrosunun dünya sahnesinde söz sahibi olabilmesinin yolu özerk statü ile teminat altına alınmış sanatsal yaratım süreçlerinin önünü açmaktan geçer.
1870 imtiyazıyla inşa edilen, 1970'te yanan ya da yıkılan Tepebaşı Tiyotrosu'nun yadigârı saydığımız tek tiyatro binası Muhsun Ertuğrul Sahnesi, şehir tiyotrosu tarihinin yaşayan simgesi ve kalbidir. Kentin ve kentlinin yoksuUaştırılmış belleğinde ve 93 yıla uzanan tarihinde 49 ayrı tiyatro binasında oyunlar oynamış, bu binaların çok büyük bölümünü sanat dışı işlevler uğruna yitirmiş şehir tiyatrosuna yeni bir darbe vurulmamalıdır. Kentimizi tiyatronun büyülü ışığı altında aydınlatmak için birlikte atacağımız her adım, geleceğimizi inşa edecek, tarihin bu keskin kavşağında hep birlikte olmanın değerini bilmeliyiz." Erol Keskin açıklamayı, "Lütfen dinle İstanbul, biz susuyoruz" diyerek bitirdi. Daha sonra sanatçılar 14 Nisan 2007'de Ankara Tan-doğan Meydanı'nda buluşmak üzere eylemlerini sona erdirdi.
AZİZ: BAKANLIĞI ANLAYAMIYORUM
Basın açıklamasından sonra görüşünü aldığımız sanatçılardan Ayla Algan; "Eğer gerçekten gösterilen plandaki gibi yerine yeni bir tiyatro yapılacaksa güzel bir gelişme. 2010 yılında İstanbul kültür şehri oluyor, eğer bu tiyatro o tarihe kadar yetişecekse güzel bir şey ama bize söz versinler burada olacağına; çünkü tiyıatroların yerine mağazalar açıyorlar, mağazalar insanları tüketime alıştırıyor, ruhsal bir durum değildir bu. Bu sınıf çatışması getirir. Bütün dünyada operalar baleler tiyatroların yeri meydanlardır, yine mağazalar açsınlar ama meydanlara değil belki bu mağazalar ve markalar Türkiye'ye para kazandırabilir ama çocuklarımızı kaybettirir" şeklinde konuşurken Rutkay Aziz ise; "Kültür Bakanlığı'nın bu politikaları ülkeyi nereye götürecek, özellikle 2010 yılında İstanbulu'un kültür başkenti olacağını düşünürsek bu yıkım politikalarıyla bir yere varılacağına inanmıyorum" dedi.
Sanatçı Mehmet Esatoğlu ise "Biliyoruz ki Türkiye'de uzun zamandır özelleştirme ile her türlü kültürel değerler sermayeye peşkeş çekiliyor, sanat çevreleri bunu hep izah etmeye çalıştı, her 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nde 'gözünüzü açın üstünüze geliyor' dedik ve şimdi geldi bize dayandı. Burada sanatın kurumlarını yok etmek istiyorlar; çünkü yabancı sermayenin buralara ihtiyacı var. Buraları sanat alanı olarak görmek istemiyorlar. Şimdi bu noktada sanat çevreleri buralar yıkılırken ya Atatürk ağlaşması yapacak ya da bu ülkede ciddi bir sanat politikası oluşturma yolunda çalışmalar yapacak. Sanat alanı 1980'den bu yana bu işi yapmadı ki...
12 Eylül sanat alanına ciddi bir saldırı yaptı. Sanatçılar dışarı atılırken hiçbir tepki örgütlenmedi. Bugün yeni bir perspektif oluşturmak lazım. Bu perspektif bu ülkedeki kültürel sanatsal duruma karşı yeni bir cephe oluşturmalı bu cephe öncelikle yabancı sermayeye karşı durmalı. Ciddi bir kavga vermeli çünkü asıl hedef Amerikan emparyalizmi olmak zorunda. Bu kavgada herkesin kaybedecekleri var ve bu kaybedişlere karşın olmalı. Belki Can Yücel'in dediği gibi tv kanalizasyonunda (dizilerinde) bizlere rol vermeyecekler ama bu sayade Türkiye'de sanat ve kültür alanında bir cephe ve özgür üretimleri ortaya çıkacaktır." şeklinde konuştu.
BÜLENT ZEYTİN - MELİKE NAZAN ER0ĞLU
Kaynak: http://www.birgun.net/bolum-70-haber-38805.html
Tiyatro ve sanat dünyasının üstünde dolaşan kara bulutların ardı arkası kesilmiyor. Bakanlığın, Atatürk Kültür Merkezi ve Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni yıkmak istemesine, sanatçılar ve sanat kurumları dün bir kez daha büyük tepki gösterdi. Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde bir araya gelen sanatçılar bir basın açıklamasıyla tepkilerini dile getirdiler.
Şehir Tiyotroları adına basın açıklamasını Erol Keskin oloıdu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi. "İstanbul Şehir Tiyatrosu, 93 yıla uzanan nitelikli sanat serüvenini 'özerk' bir tiyatro kurumu olarak ve dünyadaki benzerleri gibi yasal güvenceye kavuşarak sürdürmelidir. Türkiye tiyotro tarinin belleğini oluşturan şehir tiyatrosunun dünya sahnesinde söz sahibi olabilmesinin yolu özerk statü ile teminat altına alınmış sanatsal yaratım süreçlerinin önünü açmaktan geçer.
1870 imtiyazıyla inşa edilen, 1970'te yanan ya da yıkılan Tepebaşı Tiyotrosu'nun yadigârı saydığımız tek tiyatro binası Muhsun Ertuğrul Sahnesi, şehir tiyotrosu tarihinin yaşayan simgesi ve kalbidir. Kentin ve kentlinin yoksuUaştırılmış belleğinde ve 93 yıla uzanan tarihinde 49 ayrı tiyatro binasında oyunlar oynamış, bu binaların çok büyük bölümünü sanat dışı işlevler uğruna yitirmiş şehir tiyatrosuna yeni bir darbe vurulmamalıdır. Kentimizi tiyatronun büyülü ışığı altında aydınlatmak için birlikte atacağımız her adım, geleceğimizi inşa edecek, tarihin bu keskin kavşağında hep birlikte olmanın değerini bilmeliyiz." Erol Keskin açıklamayı, "Lütfen dinle İstanbul, biz susuyoruz" diyerek bitirdi. Daha sonra sanatçılar 14 Nisan 2007'de Ankara Tan-doğan Meydanı'nda buluşmak üzere eylemlerini sona erdirdi.
AZİZ: BAKANLIĞI ANLAYAMIYORUM
Basın açıklamasından sonra görüşünü aldığımız sanatçılardan Ayla Algan; "Eğer gerçekten gösterilen plandaki gibi yerine yeni bir tiyatro yapılacaksa güzel bir gelişme. 2010 yılında İstanbul kültür şehri oluyor, eğer bu tiyatro o tarihe kadar yetişecekse güzel bir şey ama bize söz versinler burada olacağına; çünkü tiyıatroların yerine mağazalar açıyorlar, mağazalar insanları tüketime alıştırıyor, ruhsal bir durum değildir bu. Bu sınıf çatışması getirir. Bütün dünyada operalar baleler tiyatroların yeri meydanlardır, yine mağazalar açsınlar ama meydanlara değil belki bu mağazalar ve markalar Türkiye'ye para kazandırabilir ama çocuklarımızı kaybettirir" şeklinde konuşurken Rutkay Aziz ise; "Kültür Bakanlığı'nın bu politikaları ülkeyi nereye götürecek, özellikle 2010 yılında İstanbulu'un kültür başkenti olacağını düşünürsek bu yıkım politikalarıyla bir yere varılacağına inanmıyorum" dedi.
Sanatçı Mehmet Esatoğlu ise "Biliyoruz ki Türkiye'de uzun zamandır özelleştirme ile her türlü kültürel değerler sermayeye peşkeş çekiliyor, sanat çevreleri bunu hep izah etmeye çalıştı, her 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nde 'gözünüzü açın üstünüze geliyor' dedik ve şimdi geldi bize dayandı. Burada sanatın kurumlarını yok etmek istiyorlar; çünkü yabancı sermayenin buralara ihtiyacı var. Buraları sanat alanı olarak görmek istemiyorlar. Şimdi bu noktada sanat çevreleri buralar yıkılırken ya Atatürk ağlaşması yapacak ya da bu ülkede ciddi bir sanat politikası oluşturma yolunda çalışmalar yapacak. Sanat alanı 1980'den bu yana bu işi yapmadı ki...
12 Eylül sanat alanına ciddi bir saldırı yaptı. Sanatçılar dışarı atılırken hiçbir tepki örgütlenmedi. Bugün yeni bir perspektif oluşturmak lazım. Bu perspektif bu ülkedeki kültürel sanatsal duruma karşı yeni bir cephe oluşturmalı bu cephe öncelikle yabancı sermayeye karşı durmalı. Ciddi bir kavga vermeli çünkü asıl hedef Amerikan emparyalizmi olmak zorunda. Bu kavgada herkesin kaybedecekleri var ve bu kaybedişlere karşın olmalı. Belki Can Yücel'in dediği gibi tv kanalizasyonunda (dizilerinde) bizlere rol vermeyecekler ama bu sayade Türkiye'de sanat ve kültür alanında bir cephe ve özgür üretimleri ortaya çıkacaktır." şeklinde konuştu.
BÜLENT ZEYTİN - MELİKE NAZAN ER0ĞLU
Kaynak: http://www.birgun.net/bolum-70-haber-38805.html
İstanbul: Susuyoruz, lütfen dinle!

06.04.2007
AKM’nin ardından yıkılmak istenen Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ni savunan tiyatrocular, ‘İstanbul: Susuyoruz, lütfen dinle’ dediler
İstanbul Şehir Tiyatroları sanatçıları ve ti-yatro meslek odaları, seyircileriyle birlikte yıkılması söz konusu olan Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin önünde ti-yatrolarını savundu. Muhsin Ertuğrul maskesi takarak eylem süresince sessiz kalan sanatçılar şu çığlığı yükselttiler:
AKM’nin ardından yıkılmak istenen Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ni savunan tiyatrocular, ‘İstanbul: Susuyoruz, lütfen dinle’ dediler
İstanbul Şehir Tiyatroları sanatçıları ve ti-yatro meslek odaları, seyircileriyle birlikte yıkılması söz konusu olan Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin önünde ti-yatrolarını savundu. Muhsin Ertuğrul maskesi takarak eylem süresince sessiz kalan sanatçılar şu çığlığı yükselttiler:
“İstanbul: Susuyoruz, lütfen dinle!”
Kader değildir
Şehir Tiyatroları’ndan emekli tiyatro sanatçısı Erol Keskin, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin, kentin merkezinde yer alan “çok amaçlı virüs”ten sakındıkları tek tiyatro binaları olduğunu söyledi. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin bütünlüğü bozulmadan korunması gerektiğini ifade eden Keskin, “Zinhar yıkılmamalı, başka işlevlere iliştirilmemelidir” dedi. “2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan, hazırlanması gereken İstanbul kentinin, tiyatro binası sayısına ilişkin üzücü yoksulluğu kader değildir” diyen Keskin şöyle konuştu: “Şehir Tiyatrosu, kent merkezinde, tarihine ve statüsüne yaraşır bir tiyatro binası kompleksine bir an önce kavuşturulmalı, bununla yetinilmemeli; İstanbul kenti tiyatro, opera binaları, konser salonları ile donatılmalıdır.”
Sessiz eylemin bir matem suskunluğu olmadığını vurgulayan Orhan Alkaya, Türkiye’nin layık olduğu sanat ortamını yitirmeyeceğini dile getirdi.
Sanatçılar, yıkılmak istenen tiyatro binalarını savunmaya devam edeceklerini bildirdi. (İstanbul/EVRENSEL)
Kader değildir
Şehir Tiyatroları’ndan emekli tiyatro sanatçısı Erol Keskin, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin, kentin merkezinde yer alan “çok amaçlı virüs”ten sakındıkları tek tiyatro binaları olduğunu söyledi. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin bütünlüğü bozulmadan korunması gerektiğini ifade eden Keskin, “Zinhar yıkılmamalı, başka işlevlere iliştirilmemelidir” dedi. “2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan, hazırlanması gereken İstanbul kentinin, tiyatro binası sayısına ilişkin üzücü yoksulluğu kader değildir” diyen Keskin şöyle konuştu: “Şehir Tiyatrosu, kent merkezinde, tarihine ve statüsüne yaraşır bir tiyatro binası kompleksine bir an önce kavuşturulmalı, bununla yetinilmemeli; İstanbul kenti tiyatro, opera binaları, konser salonları ile donatılmalıdır.”
Sessiz eylemin bir matem suskunluğu olmadığını vurgulayan Orhan Alkaya, Türkiye’nin layık olduğu sanat ortamını yitirmeyeceğini dile getirdi.
Sanatçılar, yıkılmak istenen tiyatro binalarını savunmaya devam edeceklerini bildirdi. (İstanbul/EVRENSEL)
Hepimiz Muhsin Ertuğrul'uz

Oyuncular Muhsin Ertuğrul maskesi takarak Muhsin Ertuğrul'un yıkılmasına tepki gösterdi.
Fotoğraf: Ozan Güzelce
06/04/2007
İSTANBUL - Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve çevresinin kongre vadisi olarak düzenlenmesiyle ilgili proje ihalesinin yapılacağı saatlerde yani dün saat 11.00'de oyuncular Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin önünde buluştu. 150 kişilik kalabalık tiyatronun yıkılmaması için susma eylemi yaptı.
'İstanbul: Susuyoruz, lütfen dinle!' başlıklı bildiriyi Erol Keskin okudu. "Şehir Tiyatrosu'na yeni bir darbe vurulmamalıdır" mesajını verdiler kısaca. Tepkilerini gösterirken de en büyük gücü Harbiye'deki sahneye adını veren Muhsin Ertuğrul'dan aldılar. Yüzlerine onun maskesini taktılar. Şehir Tiyatroları oyuncularının yanı sıra Haldun Dormen, Rutkay Aziz, Bedri Baykam gibi isimler de vardı eylemde. Üzerinde 'Uyusan daha iyiydi' yazılı Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un karikatürünün olduğu bir pankartın da açıldığı eylemin en küçük direnişçisi ise Sevinç Erbulak'ın henüz pusetteki kızıydı.
Dünden itibaren ayrıca tiyatrodan 10 kişilik bir grup saat 19.00'dan oyun bitimine kadar Muhsin Ertuğrul'un önünde sahnenin yıkılması için 'direniş' nöbeti tutmaya başladı.
(Kültür Sanat)
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=217623
Kültür Vadisi ihalesinde 'şartlar oluşmadı'
06/04/2007
İSTANBUL - "Harbiye Kültür Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi Hizmet Alımı İşi" ihalesi, şartlar oluşmadığı için gerçekleşmedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamada, ihale için 4 katılımcının şartname aldığı hatırlatılarak, İhale Komisyonunun bugün toplandığı ve ihaleye bir firmanın teklif verdiği anımsatıldı.
Açıklamada, "İhale Komisyonunun değerlendirmesi sonucu; Arima firmasının verdiği teklif evrakı eksik olduğu ve ihale şartlarını sağlamadığı için ihale gerçekleşmedi" denildi.
Kaynak: http://www.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?upsale_id=307123&dept_id=255
İSTANBUL - "Harbiye Kültür Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi Hizmet Alımı İşi" ihalesi, şartlar oluşmadığı için gerçekleşmedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamada, ihale için 4 katılımcının şartname aldığı hatırlatılarak, İhale Komisyonunun bugün toplandığı ve ihaleye bir firmanın teklif verdiği anımsatıldı.
Açıklamada, "İhale Komisyonunun değerlendirmesi sonucu; Arima firmasının verdiği teklif evrakı eksik olduğu ve ihale şartlarını sağlamadığı için ihale gerçekleşmedi" denildi.
Kaynak: http://www.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?upsale_id=307123&dept_id=255
Kongre Vadisi İstanbul'a İhanettir - Okuyucu Görüşleri
emre gürsoy - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 09:48
Sn. Ebru Hanım, büyük kongreler için yeterli olmadığını düşündüğünüz yerde, Nato toplantısı, İslam Kongresi vs. gibi çok büyük organizasyonlar gerçekleştirilmiştir. Kıyaslamanıza taraf aldığınız 1-2 yüzyıllık tarihi olan ABD ve medeniyetin başlangıcından beri yerleşim yeri olan İstanbul.Uğur Hocamızın yaptığı değerlendirme son derece doğrudur.Kıyaslama yapmak istiyorsanız lütfen avrupa ülkelerine bir bakalım, oradaki uygulamaları gözlemleyelim ve önümüze konan her sonuca inanmayalım.
Mert Erkal - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 09:41
Amerika dan katilan sevgili Ebru hanıma cevaben, Mesele kongre salonu inşa etmek meselesi değildir. Oraları topluma malolmuş, Istanbul u Istanbul yapan yerlerdir. Yilda gelecek birkac bin kongre katilimcisi icin milyonlarca insanın anılarına saygısızlık etmeye gerek yok. Çok istiyorlarsa o 5 yıldızlı otellerin altına inşa etsinler. Böylece odalarından asansör ile inebilirler sevgili misafirlerimiz. Bu da benim çarem...
Zülfiye H.Fazlıoğlu. - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 09:38
Tamam çok güzel, üretmek istiyorsunuz ama neden yeni bişeyler için sadece yıkımı çözüm olarak görüyorsunuz.Bir fikre odaklandığınızda bunun planlanması aşamasında sadece tek açıdan bakıyor,varolması için engel olduğunu düşündüğünüz değerleri-ne kadar eski olursa olsun-gözardı edebiliyorsunuz.İstanbul herşeyden önce tarihi kimliğiyle değer kazanmış bir şehir ve siz bunlarla bu kimliğe zarar veriyorsunuz.Yapmanız gereken şeyin çok zor olduğunu sanmıyorum -ki bu, orada iseniz yapma zorunluluğunda olduğunuz birşey-sadece biraz daha duyarlı olup,birşeyler üretirken yada değiştirirken çok yönlü düşünüp,gerekli araştırmaları yapmanız,öncelikle kazanıma odaklanmanız,kayıp şartsa bunların kabullenilebilir kayıplar olmasını sağlamanız ve bunlara da sadece kendi fikrinizle karar vermemeniz!Şu an burada yazmamıza neden olan konuya baktıkça bunu yapabileceğiniz konusunda inanın ümitsizliğe kapılmıyor da değilim:(
Suleyman Damin - Diyarbakır 06 Nisan 2007, Cuma 09:30
Dünyanın en büyük fuarlarından birisi Frankfurt ta ki Messe dir.Bu devasa yapı şehrin içindedir.Bu meselenin tartışılmaya değer yanı nedir anlıyamıyorum.Biraz yurt dışını gezin lütfen.Gezmiyorsanız oralara giden insanlara sorun.Olmadı internetten bakın.Hiçbirşey yapamıyorsanız susun lütfen
nispo nispoanonin - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 09:30
Böyle kongre merkezlerinin şehir merkezinde olması(silüeti bozmamak koşulu ile)her yönden arzu ve tercih edilir.Dünyanın büyük şehirlerinde de böyledir.Ama bizdeki zihniyet herşeye muhalif..yola, tünele,köprüye, metroya gökdelene muhalif, kısacası herşeye muhalif. yıllardır istanbul gecekondulara gettolara teslim olurken yeşili katledilirken bu mimarlar ve mimarlar odası neredeydi..amacınız üzüm yemekmi yoksa bağcıyımı dövmek.
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/404724.asp&p=1
Sn. Ebru Hanım, büyük kongreler için yeterli olmadığını düşündüğünüz yerde, Nato toplantısı, İslam Kongresi vs. gibi çok büyük organizasyonlar gerçekleştirilmiştir. Kıyaslamanıza taraf aldığınız 1-2 yüzyıllık tarihi olan ABD ve medeniyetin başlangıcından beri yerleşim yeri olan İstanbul.Uğur Hocamızın yaptığı değerlendirme son derece doğrudur.Kıyaslama yapmak istiyorsanız lütfen avrupa ülkelerine bir bakalım, oradaki uygulamaları gözlemleyelim ve önümüze konan her sonuca inanmayalım.
Mert Erkal - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 09:41
Amerika dan katilan sevgili Ebru hanıma cevaben, Mesele kongre salonu inşa etmek meselesi değildir. Oraları topluma malolmuş, Istanbul u Istanbul yapan yerlerdir. Yilda gelecek birkac bin kongre katilimcisi icin milyonlarca insanın anılarına saygısızlık etmeye gerek yok. Çok istiyorlarsa o 5 yıldızlı otellerin altına inşa etsinler. Böylece odalarından asansör ile inebilirler sevgili misafirlerimiz. Bu da benim çarem...
Zülfiye H.Fazlıoğlu. - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 09:38
Tamam çok güzel, üretmek istiyorsunuz ama neden yeni bişeyler için sadece yıkımı çözüm olarak görüyorsunuz.Bir fikre odaklandığınızda bunun planlanması aşamasında sadece tek açıdan bakıyor,varolması için engel olduğunu düşündüğünüz değerleri-ne kadar eski olursa olsun-gözardı edebiliyorsunuz.İstanbul herşeyden önce tarihi kimliğiyle değer kazanmış bir şehir ve siz bunlarla bu kimliğe zarar veriyorsunuz.Yapmanız gereken şeyin çok zor olduğunu sanmıyorum -ki bu, orada iseniz yapma zorunluluğunda olduğunuz birşey-sadece biraz daha duyarlı olup,birşeyler üretirken yada değiştirirken çok yönlü düşünüp,gerekli araştırmaları yapmanız,öncelikle kazanıma odaklanmanız,kayıp şartsa bunların kabullenilebilir kayıplar olmasını sağlamanız ve bunlara da sadece kendi fikrinizle karar vermemeniz!Şu an burada yazmamıza neden olan konuya baktıkça bunu yapabileceğiniz konusunda inanın ümitsizliğe kapılmıyor da değilim:(
Suleyman Damin - Diyarbakır 06 Nisan 2007, Cuma 09:30
Dünyanın en büyük fuarlarından birisi Frankfurt ta ki Messe dir.Bu devasa yapı şehrin içindedir.Bu meselenin tartışılmaya değer yanı nedir anlıyamıyorum.Biraz yurt dışını gezin lütfen.Gezmiyorsanız oralara giden insanlara sorun.Olmadı internetten bakın.Hiçbirşey yapamıyorsanız susun lütfen
nispo nispoanonin - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 09:30
Böyle kongre merkezlerinin şehir merkezinde olması(silüeti bozmamak koşulu ile)her yönden arzu ve tercih edilir.Dünyanın büyük şehirlerinde de böyledir.Ama bizdeki zihniyet herşeye muhalif..yola, tünele,köprüye, metroya gökdelene muhalif, kısacası herşeye muhalif. yıllardır istanbul gecekondulara gettolara teslim olurken yeşili katledilirken bu mimarlar ve mimarlar odası neredeydi..amacınız üzüm yemekmi yoksa bağcıyımı dövmek.
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/404724.asp&p=1
Kongre Vadisi İstanbul'a İhanettir - Okuyucu Görüşleri
yavuzakcakaya - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:41
halıcten taksime cıkarken o yokusta bır sure harebe yerler var istimlak edip oralarda yapılması daha uygun olmazmı hemde sehrin gobegi hem oralarda mezbelelikten kurtulmus olur istanbulda bu gibi yerler cok var sehrimizin daha guzel olur ben bir vatandaş olarak cok uzuluyorum gelen yabancılar ne dusunur bilemem ilk once oralara oncelik verirsek daha iyi olur
Elif Balaban - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:39
Kültür merkezlemize bu göz niye yoksa günah mı.Hani geride kalalım geleceğimiz Irak olsun da ne olursa olsun.Dışarıya satılamayanlarda bu yolla gidicek heralde.
Sinan Albayrakoğlu - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:28
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ni kutluyorum. Yapılmak istenen her şeye körü körüne muhalefet etmek hiç hoş değil. Sanki İstanbul un muhteşem bir şehir olmasından korkuyor gibiyiz. Hem AKM hem de Muhsin Ertuğrul un şimdiki binası, İstanbul a, Taksim e yapılmış haksızlıktır. Bence İstanbul daha fazlasını hakediyor.
Orçun Gengüç - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:27
Sayın Ebru Ferah, acaba hangi alan üzerine doktora yapıyorsunuz? Görüşünü açıklayan Profesör mimar ve herhalde sizin de dediğiniz gibi konusunda ehil bir insan. Prof.Dr. Uğur Tanyeli nin mimari açıdan dediklerinin ne derece doğru olduğunu tartışacak yeterlilikte değilim ama yapılmak istenen kongre merkezlerinin İstanbul un daha ferah yerlerinde yapılması ( Bakırköy, Ataköy vb..)görüşü daha uygun değil mi? Hem trafik hem de o yerlerin daha da gelişmesi açısından.
GÜLCAN - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:15
Bu haber benim için bir şok oldu kongre vadisi yapacak başka bir yer kalmadımı istanbulun en güzel yerini ve güzelliğini bozacaksınız yer altı çalışmalarını gördük üstündeki yapılar harabe durumunda istanbulda bir çok örnekte olduğu gibi taksim karaköy metro inşatndan dolayı tarihi güzelliklerimizin kaybolması tarihimiz yok olursa böyle önemli yerler harap olursa neye yarar sizin merkezde kongre merkezi yapmanız neyi göstereceksiniz insanlara hangi tarihi hangi sahili hangi taksim meydanını çok acı birşey ihale ile verdiğiniz yerler bize yazmakta bile zorlanıyorum harabe bir şekilde geri dönecek ileride çocuklarımıza anlatacağımız güzel bir taksim harbiye anımız bile kalmayacak betonlaştırın bakalım biz böyle duygusuz bir millet olduktan sonra bizim ne tarihimiz ne parkımız ne AKM miz kalır
Kubilay Köse - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:15
Bu habere bu kadar tepki gösterilmesine bir anlam veremiyorum.Tabii ki kongre merkezleri şehrin göbeğine yapılacak, yoksa Beylikdüzüne yapıp sonra da çok uzak diye sızlanıyoruz biliyorsunuz.Ayrıca Ebru Hanım ın dediği gibi tesis yer altına inşa edilecek ve bence de çağımızın gerektirdiği bu.Her yeniliğe şiddetle karşı çıkan zihniyetin popülist düşünceden uzak bir şekilde bu konuyu değerlendirmesini rica ediyorum.
Mert Erkal - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:04
Bu bir zihniyet meselesidir. Olay Cumhuriyet in kazanımlarını tasfiye etmektir. Zaten bunu yapanlara sorarsanız kendilerini Osmanlı nın torunları olarak görürler. Çok arzu ediyorlarsa Topkapı Sarayının içinde düzenlesinler kongreleri. Hem tarihi, hem de turistik olur. Ama yapmazlar, cunku orasi onların tarihini temsil ediyor, Cumhuriyet tarihini degil.
duygu kocabaylıoğlu - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:03
23 yaşındayım, nişantaşı nda oturuyorum; burda doğdum, burda büyüdüm, tiyatronun ne olduğunu muhsin ertuğruldaki çocuk oyunlarından öğrenip, harbiyeden taksime yürümenin keyfine vardım. osmanlı nın harbiyesiyle, trt radyo binasının tarihi bütünlüğünün, karşısındaki notre dame de sion un oluşturduğu havanın farkında değil misiniz? çok mu kent romantiğiyim, çok mu duygusalım? yoksa 20 küsür yıldır yaşadığım yerde, orda yaşayanların fikri alınmadan yapılacak talana çok sinirlenmiş olabilir miyim? planladığınız kongre vadisine koskoca demokrasi parkının alanı da dahil mi sayon toptaş? zira asıl vadi o nokta? önce o parkı adam edip esrarkeşlerden temizlesiniz? orda yaşayan halk için bir şeyler yapsanız mesela? istanbul büyükşehir belediye başkanı olarak, kendi sınırlarınızdaki değil de yurtdışından gelecek milletler için çalışmaya ne kadar heveslisiniz...
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/404724.asp&p=1
halıcten taksime cıkarken o yokusta bır sure harebe yerler var istimlak edip oralarda yapılması daha uygun olmazmı hemde sehrin gobegi hem oralarda mezbelelikten kurtulmus olur istanbulda bu gibi yerler cok var sehrimizin daha guzel olur ben bir vatandaş olarak cok uzuluyorum gelen yabancılar ne dusunur bilemem ilk once oralara oncelik verirsek daha iyi olur
Elif Balaban - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:39
Kültür merkezlemize bu göz niye yoksa günah mı.Hani geride kalalım geleceğimiz Irak olsun da ne olursa olsun.Dışarıya satılamayanlarda bu yolla gidicek heralde.
Sinan Albayrakoğlu - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:28
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ni kutluyorum. Yapılmak istenen her şeye körü körüne muhalefet etmek hiç hoş değil. Sanki İstanbul un muhteşem bir şehir olmasından korkuyor gibiyiz. Hem AKM hem de Muhsin Ertuğrul un şimdiki binası, İstanbul a, Taksim e yapılmış haksızlıktır. Bence İstanbul daha fazlasını hakediyor.
Orçun Gengüç - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:27
Sayın Ebru Ferah, acaba hangi alan üzerine doktora yapıyorsunuz? Görüşünü açıklayan Profesör mimar ve herhalde sizin de dediğiniz gibi konusunda ehil bir insan. Prof.Dr. Uğur Tanyeli nin mimari açıdan dediklerinin ne derece doğru olduğunu tartışacak yeterlilikte değilim ama yapılmak istenen kongre merkezlerinin İstanbul un daha ferah yerlerinde yapılması ( Bakırköy, Ataköy vb..)görüşü daha uygun değil mi? Hem trafik hem de o yerlerin daha da gelişmesi açısından.
GÜLCAN - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:15
Bu haber benim için bir şok oldu kongre vadisi yapacak başka bir yer kalmadımı istanbulun en güzel yerini ve güzelliğini bozacaksınız yer altı çalışmalarını gördük üstündeki yapılar harabe durumunda istanbulda bir çok örnekte olduğu gibi taksim karaköy metro inşatndan dolayı tarihi güzelliklerimizin kaybolması tarihimiz yok olursa böyle önemli yerler harap olursa neye yarar sizin merkezde kongre merkezi yapmanız neyi göstereceksiniz insanlara hangi tarihi hangi sahili hangi taksim meydanını çok acı birşey ihale ile verdiğiniz yerler bize yazmakta bile zorlanıyorum harabe bir şekilde geri dönecek ileride çocuklarımıza anlatacağımız güzel bir taksim harbiye anımız bile kalmayacak betonlaştırın bakalım biz böyle duygusuz bir millet olduktan sonra bizim ne tarihimiz ne parkımız ne AKM miz kalır
Kubilay Köse - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:15
Bu habere bu kadar tepki gösterilmesine bir anlam veremiyorum.Tabii ki kongre merkezleri şehrin göbeğine yapılacak, yoksa Beylikdüzüne yapıp sonra da çok uzak diye sızlanıyoruz biliyorsunuz.Ayrıca Ebru Hanım ın dediği gibi tesis yer altına inşa edilecek ve bence de çağımızın gerektirdiği bu.Her yeniliğe şiddetle karşı çıkan zihniyetin popülist düşünceden uzak bir şekilde bu konuyu değerlendirmesini rica ediyorum.
Mert Erkal - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:04
Bu bir zihniyet meselesidir. Olay Cumhuriyet in kazanımlarını tasfiye etmektir. Zaten bunu yapanlara sorarsanız kendilerini Osmanlı nın torunları olarak görürler. Çok arzu ediyorlarsa Topkapı Sarayının içinde düzenlesinler kongreleri. Hem tarihi, hem de turistik olur. Ama yapmazlar, cunku orasi onların tarihini temsil ediyor, Cumhuriyet tarihini degil.
duygu kocabaylıoğlu - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:03
23 yaşındayım, nişantaşı nda oturuyorum; burda doğdum, burda büyüdüm, tiyatronun ne olduğunu muhsin ertuğruldaki çocuk oyunlarından öğrenip, harbiyeden taksime yürümenin keyfine vardım. osmanlı nın harbiyesiyle, trt radyo binasının tarihi bütünlüğünün, karşısındaki notre dame de sion un oluşturduğu havanın farkında değil misiniz? çok mu kent romantiğiyim, çok mu duygusalım? yoksa 20 küsür yıldır yaşadığım yerde, orda yaşayanların fikri alınmadan yapılacak talana çok sinirlenmiş olabilir miyim? planladığınız kongre vadisine koskoca demokrasi parkının alanı da dahil mi sayon toptaş? zira asıl vadi o nokta? önce o parkı adam edip esrarkeşlerden temizlesiniz? orda yaşayan halk için bir şeyler yapsanız mesela? istanbul büyükşehir belediye başkanı olarak, kendi sınırlarınızdaki değil de yurtdışından gelecek milletler için çalışmaya ne kadar heveslisiniz...
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/404724.asp&p=1
burak - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 17:29
Her görüşe muhalefet arkadaşlar.Biraz mantıklı olsanız diyorum şehrin göbeğine olmazmış neden.Şehrin göbeğine stad olmaz dediler dağ başına şehir dışına stad yaptılar ne oldu giden bir pişman.yok uzak yok yol yok falan filan derler ama millet adam akıllı bişey yapmaya çalıştığında siz partizanlık uğruna eleştirirsiniz.particilik yapmayalım. Proje gayet güzel ama bazılarının işlerine gelmediği için susuyorlar.Yaa birde Allah aşkına istanbul la özdeşmiş nokta dediğiniz Lütfi kırdar CRR gidin başka yerde değil tam oraların önünde sorun CRR nerde yada Lütfi Kırdar nerde bakalım kaç kişi burda diyecek.Bişey demiyorum deneyin.Ama iş eleştiriye gelince herkez sanatkar herkez artist herkez tiyatrocu herkez siyasetçi herkez çağdaş herkez entellektüel.sizinki aslında Armudun sapı üzümün çöpü davası
Hakan Seber - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 14:54
Liberal gelecek isimli arkadaş bizim millet olayı duygusömürüsüne çevirir diyorsun peki "bizim" belediyelerin senede iki, üç kez kaldırım değiştirdiğini tarihi binaları "yandıktan" sonra otopark yaptıklarını Ankara daki gibi 2002 senesinde açılan bir çevre düzenlemesi uygulamasının hala neden ve nasıl bitirelemediğini ve halka çektirilen ızdırapları İstanbul da inceleme kazısı yapılırken metro duvarının delindiğini Yenikapı metro hattı kazısı yapılırken tarihi kentin üzerinden geçilmek istendiğini vs.vs.vs biliyormusun.Bu arada İstanbul un trafik alt yapısı normal haftaiçi trafiğini kaldırmazken kongre olayını avrupa kongre düzünleme kriterlerine bağlamanda bilmiyorum ne kadar doğru
gürkan - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 13:53
Rant rant rant yetti artık biraz da istanbulluyu düşünün. Bu nasıl bir belediyecilik anlayışıdır ki belediyenin projelerine kimse müdahil olamıyor? Ne işe yarayacağı belli olmayan, alternatifleri tartışılamayan projeler üretip, bunu yapıyoruz yerseniz diyerek belediyecilik yapılıyor.(Kamuoyu baskısı olmasa iett arazisini öldü fiyatına vereceklerdi.) Neden istanbullu olarak bizim görüşlerimiz alınmıyor, bunlar tartışılmıyor?
liberal gelecek - Ankara 06 Nisan 2007, Cuma 13:46
Aslinda haberde okadar ilginc birsey yok. 2kisi yapilmasi istenen merkez hakkinda fikirlerini aciklamis olayi tartismak hos vede güzel. Avrupada yasayan biri olarak sunu söylemeliyimki, özellikle Kita avrupasinda sehirlerin mimari yapisina cok dikkat edilir ama ona ragmen böyle Kongre merkezleri sehrin önemli merkezi yerlerine yapilir amac oralara gelecek gelir seviyesi yüksek kisilerin sehrin o merkezlerinde harcama yapmasini saglamak. Bu baglamda ABD yasayan Ebru hanimin fikrinede katiliyorum. bizim millet biraz hemen olayi duygusömürüsü, politize vede uluslararasi problem tariholayi bile yapmis. Yerin altinda oldugu sürece mimari yapiyi bozmadigi sürece orada yapilmali, anlamsiz baska biryere yapilmasi hickullanilmamasi demekdirki ozaman yapmasinlar. Istanbulda cok Kongre oldugunu söyleyenler uluslararasi kongre düzenlemede bir Istanbulun siralmasina baksinlar, nedeninide tarafsiz düsünsünler ondan sonra yorumlar yazsinlar.
Özgür Can - Antalya 06 Nisan 2007, Cuma 13:29
Her kentin kendine has bir mimarisi vardır.Bu mimari yapı,o kentin tarihinden ve kültüründen ileri gelir.Vapura binende Dolmabahçe Sarayı nı görebiliyorsanız; bu,mimarinin korunmasından ileri gelir.Yukarıda çok güzel bir söz var modern turist,kent yaşamına girendir diye.Çok doğru bir söz.Paris örnek verilmiş.Ben de gittim ki;gördüğüm şey şuydu;hiç bir şekilde,kentin mimarisini bozmadan turistleri ağırlıyorlar.Kaldı ki;İstanbul,Paris ten çok daha güzel bir şehir,ama modern mimarinin çarpıklığını boğazdan Dolmabahçe ye bakarken arkasında tüm iğrençliğiyle yükselen Taşkışla daki hotelde görebilirsiniz!Bu gökdelenlerin İstanbul halkına ne sağlayacağını bir sorun!Kalburüstü(Arap şeyhleri,bankerler...) insanlar için,o gökdelenlerde,köle gibi çalışmaktan ötesini sağlamayacak!
selkanemecem - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 12:42
Thugpassion ne güzel demişsin ama boş demişsin. Ozaman topkapı, beylerbeyi, dolmabahçe hepsini yıkalım gökdelen yapalım, tüm şehri şantiyeye çevirelim ve rant sahası sağlayalım. Bumudur yani!!anlamadığım bu türkiyede tek istanbulmu vardır oda ayrı konu....
Thugpassion - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 12:26
kongre binaları yaptırmayalım, gökdelen hiç yaptırmayalım, kullanışlı olsun olmasın akm binasını sonsuza dek kullanalım böle kendi kendine yıkılsın o hale gelene kadar yararlanalım istanbul u müzeye çevirelim tarihi müze olsun ve mimarlarımızda bu müzenin koruyucuları olsun yada bunların hepsini şöyle şehrin dışına yapalım uzaklara arabayla bile 1-2 saatte gidilsin ki yerli-yabancı turistte, bu şehirde yaşayanda bu tesisleri göremeden ölsünler istanbulda bunları başırırsak tarihi gecekondularıyla dünyada sayılı turistik şehirlerden biri olur bence!
takozneco - Trabzon 06 Nisan 2007, Cuma 12:10
Ebru Hanım, siz amerikada fazla kaldığınızdan buraları unutmuşsunuz galiba. Tüm İstanbulu rant için şantiyeye çevirdiler, şimdi sıra buraya geldi. Siz amerikada yaşayan türkleri bilemeyeceğim ama biz ülkemizde yaşayanlar olarak %100 karşıyız.
Kılınç Orhan Erdemir - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 11:29
Kongre turizmi yılda bir kere yapılan bir pediatri kongresi denerek küçümsenemez. Bugün en küçük çaplı kongreler bile sadece 3 günlük programlar için birkaç milyon doları Türkiye ye bırakmaktadır. Kongreye katılım amacıyla Türkiye ye gelen turistler, o alıştığımız sırt çantalı turistlerden çok farklı bir profil çizer. Kongre turizmi birbirine bağlı tam 356 sektörü etkilemektedir. Ve tüm dünyada kongre alanları şehrin merkezinde yer almaktadır. Doğrusu da budur. Bu bilgiler acizane şahsımın, mesleki bir bilgi birikimidir. Yani uydurmuyorum.
nurullah atay - Ankara 06 Nisan 2007, Cuma 11:04
Avrupa dan gelen kongreye katılımcıları da Türkler şehir yapmayı, bina yapmayı bilmiyor derler, tekrar çadırda yaşamaya başlasın derler, Avrupalı olamamış bunlar derler, burada kültür yok ki, kültür bakanlığı niye var derler, Moğolistan da da denizcilik bakanlığı yok derler, bunları yüzünüze yüzünüze söylerler. BUNU KALDIRABİLECEK MİSİNİZ?
MOR - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 11:00
Şehrin kültürel dokusunu değil olsa olsa trafiğindeki eksozu solurlar. Gerçekten iyi birşey yapmak isteseler olanı yıkmak yerine yenisini yaparlar.
Elif Balaban - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:50
Ebrucum böyle düşündüğün için doktoranı amerikada yapıyosun,yoksa Türkiyede yapardın.
Ali Eraslan - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:44
İstanbulu parsel parsel satıyorlar... Milyonlarca insandan toplanan vergiler sanki yetmiyor... Bir vatandaş olarak kınıyorum...
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/404724.asp&p=1
Her görüşe muhalefet arkadaşlar.Biraz mantıklı olsanız diyorum şehrin göbeğine olmazmış neden.Şehrin göbeğine stad olmaz dediler dağ başına şehir dışına stad yaptılar ne oldu giden bir pişman.yok uzak yok yol yok falan filan derler ama millet adam akıllı bişey yapmaya çalıştığında siz partizanlık uğruna eleştirirsiniz.particilik yapmayalım. Proje gayet güzel ama bazılarının işlerine gelmediği için susuyorlar.Yaa birde Allah aşkına istanbul la özdeşmiş nokta dediğiniz Lütfi kırdar CRR gidin başka yerde değil tam oraların önünde sorun CRR nerde yada Lütfi Kırdar nerde bakalım kaç kişi burda diyecek.Bişey demiyorum deneyin.Ama iş eleştiriye gelince herkez sanatkar herkez artist herkez tiyatrocu herkez siyasetçi herkez çağdaş herkez entellektüel.sizinki aslında Armudun sapı üzümün çöpü davası
Hakan Seber - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 14:54
Liberal gelecek isimli arkadaş bizim millet olayı duygusömürüsüne çevirir diyorsun peki "bizim" belediyelerin senede iki, üç kez kaldırım değiştirdiğini tarihi binaları "yandıktan" sonra otopark yaptıklarını Ankara daki gibi 2002 senesinde açılan bir çevre düzenlemesi uygulamasının hala neden ve nasıl bitirelemediğini ve halka çektirilen ızdırapları İstanbul da inceleme kazısı yapılırken metro duvarının delindiğini Yenikapı metro hattı kazısı yapılırken tarihi kentin üzerinden geçilmek istendiğini vs.vs.vs biliyormusun.Bu arada İstanbul un trafik alt yapısı normal haftaiçi trafiğini kaldırmazken kongre olayını avrupa kongre düzünleme kriterlerine bağlamanda bilmiyorum ne kadar doğru
gürkan - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 13:53
Rant rant rant yetti artık biraz da istanbulluyu düşünün. Bu nasıl bir belediyecilik anlayışıdır ki belediyenin projelerine kimse müdahil olamıyor? Ne işe yarayacağı belli olmayan, alternatifleri tartışılamayan projeler üretip, bunu yapıyoruz yerseniz diyerek belediyecilik yapılıyor.(Kamuoyu baskısı olmasa iett arazisini öldü fiyatına vereceklerdi.) Neden istanbullu olarak bizim görüşlerimiz alınmıyor, bunlar tartışılmıyor?
liberal gelecek - Ankara 06 Nisan 2007, Cuma 13:46
Aslinda haberde okadar ilginc birsey yok. 2kisi yapilmasi istenen merkez hakkinda fikirlerini aciklamis olayi tartismak hos vede güzel. Avrupada yasayan biri olarak sunu söylemeliyimki, özellikle Kita avrupasinda sehirlerin mimari yapisina cok dikkat edilir ama ona ragmen böyle Kongre merkezleri sehrin önemli merkezi yerlerine yapilir amac oralara gelecek gelir seviyesi yüksek kisilerin sehrin o merkezlerinde harcama yapmasini saglamak. Bu baglamda ABD yasayan Ebru hanimin fikrinede katiliyorum. bizim millet biraz hemen olayi duygusömürüsü, politize vede uluslararasi problem tariholayi bile yapmis. Yerin altinda oldugu sürece mimari yapiyi bozmadigi sürece orada yapilmali, anlamsiz baska biryere yapilmasi hickullanilmamasi demekdirki ozaman yapmasinlar. Istanbulda cok Kongre oldugunu söyleyenler uluslararasi kongre düzenlemede bir Istanbulun siralmasina baksinlar, nedeninide tarafsiz düsünsünler ondan sonra yorumlar yazsinlar.
Özgür Can - Antalya 06 Nisan 2007, Cuma 13:29
Her kentin kendine has bir mimarisi vardır.Bu mimari yapı,o kentin tarihinden ve kültüründen ileri gelir.Vapura binende Dolmabahçe Sarayı nı görebiliyorsanız; bu,mimarinin korunmasından ileri gelir.Yukarıda çok güzel bir söz var modern turist,kent yaşamına girendir diye.Çok doğru bir söz.Paris örnek verilmiş.Ben de gittim ki;gördüğüm şey şuydu;hiç bir şekilde,kentin mimarisini bozmadan turistleri ağırlıyorlar.Kaldı ki;İstanbul,Paris ten çok daha güzel bir şehir,ama modern mimarinin çarpıklığını boğazdan Dolmabahçe ye bakarken arkasında tüm iğrençliğiyle yükselen Taşkışla daki hotelde görebilirsiniz!Bu gökdelenlerin İstanbul halkına ne sağlayacağını bir sorun!Kalburüstü(Arap şeyhleri,bankerler...) insanlar için,o gökdelenlerde,köle gibi çalışmaktan ötesini sağlamayacak!
selkanemecem - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 12:42
Thugpassion ne güzel demişsin ama boş demişsin. Ozaman topkapı, beylerbeyi, dolmabahçe hepsini yıkalım gökdelen yapalım, tüm şehri şantiyeye çevirelim ve rant sahası sağlayalım. Bumudur yani!!anlamadığım bu türkiyede tek istanbulmu vardır oda ayrı konu....
Thugpassion - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 12:26
kongre binaları yaptırmayalım, gökdelen hiç yaptırmayalım, kullanışlı olsun olmasın akm binasını sonsuza dek kullanalım böle kendi kendine yıkılsın o hale gelene kadar yararlanalım istanbul u müzeye çevirelim tarihi müze olsun ve mimarlarımızda bu müzenin koruyucuları olsun yada bunların hepsini şöyle şehrin dışına yapalım uzaklara arabayla bile 1-2 saatte gidilsin ki yerli-yabancı turistte, bu şehirde yaşayanda bu tesisleri göremeden ölsünler istanbulda bunları başırırsak tarihi gecekondularıyla dünyada sayılı turistik şehirlerden biri olur bence!
takozneco - Trabzon 06 Nisan 2007, Cuma 12:10
Ebru Hanım, siz amerikada fazla kaldığınızdan buraları unutmuşsunuz galiba. Tüm İstanbulu rant için şantiyeye çevirdiler, şimdi sıra buraya geldi. Siz amerikada yaşayan türkleri bilemeyeceğim ama biz ülkemizde yaşayanlar olarak %100 karşıyız.
Kılınç Orhan Erdemir - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 11:29
Kongre turizmi yılda bir kere yapılan bir pediatri kongresi denerek küçümsenemez. Bugün en küçük çaplı kongreler bile sadece 3 günlük programlar için birkaç milyon doları Türkiye ye bırakmaktadır. Kongreye katılım amacıyla Türkiye ye gelen turistler, o alıştığımız sırt çantalı turistlerden çok farklı bir profil çizer. Kongre turizmi birbirine bağlı tam 356 sektörü etkilemektedir. Ve tüm dünyada kongre alanları şehrin merkezinde yer almaktadır. Doğrusu da budur. Bu bilgiler acizane şahsımın, mesleki bir bilgi birikimidir. Yani uydurmuyorum.
nurullah atay - Ankara 06 Nisan 2007, Cuma 11:04
Avrupa dan gelen kongreye katılımcıları da Türkler şehir yapmayı, bina yapmayı bilmiyor derler, tekrar çadırda yaşamaya başlasın derler, Avrupalı olamamış bunlar derler, burada kültür yok ki, kültür bakanlığı niye var derler, Moğolistan da da denizcilik bakanlığı yok derler, bunları yüzünüze yüzünüze söylerler. BUNU KALDIRABİLECEK MİSİNİZ?
MOR - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 11:00
Şehrin kültürel dokusunu değil olsa olsa trafiğindeki eksozu solurlar. Gerçekten iyi birşey yapmak isteseler olanı yıkmak yerine yenisini yaparlar.
Elif Balaban - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:50
Ebrucum böyle düşündüğün için doktoranı amerikada yapıyosun,yoksa Türkiyede yapardın.
Ali Eraslan - İstanbul 06 Nisan 2007, Cuma 10:44
İstanbulu parsel parsel satıyorlar... Milyonlarca insandan toplanan vergiler sanki yetmiyor... Bir vatandaş olarak kınıyorum...
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/404724.asp&p=1
5 Nisan 2007 Perşembe
Nöbetteyiz! Tiyatrolar kapanmasın,Belleğimiz silinmesin!..
5 Nisan 2007 (Bugün)’den başlayarak, gruplar halinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnemizin önünde nöbetteyiz.
İstanbullular; tiyatrolarınıza sahip çıkın, sonra çok ararsınız.
İstanbullular; sesinizi duyurun: Tiyatrolar yıkılmasın!
İstanbul: Tiyatrolarını yıkacaklar, haberin var mı?
Sayın İstanbullular,Sevgili tiyatrocular, sanatçılar,Siyasi yetkililer, yerel yöneticiler, halka rağmen değil, halk için hizmet üretmesi gerekenler!İstanbul Şehir Tiyatrosu, İstanbul Şehremaneti’nden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne evrilen tarih kesitinin en önemli kültürel varlığıdır. 1870 imtiyazı ile inşa edilen, 1970 yılında yanan ya da yakılan Tepebaşı Tiyatrosu’nun yadigarı saydığımız tek tiyatro binası, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Şehir Tiyatrosu tarihinin yaşayan simgesi, tiyatromuzun kalbi bugün yıkılıp kongre merkezi yapılmak isteniyor.Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, kentin merkezinde yer alan “çok amaçlı virüs”ten sakınabildiğimiz tek tiyatro binamızdır. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, bütünlüğü bozulmadan korunmalıdır. Zinhar yıkılmamalı, başka işlevlere iliştirilmemelidir.
İstanbul Şehir Tiyatrosu, 93 yıla uzanan nitelikli sanat serüvenini, “özerk” bir tiyatro kurumu olarak ve dünyadaki benzerleri gibi yasal güvenceye kavuşarak sürdürmelidir. Türkiye tiyatro tarihinin büyük belleğini oluşturan Şehir Tiyatrosu’nun, dünya sahnesinde söz sahibi olmasının yolu, özerk statü ile teminat altına alınmış sanatsal yaratım süreçlerinin önünü açmaktan geçecektir.
2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan/hazırlanması gereken İstanbul kentinin, tiyatro binası sayısına ilişkin üzücü yoksulluğu, kader değildir. Şehir Tiyatrosu, kent merkezinde, tarihine ve statüsüne yaraşır bir tiyatro binası kompleksine bir an önce kavuşturulmalı, bununla yetinilmemeli, İstanbul kenti, tiyatro, opera binaları, konser salonları ile donatılmalıdır.Kentin ve kentlinin yoksullaştırılmış belleğine ve 93 yıla uzanan tarihinde 49 ayrı tiyatro binasında oyunlar oynamış, bu binaların çok büyük bölümünü sanat dışı işlevler uğruna yitirmiş Şehir Tiyatrosu’na yeni bir darbe vurulmamalıdır.
Kentimizi tiyatronun büyülü ışığı ile aydınlatmak için birlikte atacağımız her adım, geleceğimizi inşa edecek. Tarihin bu çok keskin kavşağında, hep birlikte olmanın gücünü ve değerini biliyoruz.
İstanbullular; tiyatrolarınıza sahip çıkın, sonra çok ararsınız.
İstanbullular; sesinizi duyurun: Tiyatrolar yıkılmasın!
İstanbul Şehir Tiyatrolular
İstanbullular; tiyatrolarınıza sahip çıkın, sonra çok ararsınız.
İstanbullular; sesinizi duyurun: Tiyatrolar yıkılmasın!
İstanbul: Tiyatrolarını yıkacaklar, haberin var mı?
Sayın İstanbullular,Sevgili tiyatrocular, sanatçılar,Siyasi yetkililer, yerel yöneticiler, halka rağmen değil, halk için hizmet üretmesi gerekenler!İstanbul Şehir Tiyatrosu, İstanbul Şehremaneti’nden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne evrilen tarih kesitinin en önemli kültürel varlığıdır. 1870 imtiyazı ile inşa edilen, 1970 yılında yanan ya da yakılan Tepebaşı Tiyatrosu’nun yadigarı saydığımız tek tiyatro binası, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Şehir Tiyatrosu tarihinin yaşayan simgesi, tiyatromuzun kalbi bugün yıkılıp kongre merkezi yapılmak isteniyor.Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, kentin merkezinde yer alan “çok amaçlı virüs”ten sakınabildiğimiz tek tiyatro binamızdır. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, bütünlüğü bozulmadan korunmalıdır. Zinhar yıkılmamalı, başka işlevlere iliştirilmemelidir.
İstanbul Şehir Tiyatrosu, 93 yıla uzanan nitelikli sanat serüvenini, “özerk” bir tiyatro kurumu olarak ve dünyadaki benzerleri gibi yasal güvenceye kavuşarak sürdürmelidir. Türkiye tiyatro tarihinin büyük belleğini oluşturan Şehir Tiyatrosu’nun, dünya sahnesinde söz sahibi olmasının yolu, özerk statü ile teminat altına alınmış sanatsal yaratım süreçlerinin önünü açmaktan geçecektir.
2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan/hazırlanması gereken İstanbul kentinin, tiyatro binası sayısına ilişkin üzücü yoksulluğu, kader değildir. Şehir Tiyatrosu, kent merkezinde, tarihine ve statüsüne yaraşır bir tiyatro binası kompleksine bir an önce kavuşturulmalı, bununla yetinilmemeli, İstanbul kenti, tiyatro, opera binaları, konser salonları ile donatılmalıdır.Kentin ve kentlinin yoksullaştırılmış belleğine ve 93 yıla uzanan tarihinde 49 ayrı tiyatro binasında oyunlar oynamış, bu binaların çok büyük bölümünü sanat dışı işlevler uğruna yitirmiş Şehir Tiyatrosu’na yeni bir darbe vurulmamalıdır.
Kentimizi tiyatronun büyülü ışığı ile aydınlatmak için birlikte atacağımız her adım, geleceğimizi inşa edecek. Tarihin bu çok keskin kavşağında, hep birlikte olmanın gücünü ve değerini biliyoruz.
İstanbullular; tiyatrolarınıza sahip çıkın, sonra çok ararsınız.
İstanbullular; sesinizi duyurun: Tiyatrolar yıkılmasın!
İstanbul Şehir Tiyatrolular
Şehir Tiyatrosu Sanatçilarinin Bildirisi... İstanbul: Susuyoruz, Lütfen Dinle!
5 Nisan 2007
İstanbul Şehir Tiyatrosu, İstanbul Şehremaneti’nden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne evrilen tarih kesitinin en önemli kültürel varlığıdır. 1870 imtiyazı ile inşa edilen, 1970 yılında yanan ya da yakılan Tepebaşı Tiyatrosu’nun yadigarı saydığımız tek tiyatro binası, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Şehir Tiyatrosu tarihinin yaşayan simgesi, tiyatromuzun kalbidir.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, kentin merkezinde yer alan “çok amaçlı virüs”ten sakınabildiğimiz tek tiyatro binamızdır. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, bütünlüğü bozulmadan korunmalıdır. Zinhar yıkılmamalı, başka işlevlere iliştirilmemelidir.
İstanbul Şehir Tiyatrosu, 93 yıla uzanan nitelikli sanat serüvenini, “özerk” bir tiyatro kurumu olarak ve dünyadaki benzerleri gibi yasal güvenceye kavuşarak sürdürmelidir. Türkiye tiyatro tarihinin büyük belleğini oluşturan Şehir Tiyatrosu’nun, dünya sahnesinde söz sahibi olmasının yolu, özerk statü ile teminat altına alınmış sanatsal yaratım süreçlerinin önünü açmaktan geçecektir.
2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan/hazırlanması gereken İstanbul kentinin, tiyatro binası sayısına ilişkin üzücü yoksulluğu, kader değildir.
Şehir Tiyatrosu, kent merkezinde, tarihine ve statüsüne yaraşır bir tiyatro binası kompleksine bir an önce kavuşturulmalı, bununla yetinilmemeli, İstanbul kenti, tiyatro, opera binaları, konser salonları ile donatılmalıdır.
Kentin ve kentlinin yoksullaştırılmış belleğine ve 93 yıla uzanan tarihinde 49 ayrı tiyatro binasında oyunlar oynamış, bu binaların çok büyük bölümünü sanat dışı işlevler uğruna yitirmiş Şehir Tiyatrosu’na yeni bir darbe vurulmamalıdır. Kentimizi tiyatronun büyülü ışığı ile aydınlatmak için birlikte atacağımız her adım, geleceğimizi inşa edecek. Tarihin bu çok keskin kavşağında, hep birlikte olmanın gücünü ve değerini biliyoruz.
Lütfen dinle İstanbul, bugün susuyoruz.
İstanbul Şehir Tiyatrolular
http://www.guncelhaber.com/haber.asp?id=4764
İstanbul Şehir Tiyatrosu, İstanbul Şehremaneti’nden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne evrilen tarih kesitinin en önemli kültürel varlığıdır. 1870 imtiyazı ile inşa edilen, 1970 yılında yanan ya da yakılan Tepebaşı Tiyatrosu’nun yadigarı saydığımız tek tiyatro binası, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Şehir Tiyatrosu tarihinin yaşayan simgesi, tiyatromuzun kalbidir.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, kentin merkezinde yer alan “çok amaçlı virüs”ten sakınabildiğimiz tek tiyatro binamızdır. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, bütünlüğü bozulmadan korunmalıdır. Zinhar yıkılmamalı, başka işlevlere iliştirilmemelidir.
İstanbul Şehir Tiyatrosu, 93 yıla uzanan nitelikli sanat serüvenini, “özerk” bir tiyatro kurumu olarak ve dünyadaki benzerleri gibi yasal güvenceye kavuşarak sürdürmelidir. Türkiye tiyatro tarihinin büyük belleğini oluşturan Şehir Tiyatrosu’nun, dünya sahnesinde söz sahibi olmasının yolu, özerk statü ile teminat altına alınmış sanatsal yaratım süreçlerinin önünü açmaktan geçecektir.
2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan/hazırlanması gereken İstanbul kentinin, tiyatro binası sayısına ilişkin üzücü yoksulluğu, kader değildir.
Şehir Tiyatrosu, kent merkezinde, tarihine ve statüsüne yaraşır bir tiyatro binası kompleksine bir an önce kavuşturulmalı, bununla yetinilmemeli, İstanbul kenti, tiyatro, opera binaları, konser salonları ile donatılmalıdır.
Kentin ve kentlinin yoksullaştırılmış belleğine ve 93 yıla uzanan tarihinde 49 ayrı tiyatro binasında oyunlar oynamış, bu binaların çok büyük bölümünü sanat dışı işlevler uğruna yitirmiş Şehir Tiyatrosu’na yeni bir darbe vurulmamalıdır. Kentimizi tiyatronun büyülü ışığı ile aydınlatmak için birlikte atacağımız her adım, geleceğimizi inşa edecek. Tarihin bu çok keskin kavşağında, hep birlikte olmanın gücünü ve değerini biliyoruz.
Lütfen dinle İstanbul, bugün susuyoruz.
İstanbul Şehir Tiyatrolular
http://www.guncelhaber.com/haber.asp?id=4764
Sahneler İçin Sessiz Çığlık

05.04.2007
Erkan Araz
Sahnelerinin yıkılmasına karşı eylemde olan sanatçılar, Muhsin Ertuğrul Sahnesi için yeniden bir araya geliyor.
İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçıları, bugün Saat 11:00’de, yıkılması söz konusu olan Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin önünde, tiyatrolarını savunacak.
Erkan Araz
Sahnelerinin yıkılmasına karşı eylemde olan sanatçılar, Muhsin Ertuğrul Sahnesi için yeniden bir araya geliyor.
İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçıları, bugün Saat 11:00’de, yıkılması söz konusu olan Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin önünde, tiyatrolarını savunacak.
İstanbul seyircisi, tiyatro sanatçıları ve tiyatro meslek örgütlerinin de katılacağı buluşmada, sessizliğin içinden büyük bir çığlık yükseltecek olan sanatçılar, “İstanbul: Susuyoruz, lütfen dinle!” başlığı ile vazgeçilmez taleplerini dile getirecek.
Muhsin Ertuğrul ittifakı
Sahnelerinin yıkılmasına karşı eylemde olan sanatçılar, Muhsin Ertuğrul Sahnesi için yeniden bir araya geliyor. IMF toplantısı için hazırlanması planlanan Kongre ve Kültür Merkezi’yle birlikte yıkılması gündeme gelen AKM ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi için geçtiğimiz günlerde AKM önünde şarkılı şiirli eylem yapan sanatçılar, şimdi de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “karanlığa hayır” ve “sahnelerimiz kapanmasın” demek için tekrar buluşuyor. Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği (TOMEB) İstanbul Temsilcisi Orhan Kurtuldu, karanlığa dur demek için bugün Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde olacaklarını söyledi. Ayrıca Kültür Bakanı Atilla Koç’un İstanbul ziyaretinde 2 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı Mete Tapan’ı neden gizlice ziyaret ettiğini soran Kurtuldu, “Bakanların, koruma kurulu başkanlarını ziyaret etmesi bir gelenek midir merak ediyoruz, açıklar mısınız?” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)
--------------------------------------------------------------------------------
Şehir Tiyatrosu sanatçılarının bildirisi:
İstanbul: Susuyoruz, Lütfen Dinle!
İstanbul Şehir Tiyatrosu, İstanbul Şehremaneti’nden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne evrilen tarih kesitinin en önemli kültürel varlığıdır. 1870 imtiyazı ile inşa edilen, 1970 yılında yanan ya da yakılan Tepebaşı Tiyatrosu’nun yadigarı saydığımız tek tiyatro binası, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Şehir Tiyatrosu tarihinin yaşayan simgesi, tiyatromuzun kalbidir.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, kentin merkezinde yer alan “çok amaçlı virüs”ten sakınabildiğimiz tek tiyatro binamızdır. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, bütünlüğü bozulmadan korunmalıdır. Zinhar yıkılmamalı, başka işlevlere iliştirilmemelidir.
İstanbul Şehir Tiyatrosu, 93 yıla uzanan nitelikli sanat serüvenini, “özerk” bir tiyatro kurumu olarak ve dünyadaki benzerleri gibi yasal güvenceye kavuşarak sürdürmelidir. Türkiye tiyatro tarihinin büyük belleğini oluşturan Şehir Tiyatrosu’nun, dünya sahnesinde söz sahibi olmasının yolu, özerk statü ile teminat altına alınmış sanatsal yaratım süreçlerinin önünü açmaktan geçecektir.
2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan/hazırlanması gereken İstanbul kentinin, tiyatro binası sayısına ilişkin üzücü yoksulluğu, kader değildir.
Şehir Tiyatrosu, kent merkezinde, tarihine ve statüsüne yaraşır bir tiyatro binası kompleksine bir an önce kavuşturulmalı, bununla yetinilmemeli, İstanbul kenti, tiyatro, opera binaları, konser salonları ile donatılmalıdır.
Kentin ve kentlinin yoksullaştırılmış belleğine ve 93 yıla uzanan tarihinde 49 ayrı tiyatro binasında oyunlar oynamış, bu binaların çok büyük bölümünü sanat dışı işlevler uğruna yitirmiş Şehir Tiyatrosu’na yeni bir darbe vurulmamalıdır. Kentimizi tiyatronun büyülü ışığı ile aydınlatmak için birlikte atacağımız her adım, geleceğimizi inşa edecek. Tarihin bu çok keskin kavşağında, hep birlikte olmanın gücünü ve değerini biliyoruz.
Lütfen dinle İstanbul, bugün susuyoruz.
İstanbul Şehir Tiyatrolular
http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=7647
Muhsin Ertuğrul ittifakı
Sahnelerinin yıkılmasına karşı eylemde olan sanatçılar, Muhsin Ertuğrul Sahnesi için yeniden bir araya geliyor. IMF toplantısı için hazırlanması planlanan Kongre ve Kültür Merkezi’yle birlikte yıkılması gündeme gelen AKM ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi için geçtiğimiz günlerde AKM önünde şarkılı şiirli eylem yapan sanatçılar, şimdi de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “karanlığa hayır” ve “sahnelerimiz kapanmasın” demek için tekrar buluşuyor. Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği (TOMEB) İstanbul Temsilcisi Orhan Kurtuldu, karanlığa dur demek için bugün Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde olacaklarını söyledi. Ayrıca Kültür Bakanı Atilla Koç’un İstanbul ziyaretinde 2 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı Mete Tapan’ı neden gizlice ziyaret ettiğini soran Kurtuldu, “Bakanların, koruma kurulu başkanlarını ziyaret etmesi bir gelenek midir merak ediyoruz, açıklar mısınız?” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)
--------------------------------------------------------------------------------
Şehir Tiyatrosu sanatçılarının bildirisi:
İstanbul: Susuyoruz, Lütfen Dinle!
İstanbul Şehir Tiyatrosu, İstanbul Şehremaneti’nden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne evrilen tarih kesitinin en önemli kültürel varlığıdır. 1870 imtiyazı ile inşa edilen, 1970 yılında yanan ya da yakılan Tepebaşı Tiyatrosu’nun yadigarı saydığımız tek tiyatro binası, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Şehir Tiyatrosu tarihinin yaşayan simgesi, tiyatromuzun kalbidir.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, kentin merkezinde yer alan “çok amaçlı virüs”ten sakınabildiğimiz tek tiyatro binamızdır. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, bütünlüğü bozulmadan korunmalıdır. Zinhar yıkılmamalı, başka işlevlere iliştirilmemelidir.
İstanbul Şehir Tiyatrosu, 93 yıla uzanan nitelikli sanat serüvenini, “özerk” bir tiyatro kurumu olarak ve dünyadaki benzerleri gibi yasal güvenceye kavuşarak sürdürmelidir. Türkiye tiyatro tarihinin büyük belleğini oluşturan Şehir Tiyatrosu’nun, dünya sahnesinde söz sahibi olmasının yolu, özerk statü ile teminat altına alınmış sanatsal yaratım süreçlerinin önünü açmaktan geçecektir.
2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan/hazırlanması gereken İstanbul kentinin, tiyatro binası sayısına ilişkin üzücü yoksulluğu, kader değildir.
Şehir Tiyatrosu, kent merkezinde, tarihine ve statüsüne yaraşır bir tiyatro binası kompleksine bir an önce kavuşturulmalı, bununla yetinilmemeli, İstanbul kenti, tiyatro, opera binaları, konser salonları ile donatılmalıdır.
Kentin ve kentlinin yoksullaştırılmış belleğine ve 93 yıla uzanan tarihinde 49 ayrı tiyatro binasında oyunlar oynamış, bu binaların çok büyük bölümünü sanat dışı işlevler uğruna yitirmiş Şehir Tiyatrosu’na yeni bir darbe vurulmamalıdır. Kentimizi tiyatronun büyülü ışığı ile aydınlatmak için birlikte atacağımız her adım, geleceğimizi inşa edecek. Tarihin bu çok keskin kavşağında, hep birlikte olmanın gücünü ve değerini biliyoruz.
Lütfen dinle İstanbul, bugün susuyoruz.
İstanbul Şehir Tiyatrolular
http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=7647
Kongre Vadisi İstanbul'a İhanettir - Okuyucu Görüşleri
Hayri Turgut - İstanbul 05 Nisan 2007, Perşembe 21:07
Nedir bu AKP lilerin sanat düşmanlığı anlamıyorum. Ama böyle tarikatlerde oturup kafa yıkarlarsa doğal olarak kültür yoksulluğu doğuyor! Ayrıca İstanbul artık o kadar büyüdü ki kaç merkezli bir şehir olduğunu sayamıyorum. Başka dertleri kalmadı. Tiyatroları yıkacaklar. Seçmenlerine şirin görünecekler. Ama telaş bu önümüzdeki seçime millet tekmesini hazır bekliyor!
ugur erden - İstanbul 05 Nisan 2007, Perşembe 21:06
Geçtiğimiz günlerde ntvmsnbc nin katkılarıyla günışığına çıkarılan bir tarihi yoketme planına şahit olmuştuk.Mimar Kadir Topbaş ın bilgisi dahilinde tarihi bir yapının duvarı yıkılacaktı!Tarihine bu kadar saygı gösteren bir mantıktan da İstanbul un diğer tarihi mekanlarına sahip çıkması beklenemez.Ata yadigarı AKM bile yıkılmak istenirken kongre merkezi yapılacak vaadiyle tarihi mekanlarımız malesef yokediliyor yada özel bir şirkete kiralanarak tarihi yapılar yavaş yavaş ticarethaneye dönüştürülüyor.İlgili kişiler;lütfen artık İstanbul için bişeyler yapalım! Saygılarımla...
ahmet orhun - İstanbul 05 Nisan 2007, Perşembe 19:49
Ebru hanim ortalama bir amerikan sehri ile istanbul bir mi? amerikan sehirleri yeni olduklari icin merkezde gokdelenler, kongre salonlari ve finansal faaliyetler olur. istanbul ise binlerce yillik tarihi, degismez bir yapisi olan bir sehir, boyle bir projenin sehir dokusuna zarar verme olasiligi buyuk. bir de ulasim ve altyapi sorununu eklerseniz bu projenin saglam temellerde olmadigini gorebilirsiniz. saygilarimla
Black Pepper - Ankara 05 Nisan 2007, Perşembe 19:28
Batida ornegi yokmus. Somut bilinen ornek. San Francisco daki meshur Moscone Center sehir merkezinde degil mi? Amac is olsun diye muhalefet yapmak. Kongreyi dag basinda mi yapicaksin??
oguz kinik - İstanbul 05 Nisan 2007, Perşembe 19:22
Bugun Lutfi Kirdar in 1-1.5 yillik programi dolu.Haberden anladigim kadari ile proje yer altinda insa edilecekmis.Ben destekliyorum. Istanbul un ihtiyaci var artik bu tur merkezlere.
Ebru Ferah - İstanbul 05 Nisan 2007, Perşembe 18:36
Ben ABD de doktora yapiyorum ve bugune kadar bir cok eyalette kongrelere katildim. Gordugum kongre merkezlerinin hep sehrin gobegine yakin yerlerde oldugu. Boylece kongreye gelenler hem sehrin kulturel havasini soluyor hem kolaylikla sehri gezebiliyor. Benim haberden anladigim yer ustunde siluet bozulmayacak ve merkez yer altina insa edilecek. Bu yuzden bunda bir sakinca gormuyorum. M. Ertugrul tiyatrosunun da yerine yapilacagini vaadediyorlar. Guzel bir plan ve ehil ellerde yapildiktan sonra bence son derece guzel bir fikir. O alandaki Cemal Resit Rey ve Lutfi Kirdar Salonu cok buyuk kongreler icin yeterli olmuyordu.
Aydin Balçik - İstanbul 05 Nisan 2007, Perşembe 17:44
Bu nasil sehircilik anlayisidir. Harbiye nin böyle bir insaatin merkezi olmasi tarihe ve bugüne saygisizliktir. Bu durumun mutlaka durdurulmasi gerekiyor. Muhsin Ertugrul u Lütfi Kirdar i yikmak ne demektir. Bu açikça bir saldiridir. Bu saldiriyi kim yapacaksa engel olmak İstanbul a sahip çikan sehirlilerin sorumlulugudur. Lütfen bu haberi daha ön planda bir yere koyalim herkes görsün, tepki koysun...
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/404724.asp&p=1
Nedir bu AKP lilerin sanat düşmanlığı anlamıyorum. Ama böyle tarikatlerde oturup kafa yıkarlarsa doğal olarak kültür yoksulluğu doğuyor! Ayrıca İstanbul artık o kadar büyüdü ki kaç merkezli bir şehir olduğunu sayamıyorum. Başka dertleri kalmadı. Tiyatroları yıkacaklar. Seçmenlerine şirin görünecekler. Ama telaş bu önümüzdeki seçime millet tekmesini hazır bekliyor!
ugur erden - İstanbul 05 Nisan 2007, Perşembe 21:06
Geçtiğimiz günlerde ntvmsnbc nin katkılarıyla günışığına çıkarılan bir tarihi yoketme planına şahit olmuştuk.Mimar Kadir Topbaş ın bilgisi dahilinde tarihi bir yapının duvarı yıkılacaktı!Tarihine bu kadar saygı gösteren bir mantıktan da İstanbul un diğer tarihi mekanlarına sahip çıkması beklenemez.Ata yadigarı AKM bile yıkılmak istenirken kongre merkezi yapılacak vaadiyle tarihi mekanlarımız malesef yokediliyor yada özel bir şirkete kiralanarak tarihi yapılar yavaş yavaş ticarethaneye dönüştürülüyor.İlgili kişiler;lütfen artık İstanbul için bişeyler yapalım! Saygılarımla...
ahmet orhun - İstanbul 05 Nisan 2007, Perşembe 19:49
Ebru hanim ortalama bir amerikan sehri ile istanbul bir mi? amerikan sehirleri yeni olduklari icin merkezde gokdelenler, kongre salonlari ve finansal faaliyetler olur. istanbul ise binlerce yillik tarihi, degismez bir yapisi olan bir sehir, boyle bir projenin sehir dokusuna zarar verme olasiligi buyuk. bir de ulasim ve altyapi sorununu eklerseniz bu projenin saglam temellerde olmadigini gorebilirsiniz. saygilarimla
Black Pepper - Ankara 05 Nisan 2007, Perşembe 19:28
Batida ornegi yokmus. Somut bilinen ornek. San Francisco daki meshur Moscone Center sehir merkezinde degil mi? Amac is olsun diye muhalefet yapmak. Kongreyi dag basinda mi yapicaksin??
oguz kinik - İstanbul 05 Nisan 2007, Perşembe 19:22
Bugun Lutfi Kirdar in 1-1.5 yillik programi dolu.Haberden anladigim kadari ile proje yer altinda insa edilecekmis.Ben destekliyorum. Istanbul un ihtiyaci var artik bu tur merkezlere.
Ebru Ferah - İstanbul 05 Nisan 2007, Perşembe 18:36
Ben ABD de doktora yapiyorum ve bugune kadar bir cok eyalette kongrelere katildim. Gordugum kongre merkezlerinin hep sehrin gobegine yakin yerlerde oldugu. Boylece kongreye gelenler hem sehrin kulturel havasini soluyor hem kolaylikla sehri gezebiliyor. Benim haberden anladigim yer ustunde siluet bozulmayacak ve merkez yer altina insa edilecek. Bu yuzden bunda bir sakinca gormuyorum. M. Ertugrul tiyatrosunun da yerine yapilacagini vaadediyorlar. Guzel bir plan ve ehil ellerde yapildiktan sonra bence son derece guzel bir fikir. O alandaki Cemal Resit Rey ve Lutfi Kirdar Salonu cok buyuk kongreler icin yeterli olmuyordu.
Aydin Balçik - İstanbul 05 Nisan 2007, Perşembe 17:44
Bu nasil sehircilik anlayisidir. Harbiye nin böyle bir insaatin merkezi olmasi tarihe ve bugüne saygisizliktir. Bu durumun mutlaka durdurulmasi gerekiyor. Muhsin Ertugrul u Lütfi Kirdar i yikmak ne demektir. Bu açikça bir saldiridir. Bu saldiriyi kim yapacaksa engel olmak İstanbul a sahip çikan sehirlilerin sorumlulugudur. Lütfen bu haberi daha ön planda bir yere koyalim herkes görsün, tepki koysun...
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/404724.asp&p=1
Kongre Vadisi İstanbul’a İhanettir
Tarih: 6 Nisan 2007 Kaynak: NTVMSNBC Yazan: Tülay Sağlam
Harbiye’de Kongre Vadisi kurmak için açılan ihalenin sonuçları önümüzdeki günlerde açıklanacak. Projeyi değerlendiren Mimar Prof. Dr. Uğur Tanyeli, Harbiye’ye Kongre Merkezi yapılmasını, ‘İstanbul’a İhanet’ olarak değerlendirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı ‘Harbiye Kongre Vadisi’ ihalesinde teklif veren tek firma Arima Mimarlık oldu. Lütfi Kırdar Kongre Merkezi, Cemal Reşit Rey konser salonu, Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu ve Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nin bulunduğu alanı kapsayan proje, sanat camiası ve mimarların tepkisine neden oldu. Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünden Prof. Dr. Uğur Tanyeli, “İstanbul’da kongre merkezi yapılacak yer mi kalmadı, kentin merkezindeki kültür donatılarını ortadan kaldırmak İstanbul’a ihanettir” dedi. Muhsiz Ertuğrul Tiyetrosu Yıkılacak Projeye göre Kongre Vadisi tesisleri, İstanbul’un siluetini bozmadan yer altında inşa edilecek. Yer üstünde ise sadece Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yıkılarak yerine yenisi yapılacak, Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nin ise üstü kapatılmayacak. "Akla Mantığa Uymuyor" Türkiye’nin en büyük kongre merkezinin Lütfi Kırdar’ın bulunduğu alanın altında yapılmasını öngören projeye sanat dünyasından ve mimarlardan gelen tepkiyi değerlendiren Prof. Dr. Uğur Tanyeli, “Dünyanın hiçbir metropolünde kentin merkez kesimindeki bütün kültür donatılarını bir kongre turizmine feda etmek doğru bir davranış olamaz, dünyada bunun bir benzeri yok. Cemal Reşit Rey’i, Muhsin Ertuğrul’u yıkacaksınız yerine kongre merkezi yapacaksınız, bu kesinlikle akla mantığa sığmaz. Niye İngilizler, İtalyanlar, Fransızlar bunu yapmıyor da biz yapıyoruz, düşünmek lazım” dedi. Alternatif Bakırköy ve Ataköy Turizmcilerin 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olacak İstanbul’un kongre merkezlerine ihtiyacı olduğu yönündeki düşüncelerini de değerlendiren Prof. Tanyeli, kongre turizminin de önemli olduğunu ancak yeni bir kongre merkezi yapılacaksa bunun için İstanbul’da yer sıkıntısının bulunmadığını söyledi: “İstanbul’a kongre merkezi kazandırmak istiyorlarsa Bakırköy’e, Ataköy’e, Kadıköy’e yani her yere kongre merkezi yapılabilir, yer kıtlığı yok ki. Buradaki mevcut donatıları ortadan kaldırıp merkezi oraya yapmak mantıklı değil. Şehrin dokusunu ve kimliğini bozacak bu proje İstanbul’a ihanetten başka bir şey değildir.” "Tamamen Bilinçsizlik ve Hesapsızlık" “Bunun altında da bazılarının iddia ettiği gibi siyasi bir rant olduğunu da düşünmüyorum, bana sadece bilinçsizlik ve yanlış hesap gibi geliyor” diyen Prof. Tanyeli, “Siz şehrin göbeğinde İstanbulluların kullandığı merkezleri İstanbullulara kapatıyorsunuz ve mesela yurt dışından arada sırada pediatri kongresine gelecek adamlara açıyorsunuz. Bunu yapmaya hakkınız var mı?”diye konuştu. "Turist Kentin Yaşamına Katılır" İstanbul’un turistik bir merkez olduğunu vurgulayan Tanyeli’ye göre, İstanbul’u sadece turizm ya da sanayi üzerinden düşünmemek gerekiyor: “10 milyon insanın taleplerini hiçe sayıp 10 günlüğüne kongre turizmi için gelen adamları düşünemeyiz. Onlar da İstanbul’un hayatına katılırlar, gerçek turizm de zaten böyle olur. Paris’i turistik yapmıyorlar, turistler Paris’in yaşamına katılıyor. Çünkü gelişmiş ülke turizminde turist, kentin yaşamına katılır.”
Kaynak: http://www.arkitera.com/haber_15855_kongre-vadisi-istanbul-a-ihanettir-.html
Harbiye’de Kongre Vadisi kurmak için açılan ihalenin sonuçları önümüzdeki günlerde açıklanacak. Projeyi değerlendiren Mimar Prof. Dr. Uğur Tanyeli, Harbiye’ye Kongre Merkezi yapılmasını, ‘İstanbul’a İhanet’ olarak değerlendirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı ‘Harbiye Kongre Vadisi’ ihalesinde teklif veren tek firma Arima Mimarlık oldu. Lütfi Kırdar Kongre Merkezi, Cemal Reşit Rey konser salonu, Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu ve Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nin bulunduğu alanı kapsayan proje, sanat camiası ve mimarların tepkisine neden oldu. Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünden Prof. Dr. Uğur Tanyeli, “İstanbul’da kongre merkezi yapılacak yer mi kalmadı, kentin merkezindeki kültür donatılarını ortadan kaldırmak İstanbul’a ihanettir” dedi. Muhsiz Ertuğrul Tiyetrosu Yıkılacak Projeye göre Kongre Vadisi tesisleri, İstanbul’un siluetini bozmadan yer altında inşa edilecek. Yer üstünde ise sadece Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yıkılarak yerine yenisi yapılacak, Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nin ise üstü kapatılmayacak. "Akla Mantığa Uymuyor" Türkiye’nin en büyük kongre merkezinin Lütfi Kırdar’ın bulunduğu alanın altında yapılmasını öngören projeye sanat dünyasından ve mimarlardan gelen tepkiyi değerlendiren Prof. Dr. Uğur Tanyeli, “Dünyanın hiçbir metropolünde kentin merkez kesimindeki bütün kültür donatılarını bir kongre turizmine feda etmek doğru bir davranış olamaz, dünyada bunun bir benzeri yok. Cemal Reşit Rey’i, Muhsin Ertuğrul’u yıkacaksınız yerine kongre merkezi yapacaksınız, bu kesinlikle akla mantığa sığmaz. Niye İngilizler, İtalyanlar, Fransızlar bunu yapmıyor da biz yapıyoruz, düşünmek lazım” dedi. Alternatif Bakırköy ve Ataköy Turizmcilerin 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olacak İstanbul’un kongre merkezlerine ihtiyacı olduğu yönündeki düşüncelerini de değerlendiren Prof. Tanyeli, kongre turizminin de önemli olduğunu ancak yeni bir kongre merkezi yapılacaksa bunun için İstanbul’da yer sıkıntısının bulunmadığını söyledi: “İstanbul’a kongre merkezi kazandırmak istiyorlarsa Bakırköy’e, Ataköy’e, Kadıköy’e yani her yere kongre merkezi yapılabilir, yer kıtlığı yok ki. Buradaki mevcut donatıları ortadan kaldırıp merkezi oraya yapmak mantıklı değil. Şehrin dokusunu ve kimliğini bozacak bu proje İstanbul’a ihanetten başka bir şey değildir.” "Tamamen Bilinçsizlik ve Hesapsızlık" “Bunun altında da bazılarının iddia ettiği gibi siyasi bir rant olduğunu da düşünmüyorum, bana sadece bilinçsizlik ve yanlış hesap gibi geliyor” diyen Prof. Tanyeli, “Siz şehrin göbeğinde İstanbulluların kullandığı merkezleri İstanbullulara kapatıyorsunuz ve mesela yurt dışından arada sırada pediatri kongresine gelecek adamlara açıyorsunuz. Bunu yapmaya hakkınız var mı?”diye konuştu. "Turist Kentin Yaşamına Katılır" İstanbul’un turistik bir merkez olduğunu vurgulayan Tanyeli’ye göre, İstanbul’u sadece turizm ya da sanayi üzerinden düşünmemek gerekiyor: “10 milyon insanın taleplerini hiçe sayıp 10 günlüğüne kongre turizmi için gelen adamları düşünemeyiz. Onlar da İstanbul’un hayatına katılırlar, gerçek turizm de zaten böyle olur. Paris’i turistik yapmıyorlar, turistler Paris’in yaşamına katılıyor. Çünkü gelişmiş ülke turizminde turist, kentin yaşamına katılır.”
Kaynak: http://www.arkitera.com/haber_15855_kongre-vadisi-istanbul-a-ihanettir-.html
3 Nisan 2007 Salı
AKM yıkılmalı.. Muhsin Ertuğrul da...
3 Nisan 2007
En son sözü en başta söyleyeyim de..
Evet!.. Ben AKM'nin de Muhsin Ertuğrul'un da yıkılma kararlarını yerinde buluyor, hatta alkışlıyorum..
Muhsin Ertuğrul bir sergi pavyonu olarak geçici olarak yapılmışken, gene geçici olarak alelacele tiyatroya dönüştürülmüş bir iğrenç yapı.. Şehir Tiyatroları'nın amiral gemisi olarak utanç verici.. Burada oyun izlemek işkence.. Mecbur kalmadıkça gitmiyor insan, öylesi.. Sorarsan "Var" diye Belediye kentin göbeğine bir muhteşem, adına yakışır tiyatro yapmıyor.. Yıkılmalı ki, güzeli, çağdaşı, gurur, keyif verici olanı yapılsın..
AKM mi?..
Beni yıllardır izleyenler, bu konudaki fikrimi bilirler.. Kaç defa yazdım.. "Kültür Merkezi değil, hangar.. Derhal yıkılmalı" dedim.. "Yıkılma" lafını yıllar önce ilk edenlerdenim..
İçi felaket.. Salonların hepsi birbirinden kötü, işlevsiz.. Ana salon, bir tiyatro, opera sahnesi için en önemli özellik eksik.. Akustik.. Çağdaş dünyanın en kötü kültür merkezlerinden biri..
Sadece içi işlevsiz değil.. Sadece içinin revizyonu yetmez..
Dışının da hiçbir özelliği ve güzelliği yok..
İstanbul'un simgelerini düşünün.. İçlerinde AKM var mı?.
İstanbul üzerine tanıtım kitap ve broşürlerini göz önüne getirin. AKM bir tekinde var mı?.
İstanbul deyince aklına AKM gelen bir kişi var mı bu satırları okuyanlar arasında.. Kapısı önünde gösteri yapan sanatçılar ve mimarlar dahil..
AKM ile ayni tarihte temeli atılan, yapımı onun gibi yıllar süren Sydney Opera Binası, kentin değil, ülkenin, hatta tüm Avustralya/ Okyanusya kıtasının simgesi..
Geçen hafta Yaşamdan Dakikalar'da anlatmıştım.. Bu köşeye başladığım yıllardaki yazımdan. Bindiğim taksi şöförü anlatmıştı.
Amerika'dan bir aile gelmiş, birkaç kuşak önce İstanbul'dan göçenlerden.. Bizimki İngilizce biliyor diye, bir haftalığına kapatmışlar.. "Önce aile izlerini aradık, üç gün.. Üç gün de onlara İstanbul'un tarihi güzelliklerini gezdirdim. Son sabah adam arabanın kapısında bana 'Bugüne dek hep eski yapıları gezdirdin. Cumhuriyet Türkiyesi'nin bir binası yok mu gösterecek' demez mi?. Düşündüm, düşündüm, bir şey gelmedi aklıma" dedi..
Valla benim de aklıma gelmedi..
İstanbul'u hiç bilmeyen bir yabancıyı "Modern Türkiye/ Modern İstanbul mimarisi" diye götürüp göstereceğiniz bir yapı aklınıza geliyor mu?.
Kalkar AKM'ye götürür müsünüz?.
Efendim otel, efendim alışveriş merkezi, efendim rantiyeye dönüştüreceklermiş.
Palavra.. Atatürk Kültür Merkezi'ni başka şeye değiştirmek kimsenin haddi değil.. Aklından geçirenin aklına şaşarım. Bu bir..
İkincisi.. Atilla Koç'u iyi tanımak lazım.. Bülent Ecevit'e minnacık bir sitem etti diye Şakir Eczacıbaşı, onun Kültür Bakanı İstemihan Talay, Ayazağa Kültür Merkezi'nin inşaatını, hem de 60 milyon dolar harcanıp, kaba inşaatı bitirilmişken durdurmuştu.. Kültür Adamı Ecevit'in bakanı.. Onun ardından gelen hiçbir Kültür Bakanı, bu merkezi tamamlama işini ciddiye almadı. Erkan Mumcu dahil..
Atilla Koç kolları sıvadı ve çok önemli adımlar attı.. Yığınla sorunu çözdü. Deveye hendeği geçirdi. İşi tekrar "Olur"a soktu. Yakında müjdeyi de alırsınız..
Şimdi biri bana "Bu bakan AKM'yi rantiye yapıyor" derse güler geçerim.
Haa..
"Yıkın" demekle işe başlanmaz..
İşe yeni bir mimari yarışma açılarak başlanır. AKM'nin yeni şekli, yarışma sonu belirlenip, halka gösterilir.. Olan eleştiriler dikkate alınıp kesinleştirilir..
Bu arada, bugün AKM'de gösteri yapan, görünüşte başka prova ve temsil salonu olmayan Devlet Opera ve Balesi'nin yeni bina hizmete girene kadar, çalışacağı ve sahneye çıkacağı yer de belirlenir ki, "Gösteri" devam etsin..
Kültür Bakanı Atilla Koç'un yangından mal kaçırır gibi, kazmayı kapıp binaya saldırmak gibi bir niyeti olduğunu zaten düşünmüyorum.
Kaynak: http://www.sabah.com.tr/uluc.html
En son sözü en başta söyleyeyim de..
Evet!.. Ben AKM'nin de Muhsin Ertuğrul'un da yıkılma kararlarını yerinde buluyor, hatta alkışlıyorum..
Muhsin Ertuğrul bir sergi pavyonu olarak geçici olarak yapılmışken, gene geçici olarak alelacele tiyatroya dönüştürülmüş bir iğrenç yapı.. Şehir Tiyatroları'nın amiral gemisi olarak utanç verici.. Burada oyun izlemek işkence.. Mecbur kalmadıkça gitmiyor insan, öylesi.. Sorarsan "Var" diye Belediye kentin göbeğine bir muhteşem, adına yakışır tiyatro yapmıyor.. Yıkılmalı ki, güzeli, çağdaşı, gurur, keyif verici olanı yapılsın..
AKM mi?..
Beni yıllardır izleyenler, bu konudaki fikrimi bilirler.. Kaç defa yazdım.. "Kültür Merkezi değil, hangar.. Derhal yıkılmalı" dedim.. "Yıkılma" lafını yıllar önce ilk edenlerdenim..
İçi felaket.. Salonların hepsi birbirinden kötü, işlevsiz.. Ana salon, bir tiyatro, opera sahnesi için en önemli özellik eksik.. Akustik.. Çağdaş dünyanın en kötü kültür merkezlerinden biri..
Sadece içi işlevsiz değil.. Sadece içinin revizyonu yetmez..
Dışının da hiçbir özelliği ve güzelliği yok..
İstanbul'un simgelerini düşünün.. İçlerinde AKM var mı?.
İstanbul üzerine tanıtım kitap ve broşürlerini göz önüne getirin. AKM bir tekinde var mı?.
İstanbul deyince aklına AKM gelen bir kişi var mı bu satırları okuyanlar arasında.. Kapısı önünde gösteri yapan sanatçılar ve mimarlar dahil..
AKM ile ayni tarihte temeli atılan, yapımı onun gibi yıllar süren Sydney Opera Binası, kentin değil, ülkenin, hatta tüm Avustralya/ Okyanusya kıtasının simgesi..
Geçen hafta Yaşamdan Dakikalar'da anlatmıştım.. Bu köşeye başladığım yıllardaki yazımdan. Bindiğim taksi şöförü anlatmıştı.
Amerika'dan bir aile gelmiş, birkaç kuşak önce İstanbul'dan göçenlerden.. Bizimki İngilizce biliyor diye, bir haftalığına kapatmışlar.. "Önce aile izlerini aradık, üç gün.. Üç gün de onlara İstanbul'un tarihi güzelliklerini gezdirdim. Son sabah adam arabanın kapısında bana 'Bugüne dek hep eski yapıları gezdirdin. Cumhuriyet Türkiyesi'nin bir binası yok mu gösterecek' demez mi?. Düşündüm, düşündüm, bir şey gelmedi aklıma" dedi..
Valla benim de aklıma gelmedi..
İstanbul'u hiç bilmeyen bir yabancıyı "Modern Türkiye/ Modern İstanbul mimarisi" diye götürüp göstereceğiniz bir yapı aklınıza geliyor mu?.
Kalkar AKM'ye götürür müsünüz?.
Efendim otel, efendim alışveriş merkezi, efendim rantiyeye dönüştüreceklermiş.
Palavra.. Atatürk Kültür Merkezi'ni başka şeye değiştirmek kimsenin haddi değil.. Aklından geçirenin aklına şaşarım. Bu bir..
İkincisi.. Atilla Koç'u iyi tanımak lazım.. Bülent Ecevit'e minnacık bir sitem etti diye Şakir Eczacıbaşı, onun Kültür Bakanı İstemihan Talay, Ayazağa Kültür Merkezi'nin inşaatını, hem de 60 milyon dolar harcanıp, kaba inşaatı bitirilmişken durdurmuştu.. Kültür Adamı Ecevit'in bakanı.. Onun ardından gelen hiçbir Kültür Bakanı, bu merkezi tamamlama işini ciddiye almadı. Erkan Mumcu dahil..
Atilla Koç kolları sıvadı ve çok önemli adımlar attı.. Yığınla sorunu çözdü. Deveye hendeği geçirdi. İşi tekrar "Olur"a soktu. Yakında müjdeyi de alırsınız..
Şimdi biri bana "Bu bakan AKM'yi rantiye yapıyor" derse güler geçerim.
Haa..
"Yıkın" demekle işe başlanmaz..
İşe yeni bir mimari yarışma açılarak başlanır. AKM'nin yeni şekli, yarışma sonu belirlenip, halka gösterilir.. Olan eleştiriler dikkate alınıp kesinleştirilir..
Bu arada, bugün AKM'de gösteri yapan, görünüşte başka prova ve temsil salonu olmayan Devlet Opera ve Balesi'nin yeni bina hizmete girene kadar, çalışacağı ve sahneye çıkacağı yer de belirlenir ki, "Gösteri" devam etsin..
Kültür Bakanı Atilla Koç'un yangından mal kaçırır gibi, kazmayı kapıp binaya saldırmak gibi bir niyeti olduğunu zaten düşünmüyorum.
Kaynak: http://www.sabah.com.tr/uluc.html
1 Nisan 2007 Pazar
Atılmışlık adına mevcudu biraz daha temiz tutalım
Orhan Alkaya
01.04.2007 Radikal 2
Letafet Apartımanı’ndan başladım saymaya, “Ruy Blas” piyesinden bir bölümün gösterildiği Şehzadebaşı’ndaki Tatbikat Sahnesi’nden yani, o zamanki adıyla Darülbeda(y)i-i Osmani’nin ilk oyunu değildi ama ilk temsiliydi... Belleğimi de az bir şey zorlayarak saydım ve eksisiyle değilse de artısıyla düzeltilmeye açık bir rakama ulaştım: 49 ayrı sahneyi mesken tutmuş İstanbul Şehir Tiyatrosu.
Comédie-Française 1791’den bu yana Richelieu’deki binayı kullanıyor. 1718 tarihli Théâtre de la Nation da yerli yerindedir. Royal Shakespeare Company Stratford’daki binasında 1879’dan beri baki. Viyana’nın Burgtheater’ı da 1888’den bu yana Dr. Karl-Lueger-Ring’deki binasında ve 2010’da İstanbul Kültür Başkenti olacak diyorlar!
Mustafa Irgat, canım kardeşim, “Türk Motifi” isimli şiirini, bu yazıya memur ettiğim, başlıktaki mısra ile bitiriyordu: “Atılmışlık adına mevcudu biraz daha temiz tutalım”.
Letafet Apartımanı, Şehir Tiyatrosu tarihinde başlı başına bir anıt binadır ve bugün yerinde yeller esmektedir. Andre Antoine, Darülbedayi için oyuncu seçme işini bu binada yapmış, ilk temsil bu binada verilmiş, uzun dağınıklığa son vermek üzere, Ertuğrul Muhsin 1927 senesinde Darülbeda(y)i’nin kurumsal temelini bu tiyatroda atmış. Bizimkiler de bu binayı yer yeksan etmiş. Canımın içi memleketim! Sıkı mı “temiz tutalım”? Vardı da biz mi kirlettik? Yahut şöyle soralım: Suskunların belleği olur mu?
Herkes Darülbeda(y)i’nin motamot çevirisini biliyor: Güzellikler Evi. Bu ad, Ali Ekrem (Bolayır) tarafından enfes bir tercüme olarak teklif edilmiş, kabul görmüş 1914 senesinde. Darülbeda(y)i, Konservatuar sözcüğünün dilimizdeki mükemmel bir karşılığı. Bu talebe şürekâsı, yani Eliza Binemeciyan, Roza Felekyan, Nurettin Şefkati, Sara Mannik, Adriyan Hanım, Kınar Sıvacıyan, Ertuğrul Muhsin ve Ahmet Muvahhit, 1916 senesinde, ilk okul oyunlarını oynamış: “Çürük Temel”. Emile Fabre’dan Hüseyin Suat’in (Yalçın) adapte ettiği bu piyes tarihimizin başlangıç noktası addedilir. “Asker Ailelerine Yardımcı Hanımlar Cemiyeti”nin “menfaatine”, perşembe gündüzleri hanımlara, geceleri beylere gösterilen Çürük Temel piyesi, aramızda sarkastik biçimde de anılır: Darülbeda(y)i’nin ilk piyesi Çürük Temel!
Ne durumda olduğumuz iyiden iyiye anlaşılsın diye, birkaç yakası az açılmış bilgi vermeliyim. 1994 senesine kadar, Çürük Temel’in sadece Üçüncü Perdesinin transkripsiyonu yapılmış idi. Yani bu piyesin ne mene bir şey olduğu hemen hemen bilinmiyordu. 1924-27 yıllarına ait bir sufle defterinden yola çıkarak, Sezai Gülşen ve Doğan Yavaş ilkin transkripsiyonu gerçekleştirdi. Böylece bizim de bir tarihimiz oldu –çok meraklıyızdır ya!-.
Çürük Temel’in oynandığı binanın o esnadaki adı Tepebaşı Kışlık Tiyatrosu. Monark bir ad. Piyesin Dekor-Kostüm tasarımını yapan biliniyor: Bernard Rosentahl. Rejisörü ise bilinmiyor. Garip ama öyle! Konuşacak ve öğrenecek ne çok “şey” var. Max Meinecke Başrejisörlüğe getirilene kadar da, Dekor-Kostüm yapanın adı afişte yok. Oradan geldik, buyuz, nereye gidiyoruz!
Tepebaşı Dram Tiyatrosu, İstanbul’un en önemli tiyatro binası... idi... 1870’lerde –bu bile net değil- Guatelli Paşa’ya tiyatro binası yapsın ve yirmi beş yıl işletsin diye üç bin arşın boyunda bir arsa veriliyor Tepebaşı’nda. Fermanlı tabii ki ve merak etmeyecekler için söyleyelim, İkinci Abdülhamid dönemi. Guatelli Paşa, 1855’te kurulan İstanbul Şehremaneti ile sorunlar yaşıyor ve 6. Daire’ye devrediyor imtiyazını. Bu 6. Daire meselesi de ayrı konu. Esasen beşincisi, birincisi, yedincisi olmayan bir Daire bu. Merak unsuru ve bir bilenine aktarma arzûsu ile geçelim. Bir tek ekleme yapmalı yalnız, bu arsanın, yani Tepebaşı Dram Tiyatrosu’nun altı mezarlık idi.
Tepebaşı Tiyatrosu’nun encamı, başlı başına bir “memleketin hali” hikâyesidir. Dram Tiyatrosu, Komedi Tiyatrosu, marangozhane ve işlikleri ile İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun merkezi olan bu bina, artan arsa kapitali yüzünden ağzı sulananlarca, “ahşap, döküntü bina... harabe... perişan sahne... yangın tehlikesi var...” propagandalarına maruz bırakıldı önce. 7 Ocak 1970’de törenle boşaltıldı ve Harbiye’ye taşındı Şehir Tiyatrosu. 1970’in Nisan ayında birinci yangın, ertesi yıl ikinci yangın... kül oldu kentin belleğine nüfuz etmiş en köklü tiyatro binası.
Üçüncü mekânı Darülbeda(y)i’nin Ferah Tiyatrosu, ki pek meşhurdur, Şehzadebaşı’nda. Adı kaldı yadigâr, elbette. Kadıköyü’ndeki Apollon’u, Abraham Paşa Korusu’ndaki Fransız Tiyatrosu takip ediyor. Burası da, topoğrafyayı araştırmaya gönül indirmeyecekler için söylemeli, Beykoz’da ve yok hükmünde.
İstiklal’deki Lüks Sineması’nın binası Odeon idi. Seks filmleri gösteren bir sinemaya evrildi. Sonra arsa rantı galebe çaldı, yıkıldı, devasa bir inşaat alanı olarak perdeli bugün. Orasını Virgin isimli, pek sevdiğim müzik marketi alacak deniliyor. Ne ironi ama; Tevfik Fikret de, şehrimden “bin kocadan artakalmış bîve-i bâkir” diye bahsetmiş idi. 1875’te adı Verdi Tiyatrosu mu idi oranın? Hay allah!
Şimdilerde iğrenç renkleriyle askıya alınmış, statiği kusurlu, depreme dayanıksızlığı tescilli TRT binası, Tepebaşı’ndaki, kısmen Dram Tiyatrosu’nu ve kısmen de Komedi Tiyatrosu’nu işgali altına almış durumda. Komedi’nin eski adları arasında Anfiteatr da var. Şair Mustafa Irgat “Kendi adına, hiçliği biraz daha temiz tutalım” da yazmış idi aynı şiirinde. Biliyordu da yazdıydı.
Ferhan Şensoy kardeşimin dişiyle tırnağıyla kurtardığı Fransız Sirkinde de tam altı yıl, 1936 ile 1942 arasında gösteri yaptı İstanbul Şehir Tiyatrosu. Ferhan kim diye merak edenler için söyleyelim; üzerine işhanı yapılan İstiklal Caddesi’ndeki kurtarılmış sirk/operet/paten alanının adı Ses Tiyatrosu’dur artık. Yaşa be Ferhan! Locaları bile, sahneye değil, orta alana bakan o vahayı var ettiğin için. Söylerler ki, Sirk sonrası, tiyatroya dönüştürüldüğünde, at pisliği kokusu uzun süre gitmemiş içeriden.
Lütfü Kırdar Belediye Reisi iken yapılan Açıkhava Tiyatrosu, ki şimdilerde Kongre fetişizmi ile altı/üstü tartışılıyor, yıllar boyu yazlık mekânı olmuştur Şehir Tiyatrosu’nun ve İstanbul halkının. İlk oyun 9 Ağustos 1947’de Kral Oidipus imiş, tragedya.
Eminönü Halkevi, bilmeyenler son kalan birkaç bilenden öğrensin, bir efsane idi. Yedi yıl da orada oyun oynamışız. Aksaray’daki Türkocağı’nda iki yıl, Gülhane Parkı’nda iki yaz...
On bin lira kirası çok geldiği için terk edilen ve Hatemoğlu’nun konfeksiyon deposu olarak istihdam edilirken yanıp tarümar olanYeni Komedi Tiyatrosu’na gelir isek, iş biraz değişir. 765 kişilik salonu ile, Beyoğlu Emek Sineması’nın sokağındaki (Yeşilçam Sokağı/Rue Devaux) o sıcak ve kişilikli binada tam yirmi yılı geçti İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun. Orayı terk ettiren zihniyeti idare eden adam ise, bilebildiğim en entelektüel Belediye Başkanı olan Ahmet İsvan idi. Entelektüel yöneticisi, entelektüel kavramını aşağılayanlara servis veren bir ülkede, herkes tehdit altındadır, iyice bilinsin. Bir de, söylemezsem çatlayacağım, Yeni Komedi hâlâ mümkündür.
Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nun salonu, 1970 ile 1984 arasında kesintisiz Şehir Tiyatrosu binası oldu ve benim için çok önemlidir. 1973’te bir lise talebesi olarak adım attığım o bina, 1976’da başlayan, 1978’de, 20 yaşımı sürerken henüz, kadrolu bir sanatçı olmama icazet veren o mekân, yalnız günümü değil, hayatımı adadığım bir bina idi. Çaycı Ali Dayı’dan tutun, her vakit muhkem orta kat kulisine, ben orada büyüdüm.
Benim Kadıköy Cep olarak hatırladığım bir bina var, Kadıköy Tiyatrosu, Süreyya Sineması’nın üst bitişiğinde. Süreyya Sineması’nın esasen Süreyya Opereti olarak yaptırıldığını da zaten herkes bilir. Kentli olanları kastediyorum. Yok, onların da çoğu bilmez aslında. Altı yıl sürmüş o sıfır koddan girip aşağı doğru inilen binadaki konukluğumuz.
Fatih Saraçhane (Reşat Nuri) ve Üsküdar Doğancılar (Musahipzade Celâl) tiyatrolarının bir tanesi “şimdilik” duruyor. Bu iki “baraka tiyatro” Ertuğrul Muhsin üstâdımızın dayatmasıyla ve hızla inşa edilmiş idi. Galiba Vali/Belediye Başkanı/Orgeneral Refik Tulga zamanı, herkes bunları bildiği için kaynağa bakmadan yazıp geçiyorum.
Rumelihisarı da 1961’de Şehir Tiyatrosu’nun kült mekânı olacağını belli etmiş idi. Yaz oyunu için Yedikule (Zindanı) ile birlikte ve tabii Açık Hava Tiyatrosu, bir büyük geleneğin kurulup dağılmasının simgelerindendi. Rumelihisarı’nda Hamlet ile Boğaz’a yelken açan ustamız Muhsin Ertuğrul, zaten şöyle övünürdü: “Uzun bir ömür sonunda dünyada ne yaptın, sorusuna hesap vermem gerekse; ne İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Adana’da açtığım devamlı temsiller veren çeşitli tiyatroları, ne sahneye koyduğum yüzlerce piyesi, ne de sahneye çıkardığım yüzlerce genci sayıp dökerdim, sadece Türk tiyatro repertuvarının tahtına Rumelihisarı’nda her yıl oynanan bir Hamlet oturttum diye övünürdüm ve bu benim elli şu kadar yıllık tiyatro çalışmamın en yüklü bir toplamı olurdu (Türk Tiyatrosu, 363). Rumelihisarı, ki az rüzgârını yemedim, pop müziğin organizatör ayağı şimdilerde.
Harbiye Yapı Endüstri Merkezi’ni, yaklaşık 500 kişilik bir salondu orası, hiç değilse kitapçı dükkânı olarak kullanabiliyoruz bugün, Aksaray’daki Küçük Opera, Bozkurt İlkokulu’ndaki Zeytinburnu Tiyatrosu, bir ara Erdem Buri işletmeciliğinde Ruhi Su’ya sahne veren Site Tiyatrosu, bir ara Hodri Meydan olmuş Esentepe Tiyatrosu, bir ara deneme tiyatrosu olmaya aday Zeynep Kâmil Salonu, bir ara Muhsin Hoca’nın son rüyası olan ve genişlemeyi en iyi temsil eden Gültepe, Bayrampaşa, Zeytinburnu Semt tiyatroları ise yok hükmündedir, acıtır canımızı.
Muhsin Hoca’nın, zamanında, “vizyonu hayli gelişkin” tiyatro publicumu tarafından ti’ye alınan Stadyumda Tiyatro hayalinden, kurup var ettiği Gezici Tiyatro ve Kahvelerde Tiyatro’suna; yakılıp yıkılmış Tepepaşı Dram’ın marangozhanelerinde, 1975’te Zeynep Oral/Beklan Algan’ın “Adsız Oyun”u ile dirilen eşsiz Deneme Sahnesi’ne, bahsedecek öyle çok yok edilmiş bina var ki, eğer bina çoğalması kıyamet alâmeti ise, korkmayın, kıyameti tiyatro davet etmeyecek.
Canım Mustafa’m, Irgat’ım, “Kurban adına, ölümü biraz daha temiz tutalım” demiş idi, Türk Motifi isimli sıkı şiirinde. Sümerbank deposu iken, Muhsin Ertuğrul tarafından tiyatro işlevi için dönüştürülmek üzere göze kestirilen Harbiye Tiyatrosu, ustamızın son mekânı idi aynı zamanda. Orada iken küstürülüp –elden- kaçırıldı hocamız.
Eskiden Etibank paviyonunu konuk etmiş yeşil alan, 1981’de, kirli bir söz kesme ile Harbiye Orduevi’ne devredilmiştir. Orası Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin rekreasyon alancığı idi oysa. Zaten, hocamız öldüğünde, 1979 senesinde yani, tiyatronun ismi Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi olmuştu; geç değil, doğrudur bu. Hangi yaşayan, bir binada vücûd bulmak ister ki?
İşte, yıkılıp kongre vadisine iliştirilmek istenen son bina, kentin merkezinde, “çok amaçlı virüs”ten bugüne dek sakınabildiğimiz, bağımsız olarak sadece tiyatro işlevini üstlenmiş Şehir Tiyatrosu’nun merkez binası Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’dir.
İstanbul’un tek opera, bale, konser salonu Aatürk Kültür Merkezi’nin açılışını da Şehir Tiyatrosu yapmış idi. Şimdi bir kez daha arsa rantına göz dikilen o binanın hayali, ta 1930’larda kurulduydu. 1946’da temeli atıldı, tam tamına 23 senede tamamlanabildi. 1969’da Kültür Sarayı adıyla açıldı ve alesta yandı ya da yakıldı, 1970’te. Restore edilip ikinci kez açılışı 1978 senesine karşılık gelir. 9 Ekim’de Oda Tiyatrosu’nda Oben Güney’in “Sırtımızdakiler” oyununu, 17 Ekim’de Büyük Salon’da Orhan Asena’nın “Ölü Kentin Nabzı” oyununu oynamıştı Şehir Tiyatrosu. Ne yapacaklarını, nasıl yapacaklarını, operanın, balenin, senfoni konserlerinin nerelerde yapılacağını vb. açıklamaya lûtfetmeyen birtakım zevat, yıkıcılıkta sınır tanımıyor. Bilebildiğimiz tek gerekçeleri, boyahanenin İstanbul’un en güzel manzarasına sahip oluşu ve zehirli boyalarla iş yapan amele takımı yerine hatırlı kişilere bu manzarayı seyrettirmenin daha uygun olacağı... Ankara’nın Yeni Sahnesi de apar topar yıkıldı, tam bu günlerde.
“Ölüm adına, hayatı biraz daha temiz tutalım” da demişti Irgat. Öte dünyası olan da olmayan da bizim gibi, yok oluşun şiddetli titreşimini bir ân için hisseder mi? Abdülhâk Hâmid’in Eşber’inin final diyalogunu yüksek sesle okumaya yürek indirebilir mi, yoksa olup biten, bir yanılsamanın sahneleri gibi yanı başımızdan akıp gider mi? Eşber’in finalinde ne mi yazmış idi Hâmid? İşte:
İskender: Ateşler içinde şehr-i Pencâb /Guya ediyor semaya rıhlet
Aristo: Mahvolmuş onunla bir de millet
İskender: Ey nefs-i harîs, aceb ne buldun
Aristo: Ey Şâh-ı cihan, muzaffer oldun!
İskender: Eyvâh... Eyvâh...
Aristo: Boş nedamet!
İskender: Kînûs, ne bu dehşet-û kıyâmet?/Söyle Peridas, nedir bu mahşer?
Peridas: Batlamyos’a sor...
İskender: Müverrih-î şer!
Batlamyos: Mûcib hakaarete ne apansız?/Tarihi yazan benim, yapan siz!
İskender: Efkarımı sen de etme tehyiç!/Rastû, bu nedir?
Aristo: Zafer veyâ hiç!
___________________________
*Türk Motifi, Mustafa Irgat (Aitsiz Kimlik Kitabı, YKY, 1993)
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=6895
01.04.2007 Radikal 2
Letafet Apartımanı’ndan başladım saymaya, “Ruy Blas” piyesinden bir bölümün gösterildiği Şehzadebaşı’ndaki Tatbikat Sahnesi’nden yani, o zamanki adıyla Darülbeda(y)i-i Osmani’nin ilk oyunu değildi ama ilk temsiliydi... Belleğimi de az bir şey zorlayarak saydım ve eksisiyle değilse de artısıyla düzeltilmeye açık bir rakama ulaştım: 49 ayrı sahneyi mesken tutmuş İstanbul Şehir Tiyatrosu.
Comédie-Française 1791’den bu yana Richelieu’deki binayı kullanıyor. 1718 tarihli Théâtre de la Nation da yerli yerindedir. Royal Shakespeare Company Stratford’daki binasında 1879’dan beri baki. Viyana’nın Burgtheater’ı da 1888’den bu yana Dr. Karl-Lueger-Ring’deki binasında ve 2010’da İstanbul Kültür Başkenti olacak diyorlar!
Mustafa Irgat, canım kardeşim, “Türk Motifi” isimli şiirini, bu yazıya memur ettiğim, başlıktaki mısra ile bitiriyordu: “Atılmışlık adına mevcudu biraz daha temiz tutalım”.
Letafet Apartımanı, Şehir Tiyatrosu tarihinde başlı başına bir anıt binadır ve bugün yerinde yeller esmektedir. Andre Antoine, Darülbedayi için oyuncu seçme işini bu binada yapmış, ilk temsil bu binada verilmiş, uzun dağınıklığa son vermek üzere, Ertuğrul Muhsin 1927 senesinde Darülbeda(y)i’nin kurumsal temelini bu tiyatroda atmış. Bizimkiler de bu binayı yer yeksan etmiş. Canımın içi memleketim! Sıkı mı “temiz tutalım”? Vardı da biz mi kirlettik? Yahut şöyle soralım: Suskunların belleği olur mu?
Herkes Darülbeda(y)i’nin motamot çevirisini biliyor: Güzellikler Evi. Bu ad, Ali Ekrem (Bolayır) tarafından enfes bir tercüme olarak teklif edilmiş, kabul görmüş 1914 senesinde. Darülbeda(y)i, Konservatuar sözcüğünün dilimizdeki mükemmel bir karşılığı. Bu talebe şürekâsı, yani Eliza Binemeciyan, Roza Felekyan, Nurettin Şefkati, Sara Mannik, Adriyan Hanım, Kınar Sıvacıyan, Ertuğrul Muhsin ve Ahmet Muvahhit, 1916 senesinde, ilk okul oyunlarını oynamış: “Çürük Temel”. Emile Fabre’dan Hüseyin Suat’in (Yalçın) adapte ettiği bu piyes tarihimizin başlangıç noktası addedilir. “Asker Ailelerine Yardımcı Hanımlar Cemiyeti”nin “menfaatine”, perşembe gündüzleri hanımlara, geceleri beylere gösterilen Çürük Temel piyesi, aramızda sarkastik biçimde de anılır: Darülbeda(y)i’nin ilk piyesi Çürük Temel!
Ne durumda olduğumuz iyiden iyiye anlaşılsın diye, birkaç yakası az açılmış bilgi vermeliyim. 1994 senesine kadar, Çürük Temel’in sadece Üçüncü Perdesinin transkripsiyonu yapılmış idi. Yani bu piyesin ne mene bir şey olduğu hemen hemen bilinmiyordu. 1924-27 yıllarına ait bir sufle defterinden yola çıkarak, Sezai Gülşen ve Doğan Yavaş ilkin transkripsiyonu gerçekleştirdi. Böylece bizim de bir tarihimiz oldu –çok meraklıyızdır ya!-.
Çürük Temel’in oynandığı binanın o esnadaki adı Tepebaşı Kışlık Tiyatrosu. Monark bir ad. Piyesin Dekor-Kostüm tasarımını yapan biliniyor: Bernard Rosentahl. Rejisörü ise bilinmiyor. Garip ama öyle! Konuşacak ve öğrenecek ne çok “şey” var. Max Meinecke Başrejisörlüğe getirilene kadar da, Dekor-Kostüm yapanın adı afişte yok. Oradan geldik, buyuz, nereye gidiyoruz!
Tepebaşı Dram Tiyatrosu, İstanbul’un en önemli tiyatro binası... idi... 1870’lerde –bu bile net değil- Guatelli Paşa’ya tiyatro binası yapsın ve yirmi beş yıl işletsin diye üç bin arşın boyunda bir arsa veriliyor Tepebaşı’nda. Fermanlı tabii ki ve merak etmeyecekler için söyleyelim, İkinci Abdülhamid dönemi. Guatelli Paşa, 1855’te kurulan İstanbul Şehremaneti ile sorunlar yaşıyor ve 6. Daire’ye devrediyor imtiyazını. Bu 6. Daire meselesi de ayrı konu. Esasen beşincisi, birincisi, yedincisi olmayan bir Daire bu. Merak unsuru ve bir bilenine aktarma arzûsu ile geçelim. Bir tek ekleme yapmalı yalnız, bu arsanın, yani Tepebaşı Dram Tiyatrosu’nun altı mezarlık idi.
Tepebaşı Tiyatrosu’nun encamı, başlı başına bir “memleketin hali” hikâyesidir. Dram Tiyatrosu, Komedi Tiyatrosu, marangozhane ve işlikleri ile İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun merkezi olan bu bina, artan arsa kapitali yüzünden ağzı sulananlarca, “ahşap, döküntü bina... harabe... perişan sahne... yangın tehlikesi var...” propagandalarına maruz bırakıldı önce. 7 Ocak 1970’de törenle boşaltıldı ve Harbiye’ye taşındı Şehir Tiyatrosu. 1970’in Nisan ayında birinci yangın, ertesi yıl ikinci yangın... kül oldu kentin belleğine nüfuz etmiş en köklü tiyatro binası.
Üçüncü mekânı Darülbeda(y)i’nin Ferah Tiyatrosu, ki pek meşhurdur, Şehzadebaşı’nda. Adı kaldı yadigâr, elbette. Kadıköyü’ndeki Apollon’u, Abraham Paşa Korusu’ndaki Fransız Tiyatrosu takip ediyor. Burası da, topoğrafyayı araştırmaya gönül indirmeyecekler için söylemeli, Beykoz’da ve yok hükmünde.
İstiklal’deki Lüks Sineması’nın binası Odeon idi. Seks filmleri gösteren bir sinemaya evrildi. Sonra arsa rantı galebe çaldı, yıkıldı, devasa bir inşaat alanı olarak perdeli bugün. Orasını Virgin isimli, pek sevdiğim müzik marketi alacak deniliyor. Ne ironi ama; Tevfik Fikret de, şehrimden “bin kocadan artakalmış bîve-i bâkir” diye bahsetmiş idi. 1875’te adı Verdi Tiyatrosu mu idi oranın? Hay allah!
Şimdilerde iğrenç renkleriyle askıya alınmış, statiği kusurlu, depreme dayanıksızlığı tescilli TRT binası, Tepebaşı’ndaki, kısmen Dram Tiyatrosu’nu ve kısmen de Komedi Tiyatrosu’nu işgali altına almış durumda. Komedi’nin eski adları arasında Anfiteatr da var. Şair Mustafa Irgat “Kendi adına, hiçliği biraz daha temiz tutalım” da yazmış idi aynı şiirinde. Biliyordu da yazdıydı.
Ferhan Şensoy kardeşimin dişiyle tırnağıyla kurtardığı Fransız Sirkinde de tam altı yıl, 1936 ile 1942 arasında gösteri yaptı İstanbul Şehir Tiyatrosu. Ferhan kim diye merak edenler için söyleyelim; üzerine işhanı yapılan İstiklal Caddesi’ndeki kurtarılmış sirk/operet/paten alanının adı Ses Tiyatrosu’dur artık. Yaşa be Ferhan! Locaları bile, sahneye değil, orta alana bakan o vahayı var ettiğin için. Söylerler ki, Sirk sonrası, tiyatroya dönüştürüldüğünde, at pisliği kokusu uzun süre gitmemiş içeriden.
Lütfü Kırdar Belediye Reisi iken yapılan Açıkhava Tiyatrosu, ki şimdilerde Kongre fetişizmi ile altı/üstü tartışılıyor, yıllar boyu yazlık mekânı olmuştur Şehir Tiyatrosu’nun ve İstanbul halkının. İlk oyun 9 Ağustos 1947’de Kral Oidipus imiş, tragedya.
Eminönü Halkevi, bilmeyenler son kalan birkaç bilenden öğrensin, bir efsane idi. Yedi yıl da orada oyun oynamışız. Aksaray’daki Türkocağı’nda iki yıl, Gülhane Parkı’nda iki yaz...
On bin lira kirası çok geldiği için terk edilen ve Hatemoğlu’nun konfeksiyon deposu olarak istihdam edilirken yanıp tarümar olanYeni Komedi Tiyatrosu’na gelir isek, iş biraz değişir. 765 kişilik salonu ile, Beyoğlu Emek Sineması’nın sokağındaki (Yeşilçam Sokağı/Rue Devaux) o sıcak ve kişilikli binada tam yirmi yılı geçti İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun. Orayı terk ettiren zihniyeti idare eden adam ise, bilebildiğim en entelektüel Belediye Başkanı olan Ahmet İsvan idi. Entelektüel yöneticisi, entelektüel kavramını aşağılayanlara servis veren bir ülkede, herkes tehdit altındadır, iyice bilinsin. Bir de, söylemezsem çatlayacağım, Yeni Komedi hâlâ mümkündür.
Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nun salonu, 1970 ile 1984 arasında kesintisiz Şehir Tiyatrosu binası oldu ve benim için çok önemlidir. 1973’te bir lise talebesi olarak adım attığım o bina, 1976’da başlayan, 1978’de, 20 yaşımı sürerken henüz, kadrolu bir sanatçı olmama icazet veren o mekân, yalnız günümü değil, hayatımı adadığım bir bina idi. Çaycı Ali Dayı’dan tutun, her vakit muhkem orta kat kulisine, ben orada büyüdüm.
Benim Kadıköy Cep olarak hatırladığım bir bina var, Kadıköy Tiyatrosu, Süreyya Sineması’nın üst bitişiğinde. Süreyya Sineması’nın esasen Süreyya Opereti olarak yaptırıldığını da zaten herkes bilir. Kentli olanları kastediyorum. Yok, onların da çoğu bilmez aslında. Altı yıl sürmüş o sıfır koddan girip aşağı doğru inilen binadaki konukluğumuz.
Fatih Saraçhane (Reşat Nuri) ve Üsküdar Doğancılar (Musahipzade Celâl) tiyatrolarının bir tanesi “şimdilik” duruyor. Bu iki “baraka tiyatro” Ertuğrul Muhsin üstâdımızın dayatmasıyla ve hızla inşa edilmiş idi. Galiba Vali/Belediye Başkanı/Orgeneral Refik Tulga zamanı, herkes bunları bildiği için kaynağa bakmadan yazıp geçiyorum.
Rumelihisarı da 1961’de Şehir Tiyatrosu’nun kült mekânı olacağını belli etmiş idi. Yaz oyunu için Yedikule (Zindanı) ile birlikte ve tabii Açık Hava Tiyatrosu, bir büyük geleneğin kurulup dağılmasının simgelerindendi. Rumelihisarı’nda Hamlet ile Boğaz’a yelken açan ustamız Muhsin Ertuğrul, zaten şöyle övünürdü: “Uzun bir ömür sonunda dünyada ne yaptın, sorusuna hesap vermem gerekse; ne İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Adana’da açtığım devamlı temsiller veren çeşitli tiyatroları, ne sahneye koyduğum yüzlerce piyesi, ne de sahneye çıkardığım yüzlerce genci sayıp dökerdim, sadece Türk tiyatro repertuvarının tahtına Rumelihisarı’nda her yıl oynanan bir Hamlet oturttum diye övünürdüm ve bu benim elli şu kadar yıllık tiyatro çalışmamın en yüklü bir toplamı olurdu (Türk Tiyatrosu, 363). Rumelihisarı, ki az rüzgârını yemedim, pop müziğin organizatör ayağı şimdilerde.
Harbiye Yapı Endüstri Merkezi’ni, yaklaşık 500 kişilik bir salondu orası, hiç değilse kitapçı dükkânı olarak kullanabiliyoruz bugün, Aksaray’daki Küçük Opera, Bozkurt İlkokulu’ndaki Zeytinburnu Tiyatrosu, bir ara Erdem Buri işletmeciliğinde Ruhi Su’ya sahne veren Site Tiyatrosu, bir ara Hodri Meydan olmuş Esentepe Tiyatrosu, bir ara deneme tiyatrosu olmaya aday Zeynep Kâmil Salonu, bir ara Muhsin Hoca’nın son rüyası olan ve genişlemeyi en iyi temsil eden Gültepe, Bayrampaşa, Zeytinburnu Semt tiyatroları ise yok hükmündedir, acıtır canımızı.
Muhsin Hoca’nın, zamanında, “vizyonu hayli gelişkin” tiyatro publicumu tarafından ti’ye alınan Stadyumda Tiyatro hayalinden, kurup var ettiği Gezici Tiyatro ve Kahvelerde Tiyatro’suna; yakılıp yıkılmış Tepepaşı Dram’ın marangozhanelerinde, 1975’te Zeynep Oral/Beklan Algan’ın “Adsız Oyun”u ile dirilen eşsiz Deneme Sahnesi’ne, bahsedecek öyle çok yok edilmiş bina var ki, eğer bina çoğalması kıyamet alâmeti ise, korkmayın, kıyameti tiyatro davet etmeyecek.
Canım Mustafa’m, Irgat’ım, “Kurban adına, ölümü biraz daha temiz tutalım” demiş idi, Türk Motifi isimli sıkı şiirinde. Sümerbank deposu iken, Muhsin Ertuğrul tarafından tiyatro işlevi için dönüştürülmek üzere göze kestirilen Harbiye Tiyatrosu, ustamızın son mekânı idi aynı zamanda. Orada iken küstürülüp –elden- kaçırıldı hocamız.
Eskiden Etibank paviyonunu konuk etmiş yeşil alan, 1981’de, kirli bir söz kesme ile Harbiye Orduevi’ne devredilmiştir. Orası Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin rekreasyon alancığı idi oysa. Zaten, hocamız öldüğünde, 1979 senesinde yani, tiyatronun ismi Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi olmuştu; geç değil, doğrudur bu. Hangi yaşayan, bir binada vücûd bulmak ister ki?
İşte, yıkılıp kongre vadisine iliştirilmek istenen son bina, kentin merkezinde, “çok amaçlı virüs”ten bugüne dek sakınabildiğimiz, bağımsız olarak sadece tiyatro işlevini üstlenmiş Şehir Tiyatrosu’nun merkez binası Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’dir.
İstanbul’un tek opera, bale, konser salonu Aatürk Kültür Merkezi’nin açılışını da Şehir Tiyatrosu yapmış idi. Şimdi bir kez daha arsa rantına göz dikilen o binanın hayali, ta 1930’larda kurulduydu. 1946’da temeli atıldı, tam tamına 23 senede tamamlanabildi. 1969’da Kültür Sarayı adıyla açıldı ve alesta yandı ya da yakıldı, 1970’te. Restore edilip ikinci kez açılışı 1978 senesine karşılık gelir. 9 Ekim’de Oda Tiyatrosu’nda Oben Güney’in “Sırtımızdakiler” oyununu, 17 Ekim’de Büyük Salon’da Orhan Asena’nın “Ölü Kentin Nabzı” oyununu oynamıştı Şehir Tiyatrosu. Ne yapacaklarını, nasıl yapacaklarını, operanın, balenin, senfoni konserlerinin nerelerde yapılacağını vb. açıklamaya lûtfetmeyen birtakım zevat, yıkıcılıkta sınır tanımıyor. Bilebildiğimiz tek gerekçeleri, boyahanenin İstanbul’un en güzel manzarasına sahip oluşu ve zehirli boyalarla iş yapan amele takımı yerine hatırlı kişilere bu manzarayı seyrettirmenin daha uygun olacağı... Ankara’nın Yeni Sahnesi de apar topar yıkıldı, tam bu günlerde.
“Ölüm adına, hayatı biraz daha temiz tutalım” da demişti Irgat. Öte dünyası olan da olmayan da bizim gibi, yok oluşun şiddetli titreşimini bir ân için hisseder mi? Abdülhâk Hâmid’in Eşber’inin final diyalogunu yüksek sesle okumaya yürek indirebilir mi, yoksa olup biten, bir yanılsamanın sahneleri gibi yanı başımızdan akıp gider mi? Eşber’in finalinde ne mi yazmış idi Hâmid? İşte:
İskender: Ateşler içinde şehr-i Pencâb /Guya ediyor semaya rıhlet
Aristo: Mahvolmuş onunla bir de millet
İskender: Ey nefs-i harîs, aceb ne buldun
Aristo: Ey Şâh-ı cihan, muzaffer oldun!
İskender: Eyvâh... Eyvâh...
Aristo: Boş nedamet!
İskender: Kînûs, ne bu dehşet-û kıyâmet?/Söyle Peridas, nedir bu mahşer?
Peridas: Batlamyos’a sor...
İskender: Müverrih-î şer!
Batlamyos: Mûcib hakaarete ne apansız?/Tarihi yazan benim, yapan siz!
İskender: Efkarımı sen de etme tehyiç!/Rastû, bu nedir?
Aristo: Zafer veyâ hiç!
___________________________
*Türk Motifi, Mustafa Irgat (Aitsiz Kimlik Kitabı, YKY, 1993)
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=6895
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)