İletişim

muhsinertugrulsahnesi@gmail.com

24 Mart 2007 Cumartesi

Hiç Ama Hiç Fark Etmez

Gürol Tonbul
guroltonbul@aksam.com.tr

Firdevs Meydanı’ndaki Saddam Heykeli’ne ilk balyozu vuran halterci Kadim El Cuburi: “O gün çok umutluydum ancak şimdi yaptıklarıma çok pişmanım. Anladım ki tanıdığın şeytan, bilmediğin şeytandan daha iyidir. Şimdi kim dost, kim düşman bilmiyoruz” demiş.

Şimdilerde yıkılan, kapanan sahneler konusunda suskun kalanlar var ya, bir gün inanın El Cuburi’nin sözlerini bile söyleyemeyecekler. Yarattıkları; en azından suskun kalarak destekledikleri ortamın, kaosun rüzgarında onların da yelkenlileri yol alamayacak. Bunun farkına vardıkları gün, çöl ortasında susuz kalanlar gibi vaha arayacaklar ama boşuna...

Sanat ateşinin kentlerin orta yerinde yanmasına izin vermeyenler şimdi de Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne attılar kirli ellerini. Türkiye Seyahat Acenteleri (TURSAB) tarafından yıkılıp Kongre Vadisi ucube projesine katılmak istenen Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin de yıkılacağı söyleniyor.

Yıkım gerçekleşince Radyoevi müze olacakmış! Açıkhava Tiyatrosu’nun üstü kapatılacak, Kongre Vadisi’ne bağlanacakmış. Sonra Muhsin Ertuğrul Sahnesi de yıkılarak modern bir binaya çevrilecekmiş. Bak, bak bak!

Efendim, İstanbul’un göbeğinde yer alan sanat kurumu Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkımına adım adım geliniyor. Özel tiyatrolara devlet yardımını kestikleri yetmiyormuş gibi, salonlarını da bir bir alıyorlar ellerinden. Devlet Tiyatroları’nda oyuncularının dizilerde oynayıp oynayamayacağı tek sorunmuş gibi bir bardak suda fırtına koparmaya çalışıyorlar. Ama sahneye hiç uğramayan, sadece dizilerde boy gösterenlere ilişkin hiçbir radikal karar yok. Yeni Sahne’nin sadece yeni bölümü ilgilendirdi onları. Şimdi de kadife (!) eldivenleriyle Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yaşam kanallarını tıkamaya çalışıyorlar; hiç ama hiç utanmıyorlar...

Tiyatro ve sahne gösterileri yapacak tek salon kalmayınca kültürün yetkilileri zil takıp oynamaya mı başlayacaklar yoksa? Tiyatro adamı Haşmet Zeybek’in belirttiği gibi, Pekin Operası’nı yıkabilir misiniz? İtalya’daki Piccolo Tiyatro’yu ya da İngiltere’deki Globe Tiyatro’yu ortadan kaldırıp Kongre Vadisi yapacağım diyebilir misiniz? Yanıtı açıktır: Diyemezsiniz...

Ama iş bu güzelim ülkenin tiyatro salonları olunca vur abalıya!

Süleyman Nazif ünlü bir şairimiz. Bir ara kuş beslemeye merak sarmış. Hindistan’dan getirilen bir papağana çocuğu gibi bakarmış...

Bir gün Cenap Şahabettin, ünlü yazarımız, kendisini ziyarete gitmiş. Süleyman Nazif bir yandan papağanının kafesini temizliyor, bir yandan da misafiriyle ilgileniyormuş. Kafesin kapısını bu sohbet anında açık unutmasın mı? Papağan kafesin açık kapısından pırr uçuvermiş...

Süleyman Nazif çok üzülmüş ama Cenap Şahabettin başlamış gülmeye... Süleyman Nazif’in tepesi atmış, “Yahu, bunda gülünecek ne var?” demiş sinirle... Cenap Şahabettin gevrek gevrek gülerken yapıştırmış yanıtını: “A birader, kuş elden gittikten sonra ister ağla, ister gül. Ne fark eder ki?”

Yıllardır sahip olduğumuz tiyatro salonları, elimizden giderse, ister gülün, ister ağlayın, hiç ama hiç fark etmez!

24.03.2007

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=71960,10,75

Hiç yorum yok: