31.03.2007
Atilla Birkiye
Belleksiz bir toplumuz. Ama bazı kurum ve kimi kişilerin belleği zayıf da olsa, ellerinde belge olmalı (belgeyle gezmeli!) Bellek ile belge arasındaki ilişki de bu yüzden olsa gerek.
Kültür sanat dünyasının son zamanlarındaki en önemli konusu iki “simge yapı”nın yıkılacak oluşu. Biri Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi; öteki de Taksim’deki AKM (Atatürk Kültür Merkezi).
Darülbedayi’nin yaklaşık yüz yıllık geçmişi var. Öncelikle bir “okul” kimliğiyle 1914’te Saraçhane’deki Letafet Apartımanı’nda açılan bu kurum çeşitli serüvenlerden sonra 1970’te şimdiki Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi adlı binaya geçiyor. (Sümerbank’ın eski bir sergi salonu kurum için yeniden düzenlenmiş.) İstanbul Şehir Tiyatrosu adını da 1934’te almış olan kuruma (ve de tiyatromuza) Muhsin Ertuğrul’un katkıları çok büyüktür.
Şimdilerde de bu yapı, “Kongre Vadisi Projesi” dolayısıyla yıkılacakmış! (Vadi dediğiniz yeşil olur!) Gerek Muhsin Ertuğrul’un adıyla gerekse kurumla simgeleşmiş, özdeşleşmiş bu yapıyı yıkmanın hangi haklı gerekçeleri olabilir?
Bilgisizliğin doruğu
Yazımızın asıl konusu AKM’nin yıkım sorunu. Bilindiği gibi sanatçılar bu yıkımı protesto etmek üzere geçen pazartesi bir araya geldiler ve tepkilerini çeşitli sanatsal biçimlerde dile getirdiler. Her zaman olduğu gibi Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un sözleri de evlere şenlikti:
“Ancak maalesef o günün anarşist komünistleri, (bunu da söylüyorum, sanatın dostu kim, sanatın içine tüküren kim, sanatı yakan kim, sanatı yapan kim bilsinler diye) burada burjuvalar eğleniyor diye sabote ettiler ve yaktılar.” (28 Mart, Radikal)
Vahim olan durum bu sözlerden çok, Sayın Bakan’ın bunları bir süre önce yine söylemiş olması. Bir bakan bu kadar bilgisiz, bu kadar belleksiz, bu kadar “belgesiz” olabilir mi? Kuşkusuz ki “Kültür Bakanlığı” gibi bir kurumun çok sayıda danışmana gereksinimi vardır. Birçok konuda, doğal olarak danışmanlar bilgi verir. Bu durumda ya bakana bilgi verilmemiş ya da bakan her zamanki gibi “uyku” halinde.
Demek ki Sayın Bakan ve danışmanları Referans gazetesini okumuyor ya da beni okumuyor ya da ciddiye almıyor ya da...
Bir buçuk yıl önce AKM’nin yıkım konusu gündeme geldiğinde, 3 Eylül 2005 tarihinde bu köşede bakanın hatasını düzeltmiştim. (Başkaları da yazmıştı.) O zaman, AKM ile ilgili bir soru üzerine bakın Sayın Bakan ne demiş:
“Maalesef burada burjuva sanatları oynanıyor diye, o zamanki ülkücüler, şey affedersiniz komünist gençler tarafından yakılmıştır.” (Birgün, 28.8.2005)
Ben de bir bakana yakışmayacak bu sözleri ve bilgisizliği düzelterek işin “doğru”sunu yazmıştım:
“Bildiğim kadarıyla AKM’deki (o zaman Kültür Sarayı) yangın bir kazadan çıkmıştı. Bir oyun sırasında (Cadı Kazanı), kulisteki 4. Murad oyununa ait dekorlardan biri bir spota değiyormuş, bir süre sonra da çok ısındığından alev almış (ya da benzer bir durumdan alev almış). Böylesine durumlarda sahnedeki çelik perdeyi indirecek ve yangını kontrol altına alacak sistem çalışmamış. Bir başka söylentiye göre de bu sistemi çalıştıracak olan Alman teknisyen ortada yokmuş; yangın birden büyümüş, güzelim bina kül olmuş (22.11.1970).
Daha sonra, yirmi iki kişi (on yedisi idam istemiyle) dönemin 2 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılanmış. Haliç’teki Marmara, Kastamonu, Eminönü vapurlarının sabotaj davasıyla da ilişkilendirilmiş. Sonra bu yirmi iki sanık beraat etmiş. Yılmaz Güney de Sanık (1975) adlı romanında bu olayı anlatır. ‘Sabotaj Çetesi’ olarak adlandırılan yirmi iki kişiye de epeyce işkence yapılmış (bunlardan biri de oyuncu Levent Yılmaz’dır).”
İstifa edin!
Bilmiyorum başka söze gerek var mı? Ama birincisi derin bir bilgisizliğe giriyor; acaba ikincisi neye giriyor. Bir bakan, hele hele “kültür bakanı” kendi alanıyla ilgili böylesine bilgisiz olabilir mi? Böylesine boş laf edebilir mi? Üstelik aradan iki yıl geçmeden. Bu arada danışmanlar ne yapar? Bu arada böyle bir bakana sahip olan kültür-sanat dünyası ne yapmalıdır?
Ben sizi uyarmıştım Sayın Bakan, siz Referans’ı önemsemediniz; oysa adında pek de gizli olmayan bir “anlam” var. Bence siz yol yakınken istifa edin (ne var ki “genellikle” de giden geleni aratır)!
Kaynak: http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=63416&ForArsiv=
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder